●Kitap, Seher karakterinin çıktığı uzun bir yolculuğu anlatıyor gibi görünür. Ama aslında yolculuk sadece bir araçtır. Romanın asıl sorusu şudur: İnsan kendini nerede evinde hisseder? Bir binanın içinde mi, bir insanın yanında mı, yoksa kendi ruhunda mı? Seher çocukluğundan beri…devamı●Kitap, Seher karakterinin çıktığı uzun bir yolculuğu anlatıyor gibi görünür. Ama aslında yolculuk sadece bir araçtır. Romanın asıl sorusu şudur:
İnsan kendini nerede evinde hisseder? Bir binanın içinde mi, bir insanın yanında mı, yoksa kendi ruhunda mı?
Seher çocukluğundan beri gerçek anlamda bir "ev"e sahip olamamıştır. Anne ve babasının ayrılığı, sürekli başka evlerde, ekraba evlerinde büyümesi, sevginin koşullu yaşanması onda derin bir aidiyet eksikliği bırakır. Bu yüzden yetişkin olduğunda da hiçbir yere tam anlamıyla ait hissedemez. Roman boyunca fiziksel bir eve değil, aslında kendisine ait bir kimliğe ulaşmaya çalışır.
Roman boyunca yürüdüğü Camino de Santiago yolu yalnızca coğrafi bir rota değildir. Her adım Seher'in geçmişindeki bir düğümü çözmeye başlar.
Yol boyunca tanıştığı insanlar aslında onun farklı ihtimalleridir. Bazıları geçmişini, bazıları korkularını, bazıları da olmak istediği kişiyi temsil eder. Roman bu yüzden klasik bir macera romanı değil, bir iç yolculuk romanıdır.
Nermin Yıldırım yalnızca Seher'i anlatmıyor.
Göç etmek zorunda kalanları,
Evinden koparılanları, çocukluğunda sevgi bulamayanları, kendini hiçbir yere ait hissedemeyenleri de anlatıyor.
Bu yüzden "ev" kelimesi romanda onlarca farklı anlam kazanıyor. Çocukluk, anne, beden, hafıza, dostluk hatta bazen acı...
Roman sonunda anlıyoruz ki ev bir adres değildir.
Roman boyunca terapi konuşmaları ve geçmişe dönüşler de oluyor.
Çünkü insanın bugün yaşadığı birçok davranışın kökü çocukluğunda yatıyor.
Seher'in ilişkilerde güvenememesi, sürekli kaçmak istemesi, insanlara tam bağlanamaması; hepsi çocuklukta yaşadığı terk edilme duygusunun sonucudur. Nermin Yıldırım psikolojiyi romana doğal biçimde yerleştiriyor; bunu didaktik bir anlatımla değil, karakterin yaşantısı üzerinden gösteriyor.
En sonunda, okur şu düşünceyle baş başa kalır: "İnsan önce kendi içinde bir ev kurmalı. Kendine sığınamayan biri, dünyanın en güzel evinde bile misafir gibi yaşar."
Bu yüzden kitabın adı yalnızca mekânı değil, bütün romanın felsefesini temsil ediyor.
Spoilerlı kısım:
Seher karakterinin küçükken anne ve babası ayrı olduğu için (ikisinden biri niye yanına almadı onu tam bilmiyoruz) akraba evlerinde yaşaması bana çok üzücü ve çok az da olsa tanıdık bir sıkıntı olarak geldi. Çünkü hepimiz çocukken az çok akrabalarımızın evinde kalmışızdır ve bu çoğu zaman öyle ya da böyle rahatsız edici olmuştur bizim için, kim bilir belki ev sahipleri için de öyle olmuştur.
Ona bu uzun yolculukta eşlik eden arkadaşı Ogo bence herkesin yanında olmasını isteyeceği bir arkadaş. Baştan beri hep düşündüm Ogo yabancı mı ya da öyle değilse adı neden Ogo diye, sonra adının Oğuz olduğunu öğrenince şaşırdım ve açıkcası biraz saçma komik geldi bana.
Ogo'nun arkadaşı Yakup meselesi yine biraz öyle yani "Çağrılmayan Yakup" meselesine gönderme yapmak için seçilmiş bir isim ve Seher'in ondan bu kadar çabuk etkilenmesi biraz garip geldi ama bir yandan da neden olmasın. Tabii Yakup gibi, Yakup kadar düşünceli bir erkeğin eşcinsel olmasına da şaşırmamak gerek sanırım.
Seher'in arkadaşı Kader ile buluşmak yani ölümden sonraki hayat içinde buluşmak, ölüp ona kavuşmak için bu yola çıkması yani ölmek için uzun bir yola çıkması fikri çok hoşuma gitti. Zaten yollar, yolculuklar ve yürümeler çok hoşuma gider ama bana biraz gereksiz uzatılmış gibi geldi kitap yani bazı şeyleri çok beğenmiş olsam da bazı şeyler biraz gereksiz ve sıkıcı geldi açıkcası. Ayrıca bazı konuşmalar mesela Seher'in ve yolda karşılaştıkları Vesna karakterinin bazı konuşmaları ve tavırları ergence geldi ki Seher 40 larında, Vesna da ondan biraz küçük.
Seher'in psikolog Çiğdem Hanımla yapılan görüşmeleri de kısa kısa aktarılmıştı kitapta ve bu kısım gerçekçiydi bence yani bir psikolog bu kadar olabilir en fazla sanırım. Bazen abartılıyor çünkü psikologlar ve onların konuşmaları. Oysa burda daha sıradan ve normal geldi bana.
Nermin Yıldırım hatıralara, geçmiş yaralara çok önem veren bir yazar daha önce de bu konularla ilgili "Unutma Dersleri" kitabını okumuştum. Bu konular benim de ilgimi çeker ve önemserim ama yine de sanki yazar pek hitap etmedi bana şu anda.
Kitabın sonunu tahmin edilebilir buldum ve pek beğenmedim yani tam bir kişisel gelişim kitabı gibi olmuştu son. "Çocukluğuna, çocuk haline merhamet et, sevgi göster ve geçmişinle barış, yaralarının kabuk tutmasına izin ver, hayat her şeye rağmen yaşamaya değer..." felsefesi ile bitirmişti ve bu bana çoğu zaman pek mümkün ve mantıklı gelmiyor sanırım.
Sonuç olarak bu kitap bana severek izlediğim "Bab Aziz" filmini hatırlattı. Hac yolculuğu deniliyor titap ve filmde ama herkes başka bir şeyler için yola çıkmış, hayat ve onu yaşayışımız gibi...
Kitabın değindiği bazı kitaplar yazar, film vb. şeyleri de buraya bırakmak istiyorum:
16. Sayfa: Muzaffer İzgü kitapları-
Ökkeş Serisi
107.S: Film- Üç Renk Mavi
Dizi-Mavi Ay
130: Tarantino-Pulp Fiction
Ali Desidero
131.S: Sergio Leone-Bir Avuç Dolar
Kurosava
174: Jim Jarmusch
176: Frankenstein
180: Saint Jacob (Aziz Yakup)
193: Romain Gary
209: Erkut Taçkın-"Beyaz ev" şarkısı
308: Güzel satırlar
397: Angelopulos- "Sonsuzluk ve Bir Gün"
399: "Atları da Vururlar"
434: Kırık meselesi
439: Borges
447: Lord Creator- "Beyond" şarkısı.
Başlangıç/Bitiş:
12 Haziran Cuma/ 19 Haziran Cuma
Alıntılar yorumda...