Maddi unsurun vasfını teşkil eden propaganda veya telkin vasıtalarına gelince, her iki madde arasında bu bakımdan da mühim bir fark yoktur. Her ne kadar Vicdan Hürriyeti Kanunu "dini kitapları" ayrıca zikretmişse de, her dinde din kitapları o dince mukaddes tanınan…devamıMaddi unsurun vasfını teşkil eden propaganda veya telkin vasıtalarına gelince, her iki madde arasında bu bakımdan da mühim bir fark yoktur. Her ne kadar Vicdan Hürriyeti Kanunu "dini kitapları" ayrıca zikretmişse de, her dinde din kitapları o dince mukaddes tanınan eşyadan ma-dut olduğu cihetle din kitaplarını alet ederek yapılan bir propagandanın 163'üncü maddesinin sınırı içine girmemesi için sebep tasavvur edilemezdi. Mesela "Kuran saltanatından maada bütün saltanatların mülga" olduğundan bahsetmek, 163'üncü maddenin tatbikini icap ettirebilirdi.Asıl değişiklik manevi unsur bakımından vuku bulmuştur. Gerçekten Vicdan Hürriyeti Kanunu'na göre laikliğe aykırı olarak devletin içtimai veya siyasi veya hukuki temel nizamlarını, kısmen de olsa, dini esas ve inançlara uydurmak maksadı artık aranmamaktadır. Ancak şurasını ehemmiyetle belirtelim ki, 163'üncü maddeye göre, manevi unsur üç maksattan birinin bulunması halinde tahakkuk edeceği cihetle, fail diğer iki maksattan biriyle hareket ettiği takdirde yine cezalandırılabilirdi; yani failin cezalandırılabilmesi için mutlaka devletin içtimai, iktisadi, siyasi veya hukuki temel nizamlarını dini esas ve inançlara uydurmak maksadıyla hareket etmesi şart değildi. Siyasi menfaat veya şahsi nüfuz temini için hareket ettiği takdirde de 163'üncü maddenin tatbiki mümkündü.Bu böyle olunca, bugün bir kimse yukarıda vasfı izah edilen propaganda veya telkini siyasi veya şahsi nüfuz veya menfaat temini için değilde, devletin içtimai, iktisadi, siyasi veya hukuki temel nizamlarını dini esaslara dayandırmak maksadıyla yapmış olsa mesela Medeni Kanun'un kaldırılıp yerine dini esaslardan mülhem bir nizamın konulması hakkında kendisine hiçbir siyasi veya şahsi nüfuz veya menfaat temin edemeyecek olan- bir propagandada bulunsa vaziyet ne olacaktır? Şayet biz Vicdan Hürriyeti Kanunu'nun 1'inci maddesinin hususi ve muahher hüküm olmak itibariyle 163'üncü maddenin 4'üncü fıkrasını zımnen ilga ettiği neticesine varacak olursak, bugünkü durumda böyle bir propagandanın cezalandırılması imkânsız olacaktır, zira tek başına yürürlükte olan Vicdan Hürriyeti Kanunu sadece siyasi veya şahsi nüfuz ve menfaat bulunduğu takdirde fiili cezalandırmakta, bunlardan başka bir maksatla yapılan dini propaganda veya telkini suç saymamaktadır.Fikrimizce, Vicdan Hürriyeti Kanunu'nun, sadece siyasi veya şahsi nüfuz veya menfaat temini maksadıyla yapılan din propagandasını cezalandırdığı doğrudur; fakat bu demek değildir ki, başka bir kanun aynı propagandanın bu maksatlardan gayri bir maksatla yapılmasını suç sayamaz: İşte 163'üncü madde aynı propagandanın devletin iktisadi, siyasi veya hukuki temel nizamlarını dini esas ve inançlara uydurmak maksadıyla yapılmasını suçlamış bulunmaktadır ve Vicdan Hürriyeti Kanunu 163'üncü maddeyi bu bakımdan ilga etmemektedir.Demek oluyor ki, propaganda devletin iktisadi, içtimai, siyasi veya hukuki temel nizamlarını, kısmen de olsa, dini esas ve inançlara uydurmak maksadıyla yapılmışsa 163'üncü madde tatbik edilecek, diğer bir maksatla hareket edildiği takdirde -bu maksatlar Vicdan Hürriyeti Kanunu'nda ayrıca derpiş edildiği cihetle- bu kanunun 1'inci maddesi tatbik olunacaktır. Diğer bir ifade ile, Vicdan Hürriyeti Kanunu, sadece siyasi ve şahsi nüfuz ve menfaat maksatları bakımından 163'üncü maddeyi tadil etmiştir.Şurasını da belirtelim ki, 163'üncü madde sadece siyasi menfaatten bahsettiği halde, Vicdan Hürriyeti Kanunu siyasi nüfuz veya menfaat demek suretiyle bunu genişletmiştir. Mesela bir kimsenin seçim propagandası yaparken, kendisinin seçilmesini temin maksadıyla yukarıda vasıf ve izah edilen din propagandasına girişmesi, siyasi menfaat temini maksadıyla hareket edildiğini gösterir ve bu fiil 163'üncü maddeye göre de suç sayılır. Buna mukabil aynı kimse siyasi bir menfaatten uzak olmakla beraber, propaganda veya telkinine muhatap olan şahısların siyasi kanaatleri üzerinde müessir olmak, bilfarz bu şahısların şu veya bu partiye rey vermelerini temin etmek istiyorsa, siyasi nüfuzdan bahsetmek daha doğru olur; işte bu fiil ancak yeni kanunla suç haline getirilmiştir.Keza 163'üncü madde sadece şahsi nüfuzdan bahsetmekte olduğu halde, Vicdan Hürriyeti Kanunu "şahsi nüfuz veya menfaat" demek suretiyle bunun da hududunu genişletmiştir. Mesela şeyhlik taslamak, bazı risale veya kitapların "kalbe gelen şiddetli ihtarlar" neticesinde yazıldığını, bundan 30-40 sene önce bugünkü hadiselerin bir önsezi şeklinde görüldüğünü söylemek, şahsi nüfuz temini maksadıyla hareket edildiğini gösteren hususlardır ve bunların cezalandırılabilmesi için Vicdan Hürriyeti Kanunu'nun çıkarılmasına kadar intizar etmeğe mahal yoktu, zira 163'üncü maddeye göre bu maksatla din propagandasının yapılması suç teşkil ederdi. Yeni kanun, şahsi nüfuza bir de şahsi menfaat maksadını ilave etmiştir. Kanun siyasi menfaati ayrıca zikrettiğine göre, bu şahsi menfaatin propaganda veya telkininde bulunan kimsenin şahsına ait ve fakat gayri siyasi bir menfaatten ibaret bulunması lazım gelmektedir. Bu bakımdan propagandanın bir gazete veya dergi marifetiyle yapılması halinde, gazete veya derginin sahibinin bunun satışı neticesinde elde edeceği menfaatin "şahsi menfaat" sayılıp sayılmayacağı, üzerinde durulması icap eden bir meseledir. Şayet bu satış neticesinde elde edilecek menfaat "şahsi menfaat" addedilirse gazete veya dergi ile yapılan her türlü din propagandasının Vicdan Hürriyeti Kanunu'na göre cezalandırılması lazım gelecektir. Mesela bir din mecmuasında bilfarz namazın nasıl kılınacağını anlatmak, Kuran'ın bazı ayetlerini izah etmek, cezalandırmak icap edecektir, zira ortada bir propaganda vardır, bu propagandada din veya dini kitaplar alet edilmiştir, nihayet bu propaganda şahsi menfaat temin etmek maksadiyle yapılmıştır, çünkü mecmuanın satışından gelen menfaat bir şahsi menfaattir. Görüleceği vechiyle maddenin bu şekilde anlaşılması her türlü dini neşriyatın men edilmesi gibi bir neticeye götürür. Fikrimizce şahsi menfaat maksadının hedef tutulduğu başka delillerden veyahut yazının münderecatından anlaşılmadıkça, sırf satıştan doğacak menfaatin mevcudiyetinden bahsedilerek manevi unsurun tahakkuk ettiği neticesine varılmamak icap der. Yahut -hiç olmazsa- bu nevi dini neşriyatın bir propaganda veya telkin teşkil etmediği, binnetice maddi unsurun gerçekleşmediği kabul olunmalıdır. Yalnız şurasını söyleyeyim ki, maddenin ıtlakı tazammun eden hükmü satışıktan mütevellit menfaatin de "şahsi menfaat" addedilmesine müsaittir ve madde sadece bu maksatla hareket edilmesini kafi gördüğü cihetle, fiiliyatta o nüshadan bir menfaat elde edilmemiş olsa bile, gazete veya mecmua sahibinin cezalandırılması mümkündür.Vicdan Hürriyeti Kanunu'nun 2'nci maddesi aynı kanunun 1'inci maddesinde yazılı fiilin bir cemiyet mensubu tarafından işlenmesine taalluk etmektedir. Şurasını belirtelim ki, bu 2'nci madde sadece 1'inci maddeye taalluk ettiği cihetle, din propagandasının siyasi veya şahsi nüfuz veya menfaat temini maksadıyla değil de, devletin içtimai, iktisadi, siyasi veya hukuki temel nizamlarını dini esas ve inançlara uydurmak maksadıyla hareket edilmesi -yani Ceza Kanunu'nun 163'üncü maddesinin tatbik olunması- halinde uygulanamaz. Demek oluyor ki, bir parti mensubu kendisine siyasi veya şahsi bir nüfuz veya menfaat temin etmek için değil de yukarıda söylenen maksatla din propagandası yapacak olursa, Vicdan Hürriyeti Kanunu'nun 2'nci maddesi mucibince partiye keyfiyet bildirilmeyecek ve partica yapılması gereken bir takım hareketler bulunmayacaktır.