“Eğitim, bilgi ve beceri aktarımının yanında karakter inşasıdır.” Çocuklar zorbalığı doğuştan öğrenmez. Gördükleri dünyayı taklit ederler. Evde şiddet gören çocuk şiddeti normalleştirir. Gücü elinde bulunduranların hesap vermediğini gören çocuk gücü hak sanır. Sosyal medyada aşağılamanın ödüllendirildiğini gören çocuk bunu iletişim…devamı“Eğitim, bilgi ve beceri aktarımının yanında karakter inşasıdır.”
Çocuklar zorbalığı doğuştan öğrenmez. Gördükleri dünyayı taklit ederler. Evde şiddet gören çocuk şiddeti normalleştirir. Gücü elinde bulunduranların hesap vermediğini gören çocuk gücü hak sanır. Sosyal medyada aşağılamanın ödüllendirildiğini gören çocuk bunu iletişim biçimi olarak benimser. Zorbalık, toplumsal şiddetin çocuk yaşlara inmiş halidir.
Şiddeti durdurmak için güç kullanmak meşru mudur? Hakları korumak için bazı özgürlükler sınırlandırılabilir mi?
Kesin bir cevap yok. Ama dizi izleyiciyi rahatsız ederek düşündürmeyi başarıyor.
Toplum genellikle mağdur olarak öğrencileri görür. Oysa dizi öğretmenlerin de mağdur olabileceğini hatırlatıyor. İftira suçlamaları, asılsız şikayetler, sosyal medya linçleri, veli baskıları ve kurumsal yalnızlık öğretmenlerin psikolojik dayanıklılığını tüketiyor. Dizi bu gerçekliği kurguya taşıyor.
Bir çocuğu korumak için hazırlanan yasa, kötü niyetli kullanıldığında bir öğretmenin hayatını mahvedebiliyor. Bu durum yalnızca eğitim sisteminin değil, hukuk sisteminin de kırılganlığını gösteriyor. Dizi burada hukukun kötüye kullanılmasını eleştiriyor. Çünkü adalet sistemleri kusurlu insanlar için tasarlanır. Kusurlu insanlar ise bazen yasaları koruma amacıyla değil, silah olarak kullanırlar.
Dizide beni en çok etkileyen unsurlardan biri de kurbanların mahremiyetine yönelik yaklaşım oldu. Kurbanların haber malzemesine dönüştürülmesini eleştiriyor. Çünkü günümüzde medya ve siyasi kutuplaşma çoğu zaman gerçeği aramaktan çok algı üretmeye çalışıyor. Bu nedenle dizide sık sık karşımıza çıkan teşhir kültürü, aslında çağımızın en büyük sorunlarından birinin yansıması. Hakikatin yerini görünürlük alıyor. Gerçeğin yerini algı alıyor. Vicdanın yerini ise gündem alıyor.
Toplum suç işleyenleri cezalandırmayı sever ama onları iyileştirmeyi çoğu zaman önemsemez. Oysa dizi suçlu öğrencilerin bir kısmının aslında yıllardır ihmal edilmiş, istismar edilmiş veya sevgisiz büyümüş çocuklar olduğunu gösteriyor. Bu onları masum yapmaz. Davranışı anlamak, davranışı onaylamak değildir. Dizi bu ayrımı çok başarılı kuruyor.
Çünkü yalnızca ceza vermek çözüm değildir. Yalnızca rehabilite etmek de çözüm değildir. Asıl mesele bu ikisi arasında denge kurabilmektir.
Bir toplum yalnızca suçlular yüzünden çökmez. İyi insanların sessizliği yüzünden de çöker. Öğretmenler korktuğunda... Öğrenciler konuşamadığında... Veliler sorumluluk almak yerine saldırdığında... Siyasetçiler çözüm yerine algı ürettiğinde... Medya hakikatten çok reyting peşinde koştuğunda... Hukuk adalet yerine prosedüre sıkıştığında...
Bu nedenle diziyi yalnızca eğitim sistemi eleştirisi olarak okumak eksik kalır. Aslında anlatılan şey, otorite ile özgürlük arasındaki kırılgan denge, hak ile sorumluluk arasındaki ilişki ve bireysel ahlakın toplumsal düzen üzerindeki etkisidir.
Bir okulun çöküşü, aslında bir toplumun geleceğinin çöküşüdür. Çünkü bugün sınıflarda yaşananlar, yarının sokaklarında, mahkemelerinde, şirketlerinde ve devlet kurumlarında karşımıza çıkacaktır. Bu yüzden dizi boyunca verilen mücadele yalnızca birkaç öğrenciyi kurtarma mücadelesi değildir. Bir nesli kaybetmeme mücadelesidir.
“Daha kaç öğretmen ve öğrencinin okullarından çıkıp da evlerine varamadıklarına şahit olacağız? Ne zaman bir öğretmen okulda ölse sistemi değiştireceğinizi söylüyorsunuz. Sistem bir hadisenin akabinde kurulmaz, sorunu önlemek için tasarlanır.”