Fiil Vicdan Hürriyeti Kanunu'nun 1'inci maddesine temas edip de cemiyet mensubu tarafından işlendiği takdirde, aynı kanunun 2'nci maddesine göre yapılacak muamele şudur: Fiilin işlendiği yer savcılığı keyfiyet cemiyetin umumi merkezindeki başkanına veya bunun kanuni mümessiline tebliğ edilecektir. Gerek bu tebliğin…devamıFiil Vicdan Hürriyeti Kanunu'nun 1'inci maddesine temas edip de cemiyet mensubu tarafından işlendiği takdirde, aynı kanunun 2'nci maddesine göre yapılacak muamele şudur: Fiilin işlendiği yer savcılığı keyfiyet cemiyetin umumi merkezindeki başkanına veya bunun kanuni mümessiline tebliğ edilecektir. Gerek bu tebliğin vukuundan ve gerek cemiyet umumi idare heyetinin fiile başka suretle muttali olmasından itibaren bir ay içinde propaganda veya telkinde bulunan kimse hakkında cemiyetçe inzibati muamele tatbik edilmek yahut yine bu müddet zarfında fiilin tasvip edilmemiş olduğu suçun işlendiği yer savcılığına yazılarak bildirmek lazım gelir. Demek oluyor ki, cemiyetin umumi idare heyeti serbest bırakılmıştır: İsterse azası hakkında inzibati bir ceza tertip edecektir -ki bu tariki ihtiyar ettiği takdirde bunu herhangi bir merciye bildirmek mükellefiyetinde değildir- dilerse fiili tasvip etmediğini fiilin işlendiği yer savcılığına yazı ile bildirecektir; bu takdirde artık inzibati ceza tertip etmek mecburiyeti yoktur.Bundan başka yine cemiyetlerin umumi idare heyetleri cemiyet mensuplarının 1'inci maddede yazılı suçu işlememelerini temin için gerekli tebliğ ve tamimleri yapmak, teftiş ve murakabelerde bulunmak gibi tedbirleri ittihaz etmekle mükelleftir.Şayet umumi idare heyetleri bu mecburiyet ve mükellefiyetleri yerine getirmezse, işbu heyete dahil olan her şahıs, din propagandasının yapıldığı yerdeki asliye ceza mahkemesi tarafından 500 liradan 5000 liraya kadar ağır para cezasına mahkûm edilir. Bundan başka yine aynı mahkeme cemiyetin feshine karar verebileceği gibi, işbu fesih kararından önce dahi cemiyetin faaliyetten mennine de hükmolunabilir.Bu izahattan anlaşıldığı veçhile inzibati cezayı müddetinde tatbik etmeyen veya fiili tasvip etmediğini yine müddetinde yazılı olarak bildirmeyen, azayı bu kabil propagandalardan menedecek tedbirleri ittihaz etmeyen cemiyetin umumi idare heyeti azası ferden cezalandırılacaktır ve bu ceza asli cezadır. Cemiyetin feshi ise hâkimin takdirine bırakılmış tamamlayıcı bir cezadır. Cemiyetin hükümden önce faaliyetten menedilmesi ise, bir ihtiyati nihai hükümle birlikte cemiyetin feshedilip edilmediğine de karar verilmek icap eder.İşaret edelim ki, cemiyetin feshine karar verebilmek için cemiyet umumi idare heyetinin yukarıda izah olunan mükellefiyetleri ifa etmediklerinin subutu kâfi olup, bunların azanın fiiline bir suretle iştirak etmelerişart değildir. Nitekim Vicdan Hürriyeti Kanunu'nun 3'üncü maddesi, cemiyetle din propagandası bulunan cemiyet mensubu arasında iştirak bulunması halini ayrıca derpiş etmiştir.Bu 3'üncü maddeye nazaran, cemiyetin propaganda fiiline iştirak ettiği anlaşıldığı takdirde, umumi idare heyetine dahil olanlar hakkında esas propaganda yapan kimseye verilecek olan ceza tertip olunur ve herhalde cemiyetin feshine karar verilir. Hükümden önce cemiyeti faaliyetten men edebilmeye hakim yine mezundur.Demek oluyor ki, cemiyet umumi idare heyetine mensup olan kimselerin iştiraki sadece fer'i olsa, bilfarz propagandada bulunan azayı sadece teşvik etseler, yahut kendisine propagandasına esas teşkil eden vesika veya notları verseler (iş ve vasıta tedarik etmek) yahut propagandadan sonra kendisine yardımda bulunacaklarını vaat etseler, yine fiilin tam cezasıyla cezalandırılacaklar, yoksa Vicdan Hürriyeti Kanunu'nun 1'inci maddesinde yazılı ceza, Türk Ceza Kanunu'nun 65'inci maddesinde gösterilen nispetler dairesinde tenzil edilmeyecektir. Zira Vicdan Hürriyeti Kanunu'nun 3'üncü maddesi, alelıtlak iştirakten bahsetmekte, iştirakin asli veya fer'i olması bakımından herhangi bir tefrik yapmamaktadır.3'üncü madde cemiyetin iştirakinden bahsetmektedir. Demek oluyor ki, bu maddenin tatbik edilebilmesi için, propagandadan önce cemiyet umumi idare heyetini terkip eden zevatla, propagandada bulunan kimse arasında bir anlaşmanın tespiti iktiza eder. Bu itibarla umumi idare heyetine mensup bir kimse ile, hatta cemiyetin başkanı veya genel sekreteri ile propaganda yapan kimse arasında anlaşmanın bulunması, 3'üncü maddenin tatbiki için kâfi değildir, zira bu madde "cemiyet"le bir anlaşma ve iştirakin mevcudiyetini şart koşmaktadır: Başkan veya genel sekreter ise cemiyeti temsil edebilirlerse de, cemiyetin kendisi değillerdir.Bu suretle mevzuatımızda suç sayılan laikliğe aykırı hareketlerin en önemlilerini gözden geçirmiş bulunmaktayız. Kanunların cemiyet ihtiyaçlarından doğduğu, tarihi seyir neticesinde muayyen bir hükme ihtiyaç hasıl olduğu takdirde o hükmün sevkedileceği doğrudur. Fakat yine tarih bize bunun aksini ifade eden bir sürü misal göstermektedir. Bazen idare edenlerin iradesi muayyen bir hükmü topluluğa kabul ettirmekte ve yavaş yavaş bunun lüzumuna kail olan topluluk o hükme zamanla alışmaktadır. Cemiyetimizin de laik hükümlere alışacağı ve onları benimseyeceği günler yakındır. Bu hükümler neticesinde devletin kuvvetlendiğini, itibarının arttığını, iktisadi sahada birçok ilerlemeler kaydettiğini gören halk, bunların değerini daha çok anlayacak ve irtica hareketleri gittikçezayıflayacaktır. İşte o zaman laikliği korumak için cezai müeyyidelere lüzum bile kalmayacaktır. Ancak bunun için başta gelen şart, halkı laikliğin lüzum ve faydasına inandırmak, laiklik hakkında irtica hareketleri tarafından ileri sürülmüş tezvir ve iftiralarla mücadele etmekten ibarettir. Türk Devrim Ocaklarının ve Milli Tesanüt Birliği'nin yakın bir zamanda kendilerine terettüp eden bu vazifeyi başarmasını ve binnetice laikliğin aşkın hareketlerin ceza tehdidi altına alınıp suç sayılmalarına ihtiyaç hissetmeyecek devirlere bizi süratle ulaştırmasını candan temenni ederim