Serbest hükümet içinde serbest din kurumu." Din ve devlet işlerinin ayrılması lüzumunu gösteren başka bir formül de budur. Fransa meclislerinin kabul ettiği 1905 tarihli ayrılık kanununun prensibi en iyi bir surette bu formülle ifade olunabilir. Bu kanun hükümleri mevzumuzu aydınlatacak…devamıSerbest hükümet içinde serbest din kurumu." Din ve devlet işlerinin ayrılması lüzumunu gösteren başka bir formül de budur. Fransa meclislerinin kabul ettiği 1905 tarihli ayrılık kanununun prensibi en iyi bir surette bu formülle ifade olunabilir. Bu kanun hükümleri mevzumuzu aydınlatacak esaslar olduğu için bunlar üzerinde pek kısa da olsa şöylece durmakta fayda vardır:1- Devlet tarafından tanınmış hiçbir din yoktur: Devlet, vatan hürriyetinin ve âmme nizamının emrettiği tahdidat dairesinde din ayinlerinin serbestçe icrasını temin eder. Devlet hiçbir din tanımaz; umumi bütçeden hiçbir din masrafı vermez. Din, evvelce olduğu gibi, bir âmme hizmeti değildir; onun tatbikine çalışanlar memur değildir. Devlet için muhtelif dinler arasında fark yoktur. Devlet dinlerin hepsini himaye eder; kanun önünde yalnız eşit haklara sahip vatandaşlar vardır. Umumi bütçelerden din için masraf edilemeyeceği hakkındaki prensibin bir istisnası vardır ki o da, devletin yatılı mekteplerle, hastane, hapishane gibi umumi müesseselerin bütçesine para koymasıdır. Bu para, muhtelif din saliklerine sarf edileceği için tarafsızlığa aykırı sayılmaz. Belediye bütçesi umumi bütçe değildir ve belediyelerin birçok hususlarda dini masraflar etmesi kabul olunmuş, devlet şûrası da bu hususta müspet kararlar vermiştir.2- Ayin icrasına mahsus binalar: Bu binaların yalnız kullanılış hakkını kanun ruhban kurullarına bırakmıştır.3- Ruhbana ait mallar: Kanunun emrettiği şekil altında din cemiyetleri kurulacak ve bu mallar bu din cemiyetlerine devir olunacaktır.4- Din cemiyetleri: Kanun her kiliseye mensup dindarlara birer din cemiyeti kurmak müsaadesini vermişti. Bunlar "Association Cultuelle" adını taşıyacaktı. Bunlar birer hukuki şahsiyet olacaklardı. Bu cemiyetleri bilhassa her bölgede o bölgenin baş papazı kuracaktı. Katolik dininin en esaslı vasfının hiyerarşi denen sınıf silsilesi olduğunu, yani zirvede papanın ve en aşağıda köy papazının bulunduğunu düşünen kanun, Roma'ya bağlı bir baş papaz tarafından tasvip edilmeyen bir din cemiyetinin bir Katolik cemiyeti olamayacağını bildiği için bu husustaki hükmü pek geniş tutmuş idi. Bu cemiyetler kendi aralarında da birleşecek ve bir konfederasyon kurabileceklerdi. Devlet papazların tayininden kesin surette elini çekiyor, papaya tam bir serbesti bırakıyordu. Buna rağmen papa X. Pie bütün Katolik Fransızlara bu şekilde cemiyetler teşkilini yasak etti ve çok karışık bir durum hasıl oldu.
5- Din ayinlerinin inzibatı (Police des cultes): Kanunda her dinin serbestçe icrası hakkında olduğu gibi, herkesin hürriyetinin muhafazası hakkında da takyidi ahkâm vardır. Fransa'da zaten fiiliyatta girmiş olan din ayini serbestisini temin eden ilk kanun budur denebilir. Daha evvel ve Napolyon konkordası hukuken yürümekte iken Katoliklik bir amme hizmeti sayıldığı ve ruhbana umumi bütçeden maaş ve masraf verildiği gibi Protestanlık ile Yahudiliğin icrasına da ayrı ayrı nizamnamelerle müsaade edilmiş idi ve bu dinlerin de papazlarıyla hahamlarına umumi bütçeden maaş ve masraf verildiği için bunlar da birer amme hizmeti addolunurdu. Yani Protestanlık ve Yahudilik, bir din serbestisi dolayısıyla değil, fakat devlet tarafından masrafı verilen ve bu vesile ile kontrol edilen birer amme hizmeti oldukları için serbestiye maliktiler. Diğer herhangi bir dinin icrası, esas itibariyle yasaktı ve ancak hükümetten izin almaya mütevakkıftı. Bu din salikleri ancak devlet şurasından geçen bir karar ile mabet açabilirlerdi. Kanun bu yasakları kaldırmıştır. Bugün Fransa'da her din hiçbir müsaadeye ihtiyaç olmadan icra edilir. 1905 kanunu yeni bir dinin icrası için hükümete beyanname vermek külfetini koyduğu halde, bundan sonra çıkarılan 1907 kanunu bu külfeti de ortadan kaldırmıştır. Bu kanunlar din adamlarının yani "papazların" vatandaşlara karşı hakareti ihtiva eden sözlerini, yazılarını ve ilanlarını; kanunlara karşı mukavemeti havi sözlerini ve yazılarını; vatandaşların bir kısmını diğerleri aleyhine tahrik eden sözlerini ve yazılarını, umumi hükümler dairesinde, cezalandırmaktadır. İki kanunda da mevcut olan hükümler çok hürriyetperveranedir. Herhangi bir şahsı tehdit ile bir dinin ayinini icraya cebredeni veyahut o dinin icrası için para vermeye zorlayanı tecziye ettiği gibi aynı suretle yine bir şahsı herhangi bir dini icradan veya para yardımı yapmaktan mene icbar edeni de şiddetle cezalandırmaktadır. Denebilir ki bugün Fransa'da din meselesi ve pürüzlerini tanzim eden bu iki kanundur. 1907 kanununda kiliseler dışında yapılacak dini merasimde ne suretle hareket edileceğini, dini cenaze alaylarının yapılması şekillerini, din alametlerinin yalnız ayin yapılan yerlerde nasıl konulacağını gösteren çok etraflı hükümler vardır. Kanunlarda özellikle şu iki noktaya dikkat olunmuştur:Din ayinini herkes için kolay kılmak ve bu vesile başka hiçbir kimseyi rahatsız etmemek,Ayinin serbestisini bozacak olanlarla hükümetin gösterdiği kolaylığı kötüye kullananları cezalandırmak.Bu çok hürriyet koruyucu hükümlere rağmen papa, Fransa hükümetinin konkordayı böyle kanun ile ve bir taraflı olarak bozmasını bir türlü affetmedi ve kilise idarelerinde hasıl olan karışıklık durum uzun zaman sürdü. Hükümet lâkaydisini muhafaza etti. Nihayet 1924 senesinde papa —bu sefer Pie XI. idi— bir anlaşma yapmak istedi ve onun teklifi ile hükümet durumu hukukşinaslara incelettirdi. Kurulan hukukşinaslar heyeti bir "Din statüsü" yazdılar. Bu statünün meseleyi halleden ikinci maddesi şöyledir: "Böyle bir cemiyetin gayesi Katolik kilisesi anayasasına göre papadan inabe almış olan baş papazın yetkisi ve idaresi altında Katolik dini ayinlerinin idamesi ve masraflarının teminidir." Statünün bahsettiği cemiyet, ayrılık kanunu mucibince kurulup kendisine bütün din binalarının ve ruhban mallarının idaresi verilmek istenen "Association cultuelle"dir ki hukukşinaslar bunu cemiyetler kanununa aykırı görmediler. Pie X.'nin asla kabul etmediği bu cemiyetleri halefi kabul etti; fakat cemiyetlerin adının "Association diocésaine" olmasını istedi hükümet bu adı da kabul ettiği için Fransa din meseleleri üzerinde istediği sükuna kavuştu.Hülasa edersek diyebiliriz ki, bir memlekette vicdan hürriyeti dediğimiz din hürriyeti olmak için herkesin;a) İstediği şeye inanması ve bu inancını istediği gibi izhar etmesi, yani ayin yapması;b) Mabetlerin ve teferruatının serbestçe kurulması lazımdır.Fakat bu da yetişmez; mabetlerin, maksatlarına varmak ve yaşamak için menkul ve gayri menkul servete malik olmaları da lazımdır. Bu sebeple bir yerde din hürriyeti tam olmak için böyle tesisler yapmak, cemiyetler kurmak hürriyeti de mevcut olmalıdır.