●Ferit Edgü, modern Türk edebiyatının en özgün yazarlarından biridir. Aynı zamanda ressamdır ve Paris'te sanat eğitimi almıştır. Yazıları oldukça kısa, yoğun ve şiirsel bir dile sahiptir. Onun eserlerinde sık sık şu temalar görülür: Yalnızlık, sessizlik, Doğu-Batı farkı İnsan onuru, yoksulluk…devamı●Ferit Edgü, modern Türk edebiyatının en özgün yazarlarından biridir. Aynı zamanda ressamdır ve Paris'te sanat eğitimi almıştır. Yazıları oldukça kısa, yoğun ve şiirsel bir dile sahiptir.
Onun eserlerinde sık sık şu temalar görülür:
Yalnızlık, sessizlik, Doğu-Batı farkı
İnsan onuru, yoksulluk
Devlet ile birey arasındaki mesafe
Varoluş sorgulamaları ve daha birçok benzer mesele vardır.
Bu kitap tamamen hayal ürünü değildir.
1960'lı yıllarda askerlik görevini yaparken yedek subay öğretmen olarak Türkiye'nin en doğusundaki köylerden birine gönderiliyor yazar. Görev yaptığı yer, özellikle Hakkâri ve çevresindeki dağ köyleri. Orada aylarca yaşıyor, köyler arasında dolaşıyor ve insanların hayatına tanıklık ediyor. Bu deneyim onun bütün edebiyatını değiştiriyor.
Daha sonra bu yaşadıklarından önce "O (Hakkâri'de Bir Mevsim)" romanını yazıyor. Aradan yaklaşık otuz yıl geçince yeniden aynı coğrafyaya gidiyor ve bu kez gerçek gezi notlarını Yaralı Zaman adıyla yayımlıyor.
Kitaptaki yolculuk büyük ölçüde:
Hakkâri, Yüksekova, Van, çevredeki dağ köyleri arasında geçer.
Burası Türkiye'nin en sarp ve ulaşımı en zor bölgelerinden biridir. Kitapta sık sık:
taş evler, yüksek dağlar, uzun yollar,
askerî kontrol noktaları, yoksul köyler,
Kürt köylüler, sert iklim anlatılır.
Kitap aslında klasik anlamda bir roman değildir. Bu kitap, Ferit Edgü'nün yıllar sonra Doğu'ya yaptığı yolculuk sırasında tuttuğu gözlemlerden oluşur.
Bir köye gider.
Bir çocukla konuşur.
Bir öğretmeni dinler.
Bir ağıt işitir.
Bir mezarlık görür.
Bir dağın sessizliğini anlatır.
Yani olay örgüsü yerine karşılaştığı insanlar ve onların yaşamları vardır. Her şey birer fotoğraf gibi.
Kitabın adı neden "Yaralı Zaman"? (Ki bence çok güzel ve yerinde bir ad bu kitap ve kitapta anlatılan insanlar, onların zamanları için♡)
"Yaralı" olan yalnız insanlar değildir.
Zamanın kendisi yaralıdır.
Çünkü Edgü'ye göre Doğu'da yıllardır değişmeyen şeyler vardır: yoksulluk,
yalnızlık, şiddet, umutsuzluk, unutulmuşluk.
Sanki zaman ilerlemiş ama insanların hayatı aynı kalmıştır.
Bu yüzden "yaralanan" yalnız insanlar değil, yılların kendisidir. Yaralanan o insanların zamanları, ömürleridir.
Ferit Edgü Doğu'yu egzotik ya da romantik bir yer olarak göstermez.
Onun amacı: acındırmak değildir,
kahraman yaratmak değildir.
Sadece okura şunu sordurur:
"Bu insanlar gerçekten aynı ülkede mi yaşıyor?"
Okurken en çok hissedilen duygu sessizliktir. Dağların sessizliği, insanların suskunluğu ve devletle halk arasındaki mesafe satır aralarında hissedilir.
Bu kitap, "O (Hakkâri'de Bir Mevsim)" romanını okuyan biri için çok daha anlamlıdır. Çünkü o romanda yaşananların kaynağını burada gerçek hayatta görürüz.
Yani: "O" yaşanmışlıkların edebiyata dönüşmüş hâlidir.
"Yaralı Zaman" ise aynı coğrafyaya yıllar sonra dönüp gerçeğe yeniden bakmaktır.
Ben kitabı Alfa Yayınlarından okudum ama burda o yayından olan hali yok. Çok bir fark yoktur diye düşünüyorum.
Sayfa 90-92 arasında 'Özet' diye bir kısım var. Kitaba, görülen insanlara, yerlere, dağlara, seslere, duygulara ve daha birçok şeye dair. Şöyle bir şey:
(Özet)
Türkü söylemeyi seviyorlar.
Silah kullanmayı.
Bol yağlı pirinç pilavını.
Kilim dokumayı.
Çocuk doğurmayı.
Otlu peyniri. (♡)
Bahar güneşini.
Yıldızlara bakmayı.
Ata binmeyi.
Erkek kadın, kış günleri sürme çekmeyi.
Ağaçlardan, kavağı.
Hayvanlardan, tavşanı.
Köpeklerle birlikte yaşıyorlar, köpekleri sevmiyorlar.
Dağda ateş yakmayı seviyorlar.
Özellikle geceleri -
Susmayı seviyorlar. Sessizliği.
Yağan karın sesini ve rengini seyrediyorlar.
Sanki dağa, güneşe ve ateşe tapıyorlar
Haftanın günlerini bir garip bellemişler:
Bir Pazar günü, "Bugün Pazartesi" dediğinizde inanıyorlar.
Cuma derseniz inanmıyorlar.
Cumartesini hiç bilmiyorlar.
Toplama ve çıkarmayı biliyorlar.
Çarpma ve bölmeyi bilmiyorlar.
Kalem ve kâğıt kullanmıyorlar.
Her şeyi belleklerine yazıyorlar.
Belleklerinde toplayıp çıkarıyorlar.
Durmadan yalan söylüyorlar.
Çocukları seviyorlar.
-- Bu dağları sevip sevmedikleri belli değil -
Bizler de göçersek bu dağlar n'apar, diye düşünüyorlar sanki. (♡)
Ama düşündüklerini dile getirmiyorlar.
Kurtları düşman bellemişler.
Ama yalnız kurtları değil.
İnsanları da.
Kurtları da öldürüyorlar, insanları da. Tanrı'ya inanıyorlar. Başka da hiçbir şeye inanmıyor gibiler.
Çok az para kullanıyorlar.
Çünkü paraları yok. Alış-verişleri, değiş-tokuş.
Güneş doğarken kalkıyorlar.
Koyun güdüyorlar - yalnız çocuklar -
Odun kesiyorlar - yalnız erkekler
Yufka açıyorlar - yalnız kadınlar
Gün battıktan kısa bir süre sonra yatıyorlar.
Ağaları var, zenginleri yok.
Çok karılılar. Dolayısıyla çok çocuklular.
Pek çok bebe pek çok çabuk ölüyor.
"Allah verdi, Allah aldı" deyip, kayıt düşmeden karda bir çukur kazıp gömüyorlar.
Doğumları gibi ölümlerinin de kaydı kuydu yok. (♡)
Ölen sanki hiç doğmamış gibi.
Her akşam yatmadan önce "Buna da şükür" diyorlar.
Tümünün gözü iyi görüyor.
Gözleri iyi görmeyenlerin bile gözlüğü yok. - Belki gördükleri her şeyi daha önceden gördükleri için ve yeni hiçbir şey görüş alanlarına girmediği için kullanmıyorlar gözlüğü. (♡)
Kadınlarının saçları uzun, kınasız ve bitli.
Gözleri kocaman, kara ve sürmeli.
Başlangıç/Bitiş:
21 Haziran Pazar (2026)
Kısa ve akıcı bir kitap. Bugün başlayıp bitirdim. Çok tanıdık hatta yakın ve güzel♡
Alıntılar yorumda...