Bununla beraber dini düşüncelerin devlet işlerine karışmamalarının temin yolunda ortaya konan en önemli hüküm, Ceza Kanunumuzun 163'üncü maddesinde ifadesini bulmuştur.Bu madde iki ayrı faaliyeti ele almış ve yasaklamış bulunmaktadır. Bunlardan birincisi laikliğe aykırı olarak devletin içtimai, iktisadi, siyasi veya hukuki…devamıBununla beraber dini düşüncelerin devlet işlerine karışmamalarının temin yolunda ortaya konan en önemli hüküm, Ceza Kanunumuzun 163'üncü maddesinde ifadesini bulmuştur.Bu madde iki ayrı faaliyeti ele almış ve yasaklamış bulunmaktadır. Bunlardan birincisi laikliğe aykırı olarak devletin içtimai, iktisadi, siyasi veya hukuki temel nizamlarını kısmen dahi olsa dini esaslara uydurmak maksadıyla cemiyet teşkil, tesis, tanzim, sevk ve idare etmek veya bu kabil cemiyetlere girmek yahut girmek için yol göstermekten ibarettir. İkincisi ise böyle bir cemiyetle alakadar olmaksızın, yine aynı maksatlarla ve bunlardan ayrı olarak siyasi menfaat veya şahsi nüfuz temin ve tesis eylemek maksadıyla dini, dini hissiyatı veya dince mukaddes tanınan şeyleri alet ederek propaganda yapmak veya telkinde bulunmaktan ibarettir. Maddenin bu ikinci kısmı yakın zamanda yürürlüğe girmiş olan "Vicdan ve toplanma hürriyetinin korunması hakkında kanun"la kısmen tadil edilmiş bulunmaktadır.Demek ki, 163'üncü maddede derpiş olunan birinci fiil, cemiyet kurmak veya bu cemiyete girmekten ibarettir. Maddenin ilk üç fıkrasında nizamlanmış olan bu hareketin cezalandırılabilmesi için, şu olayların oluşması gerekir:1- Bir cemiyet tesis, teşkil, tanzim, sevk ve idare edilecek veya böyle bir cemiyete girilecek yahut girmek için başkalarına yol gösterilecek (maddi unsur).2- Bu cemiyet laikliğe aykırı olarak devletin içtimai veya iktisadi veya siyasi veya hukuki temel nizamlarını, kısmen dahi olsa, dini esas ve inançlara uydurmak maksadıyla kurulmuş olacak (manevi unsur).Maddi unsurun başlıca vasfı ortada bir cemiyetin mevcudiyetidir. Ancak bunu cemiyetler kanununun anladığı manada, yani bir nizamnamesi, bir idare meclisi, bir umumi heyeti bulunan muntazam bir teşekkül olarak anlamamak iktiza eder. Bir dini liderin etrafında toplanan kimseler de 163'üncü maddenin anladığı manada bir cemiyet kurmuş olurlar. Mesela dini liderin soyadından kinaye kendilerine (... talebeleri) dedirten bir topluluk da, bir cemiyettir. Bittabi bu cemiyetin aynı zamanda siyasi bir maksat gütmesi ve bu bakımdan bir siyasi parti hüviyetini iktisap eylemesi de mümkündür.Kanun ceza bakımından cemiyeti sevk ve idare edenlerle cemiyete girenleri veya girmek için başkalarına yol gösterenleri birbirinden ayırmıştır. Cemiyeti teşkil, tesis, tanzim veya sevk ve idare edenler 2 yıldan 7 yıla kadar ağır hapis cezasına maruz kaldıkları halde, cemiyete girenlerveya girmek için yol gösterenlere verilecek ceza 7 günden 6 aya kadar hapistir.Bununla beraber kanun böyle bir cemiyetin dağılması emredildikten sonra başka bir nam altında kurulabileceğini de düşünmüş ve dağılmasına emredilmiş bu gibi cemiyetlerin sahte nam altında veya muvazaa şeklinde olsa dahi yeniden tesis, teşkil, tanzim veya sevk ve idare edilmesini suç saydığı gibi, bu fiilleri işleyen kimselerin cezalarını dahi artırmıştır.Bilinmelidir ki, bu dağılma emri ancak adli mercilerden, yani mahkemelerden verilebilir. Gerçekten Cemiyetler Kanunu bir cemiyetin idari bir kararla dağıtılmasını tecviz etmemiş, bu salahiyeti sulh hâkimine tanımıştır. İşte sulh hâkimi bir cemiyetin Cemiyetler Kanunu’na muhalif olarak dini esaslara müstenit olduğunu tespit ile bunun feshine karar verecek olursa ve bu cemiyet 163’üncü maddede derpiş olunan maksatla kurulmuş bulunursa, sözü geçen cemiyetin fesih kararını gelecek aynı veya başka kurucular tarafından muvazaalı olarak yeniden kurulması halinde failler hem kurucu olarak ceza görecekler, hem de cezaları artırılacaktır. Ancak bunun için cemiyet kurucularının 163’üncü maddeye göre cezalandırılabilmeleri gerekir. Diğer bir tabirle mevzubahis cemiyet ileride göreceğimiz maksatla teşkil veya tesis edilmiş olmalıdır. Böyle bir maksat güdülmeksizin sadece dini bir cemiyetin kurulması halinde 163’üncü madde değil, Cemiyetler Kanunu tatbik edileceği cihetle, bu cemiyetin mahkemece feshi üzerine muvazaalı olarak yeniden kurulması halinde, kurucular hakkında yukarıda arz olunan ceza tatbik edilemez. Yapılacak şey -şayet şartları varsa- yeni cemiyet hakkında da mahkemece fesih kararı vermek ve kurucuları yeni Cemiyetler Kanunu’nda yazılı hafif cezalarla cezalandırmaktan ibarettir.Bir cemiyetin 163’üncü maddeye temas edebilmesi için, bu cemiyetin belli bir maksatla tesis, teşkil, tanzim veya sevk ve idare edilmesi lazım geldiği gibi, gerek kurucular ve gerek katılanlar meyanında bulunan bir failin bu maddeye göre cezalandırılabilmesi için de cemiyetin bu maksada dönük olduğunu bilmesi iktiza eder.163’üncü maddenin 1’inci fıkrasında derpiş olunan maksat “laikliğe aykırı olarak devletin içtimai veya iktisadi veya siyasi veya hukuki temel nizamlarını, kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak”tan ibarettir. Mesela Medeni Kanun’un kaldırılıp yerine dini esaslardan mülhem bir esasın konulmasını isteyen, iktidardaki partinin dini esaslardan mülhem olarak icrai hükümet etmesini arzu eden, devletin resmi bir dini olmasınıni kendisine şiar edinen, dinen günah olduğu için faiz müessesesinin kaldırılması ve bankalara para yatırılmaması maksadını güden, dini öğretimde bulunmak için teşekkül eden bir cemiyet, sırasıyla devletin hukuki, siyasi, iktisadi ve içtimai temel nizamlarını dini esas ve inançlara uydurmak maksadını hedefleyen bir teşekküldür. İşaret edelim ki 163’üncü maddenin tatbiki için, mevzubahis teşekkülün bütün cemiyet kaidelerini dini esaslara istinat ettirmek istemesi şart değildir. Kanun "veya" kelimesiyle ayırmak suretiyle, siyasi içtimai, iktisadi, hukuki temel nizamlarından sadece birinin dini esaslara uydurulmak gayesinin güdülmesini kâfi gördüğü gibi, bu bir tek nizamın dahi kısmen dini esaslara uydurulmak istenmesi halinde de suçun teşekkül edeceğini kabul etmiştir. Mesela sırf dini düşüncelerle karma tedrisatın kaldırılmasını istemek, suçun teşekkülü için kâfi sayılabilir.163’üncü maddede düşünülen ikinci fiil, bir cemiyet teşkiline hacet olmaksızın propaganda yapmak veya telkinde bulunmaktan ibarettir. Bu suçun unsurlarını da şu suretle istikra edebiliriz:1- Propaganda yapmak veya telkinde bulunmak (maddi unsur);2- Bu propagandada dini hissiyatı veya dince mukaddes tanınan şeyleri alet etmek (maddi unsurun vasfı);3- Şu üç maksattan birini takip etmek (manevi unsur):a) Laikliğe aykırı olarak devletin içtimai veya iktisadi veya siyasi veya hukuki temel nizamlarını, kısmen dahi olsa, dini esas ve inançlara uydurmak maksadı;b) Siyasi menfaat temin ve tesis etmek maksadı;c) Şahsi nüfuz temin ve tesis etmek maksadı.Bu böyle olmakla beraber, son çıkan ve kısaca “Vicdan Hürriyeti Kanunu” diye anılan kanun bu propaganda veya telkinde bulunmak fiili bakımından 163’üncü maddeyi kısmen değiştirmiş bulunmaktadır. Bu itibarla bu fiili tetkik ederken her iki metni bir arada mütalaa etmemiz icap eder.Acaba Vicdan Hürriyeti Kanunu’nun 1’inci maddesi yukarıdaki unsurlarda ne gibi bir değişiklik yapmıştır?Maddi unsuru teşkil eden propaganda yapmak ve telkinde bulunmak bakımından arada hiçbir fark yoktur: Nasıl ki 163’üncü maddeye göre propaganda veya telkinin şekil ve sureti haizi ehemmiyet değil ise, Vicdan Hürriyeti Kanunu bakımından da bunun ehemmiyeti yoktur. Yalnız 163’üncü madde mucibince propaganda veya telkin neşir yolu ile yapıldığı takdirde ceza üçte birden yarıya kadar artırıldığı ve neşir yeri veya neşir vasıtası bakımından az zarar umulan hallerde ceza esas fiilin cesından daha az olduğu halde, Vicdan Hürriyeti Kanunu’na göre fiilin neşir yolu ile işlenmesi cezanın daima yarı nisbetinde artırılmasını icap ettirir ve zararın hiffeti hasebiyle cezada kanunen herhangi bir indirme yapılamaz; bittabi hâkim takdiri hafifletici sebepler dolayısıyla cezayı tezyil etmek salahiyetine yine maliktir