-İhtimalleri Uyandırmak- Dünya, üzeri örtülü sonsuz bir olasılıklar ülkesidir. Henüz yaşanmamış her hikaye, atılmamış her adım ve seçilmemiş her yol, bir köşede sessizce sırasını bekler. Bizler hayatın hızlı akışında koştururken, aslında o görünmez olasılıklar denizinin kıyısında yürürüz. Rumi’nin dediği gibi:…devamı-İhtimalleri Uyandırmak-
Dünya, üzeri örtülü sonsuz bir olasılıklar ülkesidir. Henüz yaşanmamış her hikaye, atılmamış her adım ve seçilmemiş her yol, bir köşede sessizce sırasını bekler. Bizler hayatın hızlı akışında koştururken, aslında o görünmez olasılıklar denizinin kıyısında yürürüz. Rumi’nin dediği gibi: "Dünyada olabilecek her bir olay için misal aleminde sayısız ihtimal uyur. Siz ağzınızdan çıkardığınız sözlerle o ihtimalleri uyandırırsınız."
Peki, gün içinde farkında olmadan fısıldadığımız, dilimizden dökülüveren o kelimeler gerçekte neye dokunur?
Bazen bir şeye niyet ederiz, içimizden bir ses "zaten olmayacak" der. O an, olumsuzluğun uykusunu bölmüş, onun ihtimalini kendi ellerimizle uyandırmış oluruz. Kelimeler sadece ses tellerimizden çıkan titreşimler değildir; her biri, o devasa olasılık evrenine gönderilmiş birer davetiyedir. İnsan, neyi çok zikrederse, adımlarını da farkında olmadan o zikrin patikasına doğru çevirir. Korkularımızı büyüttükçe o korkunun evrenini genişletir, güzel kelimeler fısıldadıkça güzel ihtimallerin kapısını aralarız.
Bugün modern bilimin kuantum dünyasında "gözlemcinin etkisi" dediği, ya da paralel evrenlerin o sonsuz ihtimal teorilerinde aradığı şey, aslında asırlar öncesinden ruhumuza üflenen o kadim sırrın ta kendisidir: İnsan, kendi gerçekliğinin şahididir. Ve şahit, gördüğü kadar gösterdiğiyle de sorumludur. Kader, bizim dışımızda yazılmış donuk bir senaryo değil; ağzımızdan çıkan her güzel kelimeyle, attığımız her umutlu adımlarla anbean dokunan canlı bir örgüdür.
İnsanın kaderine o zarif müdahalesi tam da burada başlar: Kelimelerini seçtiği yerde.
Yorulup durduğumuzda, yolumuz kapandığında ya da kendimizi bir çıkmazın ortasında bulduğumuzda şikayet etmek yerine, dilimize ve kalbimize dönüp bakmak gerekir: Sahi, biz her gün hangi ihtimalleri uyandırıyoruz? Hayatın bizi getirdiği o virajlarda, farkında olmadan kendi çıkmaz sokaklarımızı mı inşa ediyoruz, yoksa teslimiyetin o bilge kıyısında yeni bir kapının aralanmasını mı bekliyoruz? Belki de insanın asıl gücü, her şeyi kontrol etmeye çalışmasında değil; dilinden dökülen kelimelerin, o görünmez evrende neleri harekete geçirebileceğini idrak etmesindedir. Neticede kader, bizim aceleci planlarımızın ötesinde, kendi vaktini bekleyen o saklı döngülerin içinde şekillenir. Biz bugün, kalbimizin hangi köşesindeki o uykuda olan ihtimalin uykusunu bölmeye hazırız?