Spoiler içeriyor
Ray Bradbury’nin 1950’lerde kaleme aldığı bu kült distopya, teknolojinin insanları esir aldığı ve derinlemesine düşünmenin yasaklandığı uzak bir geleceği konu alır. Bu gelecekte evler tamamen yangına dayanıklı malzemelerle üretildiği için, bildiğimiz anlamda itfaiyeciliğe gerek kalmamıştır. İtfaiye teşkilatı artık yangın söndürmek…devamıRay Bradbury’nin 1950’lerde kaleme aldığı bu kült distopya, teknolojinin insanları esir aldığı ve derinlemesine düşünmenin yasaklandığı uzak bir geleceği konu alır. Bu gelecekte evler tamamen yangına dayanıklı malzemelerle üretildiği için, bildiğimiz anlamda itfaiyeciliğe gerek kalmamıştır. İtfaiye teşkilatı artık yangın söndürmek yerine, toplumu "düşünme tehlikesinden" korumak adına itfaiyecilerin sadece kitap yaktığı baskıcı bir kuruma evrilmiştir.
Başkahramanımız Guy Montag, işini hiç sorgulamadan yapan, görevine sadık bir itfaiyecidir. Ancak hayatı, sıra dışı ve hayat dolu bir genç kız olan Clarisse ile tanışmasıyla altüst olur. Clarisse’in sorduğu sorular ve insanları uyuşturan bu sistemi sorgulayan tavrı, Montag’ın içinde derin bir vicdan muhasebesi başlatır.
Montag’ın kırılma noktası ise, evindeki gizli kütüphanesiyle birlikte kendi isteğiyle yanmayı tercih eden yaşlı bir kadın olur. Bir insanın kitaplar için canını feda etmesi Montag’ı derinden sarsar ve o andan itibaren gizlice sistemin yasakladığı kitapları evinde biriktirmeye başlar.
Ancak bu tehlikeli sır, düzenin koruyucusu olan İtfaiye Şefi Beatty’nin ve her an tetikte bekleyen mekanik tazıların dikkatinden kaçmayacaktır. En nihayetinde Montag, bir ihbar üzerine gittikleri görevde kendi eviyle ve mesleğiyle yüzleşmek zorunda kalır. Bu andan itibaren Montag için sadece bir vicdan muhasebesi değil, sistemden kaçış ve hayatta kalma mücadelesi başlayacaktır.
Alıntılar;
📚“Sürücülerin çimenlerin, çiçeklerin ne olduğunu bilmediklerini düşünüyorum bazen; çünkü onları asla yavaş giderken göremezler,” dedi kız. “Bir sürücüye yeşil bir bulanıklık gösterirsen ‘Ah evet! Bunlar Çimen!’ der. Ben de bir bulanıklık? ‘Bu birgül bahçesi!’ Beyaz bulanıklıklar evlerdir. Kahverengi bulanıklıklar ineklerdir.”
28
📚Sayımız çok fazla, diye düşündü. Milyarlarcayız ve bu çok fazla. Kimse kimseyi tanımıyor. Yabancılar gelip mahremiyetimizi ihlal ediyor. Yabancılar gelip kalbimizi söküyor. Yabancılar gelip kanımızı alıyor. Ulu Tanrım, o adamlar kimdi? Onları daha önce hiç görmemiştim!
36
📚Bir sürü huniye su döküyorlar ve alttan akan şeye şarap diyorlar, ama değil.
50
📚Hepimiz birbirimize benzemeliyiz. Anayasa’nın dediği gibi, herkes hür ve eşit doğmaz ama herkes eşit hale getirilir. Her insan diğer herkesin suretidir: o zaman herkes mutlu olur çünkü sinmelerine yol açacak, kendilerini kıyaslayacakları dağlar yoktur. Yani! Yandaki evde Bulunan bir kitap, dolu bir tabancadır. Yak onu. Silahın mermisini al. Adamın zihnine zorla gir. Okumuş adamın hedefinin kim olacağını kim bilebilir? Ben mi? Onları bir dakika bile midem kaldırmaz.
79
📚Belki kitaplar bizi mağaradan biraz çıkarabilir. Belki hep aynı, lanet olası, çılgınca hatalar yapmaktan alıkoyabilirler bizi!
95
📚İnşa etmeyenler yakmalıdır.
112
📚İnsanlar neden insanlara acı vermek istiyor? Dünyada yeterince acı yokmuş gibi, illa insanları öyle şeylerle rahatsız edeceksiniz!
124
📚“Sonunda becerdin. Bizim Montag güneşe yakın uçmak isteyip kanatlarını yaktı.
139
📚Ne de olsa bugünlerde herkes ‘Bana bir şey olmaz’, diye düşünüyor, bunu biliyor, buna kesinlikle emin. ‘Başkaları ölür ama ben yaşamayı sürdürürüm.’
140