Başta kitabı okuduktan sonra buraya bir ton uzun uzun taslakladigim alintilari karakter siniriyla karşılaşacağımdan yorum olarak paylaşmayı düşünüyordum ama daha sonra ulaşmak istediğim hedef kitlenin birinin bile okumaya tenezzül etmeyeceğini bildiğim için vazgectim. Bahsettiğim hedef kitle de Kuran'ı zaten benimsemiş,…devamıBaşta kitabı okuduktan sonra buraya bir ton uzun uzun taslakladigim alintilari karakter siniriyla karşılaşacağımdan yorum olarak paylaşmayı düşünüyordum ama daha sonra ulaşmak istediğim hedef kitlenin birinin bile okumaya tenezzül etmeyeceğini bildiğim için vazgectim. Bahsettiğim hedef kitle de Kuran'ı zaten benimsemiş, sadece Kuran'ı benimseyen tayfa değil. Benim esas ulaşmak istediğim kitle gelenekçi kitleydi ama dediğim nedenlerden ötürü öyle bir paylaşim yapma gereği bile duymadım. Zaten 1000kitap'ta da paylaştım samimi görüşümü(kitabın en çok alıntısı da bende 400 veya 500 küsür alıntıyla) ama bir kişinin bile okumadığını görmem şokuyla (oysa 5 kişi beğenmişti) insanların ne kadar umursamaz olduğunu bir kez daha gördüm.. Ağzımla kusta tutsam sizi o sabit fikrinizden vazgeçiremeyecegim için siz 'uydurulan' atalar dininden devam edebilirsiniz. Ama madem tebliğ görevimiz biz ihtarimizi yinede yapalım ve samimi yorumumla bir iki karalama yapalım (sonda kitabın sonundan sizin için hayati önem taşıyan alıntılar yapacağım okumak size kalmış).
Ben bir ara Hubeyb gibi Kuran'dan acaba fiziksel namaz şartı çıkmıyor mu (bu arada Hubeyb namazı inkar etmiyor sadece Kuran'dan bilinen namaz ibadetinin çıkmayacağını savunuyor) gibi şüpheye düşmüştüm youtubedaki anlatımından dolayı ama daha sonra bu kitabı okuduktan sonra şüphelerim tamamen gitti elhamdulillah. Sadece belki çoğu Kur'anci hocayla ve gelenekselcilerle anlasamadigimiz nokta namaz vakitleridir ki kitapta bu konuya da değiniliyor. Yani "sadece Kur'an" diyen tayfadan bile 5 vakit namaz çıkarımı yapanlar varmış sadece Kur'an'a bakarak. Açıkçası şaşırdım. (Vakit sayısını 5 olarak belirlemelerine şaşırmadım ama Kur'ancıların bile böyle düşünmesi ilginç) Bende sanırım şu 50 vakit namaz zirvasindan sonra sarteller attı ve namazı samimi bir cikarimla 3 vakit olarak buldum yalnizca Kuran'dan hareketle. Ki Kur'an'da geçen Cuma namazıyla ilgili ayetten yola çıkarak 'Ey iman edenler!' hitabindan hareketle o namazın sadece erkeklere degil kadınlara da farz olduğunu bu kitapla öğrendim. Yine Kur'an'da geçen salatıl vusta yani kimi yoruma göre orta kime göre en iyi manasına gelen namazı korumak geçer. Zaten bu ayetten hareketle namazı 5 vakit harici, 3 vakit olarak yorumlamış Kur'ancilarda mevcuttur, 2 vakit olarak yorumlayanlar da.. Ki kitapta bu konuya da detaylı bir şekilde değiniliyor. Ben kendi cikarimimla 3 vakit olan görüşü benimsiyorum ama önceden namazı cem etme gibi Kur'an'da izahı olmayan bir uygulamayı da yerine getiriyordum bir dönem Allah affetsin. Kitapta değinilen harika ve yerinde bir aciklamayla da Kur'an'da bilinen şekliyle kılınan uygulamalı namazın çıktığını çok rahat öğrendim ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde emin oldum. Kur'an'da geçen salatın es-salat belirlilik takisiyla geçen ayetlerde daha öncede bilinen ve uygulanagelen namazı kastettigini öğrendim. Bunu daha öncede biliyorsamda unutmuşum. Yani namaz Hz. İbrahim veya daha önceki ümmetlere de emredilmis bilinen ve uygulanagelen bir ibadetti. Bunu nasıl kilinacagini toplu sekilde toplu ibadetlerle bilen Arap toplumuna bu yüzden ek bir izah yapilmamistir. Çünkü dedigim gibi zaten biliniyordu ve belkide Allah'ı birlemeden putlara da tapilarak bu ibadet yapiliyordu. Kitapta da değinildiği gibi İngilizce'de de o şeyin bilinen bir şey olduğunu gösteren "the" takısı Kur'an'da namaz uygulamasının geçtiği ayetlerde "es-salat" olarak geçmiştir. Bunu bilmeyen bazı beynamazlar Kuran'dan sadece dua, destek manasına da gelen salatı uygulanagelen ibadet olarak değil de yalnızca dua etmek olarak yorumlamışlardır. Bu elbette ki hatalı bir açıklamadır ve Kur'an'ın ruhuyla uyuşmaz. Birdiger sasirdigim noktaysa namazda ayet okurken ne yüksek sesle ne de kısık sesle ikisinin ortasında bir yol tutarak okunulmasi gerektiğini açıklayan izahattı.. Ben namazı kılarken bazen kısık denebilecek, bazen de içten okumayla ibadetimi yaptığımı ve Kur'an'a uymayan bir şekilde de kıldığımı farkettim. Bundan sonra orta yol tutarak kılmaya çalışacağım. Yine hadislerde de geçen Peygamber'imizin bazen rükû veya secdede iken uzun süreler kaldığını ve burada da elbette subhane rabbiyel ala veya subhane rabbiyel azim demedigi(bu kelimeler Kur'an'ın ruhuna uygun kelimeler itirazım yok sadece açıklama yapıyorum), namazı huşu içinde kılarak Rabbine ibadetini yaptığını okuduğum kısımda çok ilginçti. Demek ki rükû ve secde de sadece belirli kalıp kelimeleri soylemek şart değil, kişi dilediği gibi rükusunu (rekatini) tamamlayarak namazını kılabilir. Kur'an'da huşu içinde namaz kılmanın gerekliliğini, Allah'ın huzurunda durduğunun bilincinde, Allah'tan korkarak namaz kılmanın gerekliliğini tekrar bu kitapla hissettim. Ki daha önce de bir incelemede yazdığım hatalı yorumdan peygamberimizin kıldıgı nafile namazların veya ona mahsus olan namazların(gece namazı gibi) sünnet namazları sanıldığı gibi bir yanılgıya düşmüştüm ama Kur'an belli bir rekat tam olarak belirtmesede sünnetleri kılmakta Kur'an'a uyar. Bir ek daha yapayım ki Kur'an'da gecen abdestin şartı yani farzları olarak geçen yüz ve elleri kollarla beraber dirseklere kadar yıkamak varken, baş ve ayakları aşık kemiklerine kadar sadece sıvazlamak olarak geçer. Kuran-ı Kerim'de sadece namazı kılmanın şartı olarak geçer abdest şartı. Yani sadece namaz ibadetini yapacakken farz abdest almak Kur'an'da. Diğer ibadetlerde örneğin Kur'an okumakta bu farziyet gerektiren bir durum değildir. Son olarak kitaptan çok güzel ve Kur'an'ın ruhuna uygun bir alintiyla veda edeyim(alıntıları okuyup okumamak size kalmış):
Bu ümmetin namazla ilgili bir sorunu yoktur ama hangi hususlarda sorun olduğunu bir Kuran’ı bir de hadis ve mezhep kitaplarını samimi bir şekilde okuyan herkesin anlayabileceği kanaatindeyiz. s.430
YÜZLERCE ÇELİŞKİYİ namazI GÜNDEME
GETİREREK GEÇİŞTİRME ÇABASI
Kuran’a dayalı bir dini anlayışın yüzlerce konuda daha tutarlı, daha mantıklı ve daha yaşanır olduğunu görmelerine rağmen mezhepçi-hadisçi anlayışları inatla kurtarmak isteyen bazı kişiler, “kurtuluşu” namaz konusunun hadis ve mezhep kitapları olmadan anlaşılamayacağını gündeme getirmekte aramaktadırlar. s.398
Kuran’ı zor ve anlaşılmaz olarak gösterenlerin gerçek niyetinin Allah ile kul arasına şeyh, mezhep imamı, hadisçi, fıkıhçı gibi vasıtalar koyup bunları başvuru kaynağı yapmak olduğunu gördük. Oysa Kuran’ın geliş sebeplerinden biri Allah ile insanlar arasına konan putları, ilahları, rahipleri, ruhbanları, kutsallaştırılmış insan sınıflarını atmaktır.
Haberin olsun katıksız din yalnızca Allah’a aittir. O’ndan başkasını veli edinenler şöyle derler: “Biz bunlara, bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” Elbette Allah ayrılığa düştükleri konularda aralarında hükmedecektir. Şüphesiz Allah hiçbir yalancı kâfiri doğruya eriştirmez.
39-Zümer Suresi 3
Kuran’ın çevrilmesi teşebbüslerine karşı mezhepçi, gelenekçi grupların önemli bir kısmının direnmiş olmasının altındaki temel nedenlerden biri budur. Bunlar, dinin mezheplerin tekelinden çıkmasına ve uydurmaların sorgulanmasına tahammül edememektedirler. Kuran’ın anlattığı İslam’ın, doğru dürüst ortaya çıkmamasının, kökleşip yerleşmemesinin altındaki temel sebeplerin geçmişteki yönetimlerin baskısı ve çeviri yasağı olduğu kanaatindeyiz. Çevrilemeyen, Arapçasının bile matbaada basılmasına izin verilmeyen Kuran’ın ismi vardı ama kendisi ortada yoktu. “Çok şanlı” diye nitelenen atalarımız ne yazık ki Kuran’ı çevirttirmediler, insanlara anladıkları dilde okutturmadılar. Yıllarca “günah” dedikleri matbaanın “günah” olduğu iddiasından vazgeçtiklerinde bile Kuran’ın matbaada basılmasının “günah” olduğu iddiası devam etti. Hattatların el yazısı ile çoğalttığı, sadece bazı evlerde bulunan Kuran ise bulunduğu evlerde de bohçalar içinde saklandı. Bohçalar açılıp okunduğunda ise manası için değil, melodisi için okundu. Halk hiçbir konunun çözümü için Kuran’a doğrudan müracaat edemedi. Şeyhülislamlar, şeyhler, imamlar halka dini öğretti. Onlarsa dini Sünnilik ile eşitleyen bir sistemin parçasıydılar. s.486
Ne yazıktır ki ülkemizde “dini gazete” diye bilinen bazı gazeteler, Kuran’ın anlaşılmasının gereksizliğinin baş savunucularıdır. Örneğin bir gazetenin “Bir Bilen” köşesinde şu izahlar yazılmıştır: “Hiç kimseye Kuran tercümelerini tavsiye etmiyoruz... Kuran tercümesi okumak fayda yerine zarar verir... Herkesin Kuran’ı anlamasını tavsiye etmek büyük sapıklıktır... Kuran’ı hiç okumayıp sırf hayır ve bereket için evinde saklamak caiz ve sevaptır... Anlamadan Kuran okunmaz diyenler büyük sapıktır.” Bu iddialar hiç de şaşırtıcı değildir. Zaten Kuran’ın yüzyıllarca Türkçeye çevrilmesini engelleyen hep bu kafadır. Kuran’ın anlaşılması için çaba sarf edilmesi Allah’ın emridir. Öyle ki Kuran’ın sırf anlamamız için kolaylaştırıldığı Kuran’da geçmektedir. Kuran’ı herkesin anlamasını tavsiye edenlere “sapık” diyenler, başta Kuran’da bunun söylendiğinden nasıl habersiz oluyorlar? Mezheplerinin hatırı için Kuran ile çelişen kafa kendisine “Bir Bilen” adını takmış. Bileni buysa, bilmeyeni nasıldır acaba! Böyle bilenler oldukça, Müslümanların kendi dışında düşmanlar aramasına hiç gerek yok, kendisini “bilen Müslümanlar” ilan edenlerin zihniyeti dine zaten en büyük zararı vermektedir. s.487
Kuran kendi tabirleriyle detayları veren kitabımızdır, her şeyi açıklayıcıdır, rahmettir, müjdedir, ışıktır, anlamamız, uygulamamız için indirilmiş rehberimizdir. Elimizde Allah’ın böyle nitelendirdiği mucize kitabımız varken, niye başka dini kaynaklar arayalım? Kuran her yaramıza
merhem, her derdimize şifa, zihnimize aydınlık, yolumuza rehber olacaktır. Yeter ki biz Kuran’ı, yalnız ve yalnız Kuran’ı rehber edinelim. Unutmayalım ki ahirette, Allah’ın vahyi olan Kuran’dan sorumlu tutulacağız:
43- Sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen dosdoğru yol
üzerindesin.
44- Ve şüphesiz O (Kuran) sana ve toplumuna bir hatırlatmadır.
O’ndan sorumlu tutulacaksınız.
43-Zuhruf Suresi 43, 44
(Kitabin son paragrafından)