Kafka olmamasına razıyım. oluyormuş gibi olmasın yeter. elinizden geleni yapdıkdan sonra , hala da olmuyorsa , o zaman ayağınızdan geleni yapın: gitmek gibi mesela. dayanılmaz olan aslında yaşam değil, insanlarmış. " pek çok şeyin bambaşka olmasını isterdim.. güzel bir dilekti,…devamıKafka
olmamasına razıyım. oluyormuş gibi olmasın yeter.
elinizden geleni
yapdıkdan sonra ,
hala da olmuyorsa ,
o zaman
ayağınızdan geleni yapın:
gitmek gibi mesela.
dayanılmaz olan aslında yaşam değil, insanlarmış.
" pek çok şeyin bambaşka olmasını isterdim..
güzel bir dilekti, belki düzgünce dileseydim..
benim yalnızlığım insanlarla dolu..
bir hedef var, ama yol yok; bizim yol dediğimiz şey, bir duraksama anı.
en iyiyi ararken, iyiyi kaybediyorsunuz.
"sein" sözcüğü almancada iki anlama gelir:"var olmak" ve "onun olmak."
dışarıya kapanmak esasen içeriye açılmaktır. huzur mu istiyorsun? az eşya, az insan..
kendine bir engel arayarak vaktini boşa harcama. belki de hiç engel yoktur
"kör bir kuş gibi.
nerede sert bir duvar var oraya çarpıyorsun."
oysa bizim bütün güzelliğimiz, yaşadıklarımızla,düşündüklerimiz arasındaki acıklı çelişkinin yansımalarından ibaretti.
beni üzecek gücü sana verdiğim için kendimden özür dilerim
bu dünya için kendini parçalaman gülünç.
günah her zaman açıktan açığa gelir ve aranda duyularla kavranabilir. kökleri üzerinde yürür ve tanınmak için sökülüp çıkarılması gerekmez...
bastığın yerin iki ayağının kapladığından daha büyük olamayacağını anlamaktır mutluluk.
ruh, bir dayanak olmaktan çıkınca özgürleşir ancak.
bilgeliğin başladığına dair ilk belirti,ölme isteğidir.
“kafesin biri bir kuş aramaya çıktı.”
kötü davranmak bizden istenir; iyi davranmak ise, zaten içimizdedir...
sadece zamanı kavrayabilme yetimiz yüzünden kıyamet günü diyoruz o güne ; aslında sıkıyönetim mahkemesidir o.
önceleri sorularıma neden cevap almadığımı anlamıyordum, şimdiyse soru sorabileceğime nasıl inanabildiğimi anlamıyorum.
kendini insanlığa bakarak sına.şüphe edenin şüphesini, inananın inancını besler bu...
"kirli bir camdan bakıp herkesi ve her şeyi kirli sanıyorsunuz".
yaşamın daha başlangıcında iki ödev: giderek çevreni daraltmak ve kendini bu çevre dışında bir yerde gizleyip gizlemediğini sürekli denetlemek.
belki bir şeylere sahipsin, ama kendi varlığın yok savına verdiği cevap, bir titreme ve yürek çarpıntısı oldu sadece...
sonsuzluk yolunda nasıl böylesine kolayca ilerlediğine hayret eden birisi vardı; gerçekte hızla bayır aşağı yuvarlanıyordu...
bir elmanın birbirinden farklı görünüşleri olabilir: masanın üstündeki elmayı bir an olsun görebilmek için boynunu uzatan çocuğun görüşü, ve bir de, elmayı alıp yanındaki arkadaşına rahatça veren evin efendisinin görüşü...
olmak istediğiniz gibi olun, sevilmek zorunda değilsiniz. bırakın ;birileri size kendini beğendirsin, "ben buyum" deyip devam edin yolunuza. isteyen yanınızda yürür, isteyen karşı kaldırımda.
sen ödevsin. ama görünürde öğrenci yok.
kişi diliyle yalan söyler, ama ağzıyla ve suratıyla gene de doğruyu söyler.
öte tarafa göçenlerden birçoğunun gölgesi, ölüm ırmağının sularını durmaksızın yalar; çünkü o kaynağını bizden alır ve hâlâ bizim denizlerimizin tuzlu tadını taşır. bu, ırmağın tiksintiyle kabarmasına, hatta gerisin geri dönmesine, ölülerin yaşama sürüklenmesine yol açar. ölülerse mutludur; şükran şarkıları söyleyip gazaba gelmiş ırmağı okşayıp severler.
her insanın yaşadığı en az iki hayatı vardır;
biri bildiğiniz vitrinlik, diğeri bilmediğiniz derinlik.
"okunsun diye değil, dokunsun diye yazılır bazı şeyler..."
“insanın belli başlı iki günahı var, öbürleri bunlardan çıkar: sabırsızlık ve kayıtsızlık. sabırsızlıktan cennet'ten kovuldular, kayıtsızlıktan geri dönmüyorlar. ancak belki de belli başlı sadece bir günah var: sabırsızlık… sabırsızlıktan kovulmuşlardı, sabırsızlıktan geri dönmüyorlar.”
öyle zaman olur ki,
odada yalnızken bile yok oluverir insan, bunun nedenleri çoktur.
kişi yaşarken bile ölebilir....!
huzur mu istiyorsun? az insan, çok eşya
kişi, düşüncelerinin ölmesiyle ölmez.
düz bir yolda yürüyor olsan, tüm ilerleme isteğine rağmen hala gerisin geriye gitsen o zaman bu ümitsiz bir durum olur; ama sen dik, senin de aşağıdan gördüğün gibi bir yamacı tırmandığına göre, adımlarının geriye doğru kayması, zeminin özelliğinden ileri gelebilir umutsuzluğa kapılmamalısın.
kuramsal olarak eksiksiz bir mutluluk olanağı vardır: içimizde yokedilemez bir varlık olduğuna inanmak, ve ona ulaşacağım diye çaba harcamamak...
"ben böyle biriyim işte en fazla tebessüm eder ve en fazla susmayı severim. öyle işte, anlatasından çok susası gelen biriyim..."
kimseyi aldatmamak; hatta dünyayı da aldatıp onu bir zafer olanağından yoksun bırakmamalı...
belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. işte ulaşılması gereken nokta da orasıdır.
ancak ölünce istediği gibi serpiliyor insan, ancak o yalnızlığa kavuşabildiğinde.
sözcüklerin yol açtığı karmaşadan kurtuluş: etkin olarak yok edilecek olanın, ilk önce sıkıca kavranmış olması gerekir; ufalanıp dökülen ufalanıp dökülür, ama yok edilemez...
gerçek düşmandan sınırsız enerji akar içimize.
kendini insanlığa bakarak sına. şüphe edenin şüphesini, inananın inancını besler bu...
"yaşam tehlikelidir, yaşayan ölür."
ölümün olduğu yerde, hiçbir şey ciddi olamaz.
doğru yol gergin bir ip boyunca gider ; bu ip yükseğe değil de yerin hemen üzerine gerilmiştir. üzerinde yürümek için değil de sanki insana çelme takmak içindir.
herkes bir an önce uykuya dalarak vicdanındaki rahatsızlıktan kurtulmaya bakıyor...
"hiç kimse gerçekten sevildiğine, sevileceğine inanamıyor. sahteliğin tüm zamanların rekorunu kırdığı bir devir.."
tüm insani hatalar sabırsızlıktan, amaçla ilgili olanın zamansız kesintiye uğratılmasından ve sözde sorunun sözde bir çitle çevrilmesinden doğar.
hayatının geri kalanının hayatımın geride kalanı gibi geçmesi dileğiyle...
"uyku tutmuyor gözüm,
anılar sıraya girdi.."
o, ne cüretkâr, ne de pervasız. ürkek de değil. özgür bir yaşam onu korkutmazdı. ama böyle bir yaşam ihsan edilmedi ona, ama bu da tasalandırmıyor onu, doğrusu kendisi için tasalanmıyor bile. ama hiç tanımadığı birisi var ki, sürekli onun için, sadece onun için tasalanıyor.
"iyi dostlar, iyi kitaplar, bir de huzurlu bir vicdan; işte ideal hayat.."
sahip oluş yoktur. sadece oluş vardır; son nefesi vermeyi, nefessiz kalarak boğulmayı özleyen oluş
"kötülük bir insanı baştan çıkarabilir ama bir insan olamaz."
"insanlarla samimiyet kurmanın ardından insanın kendini tetkik etmesi gelir."
''dünya,'' dedi,''bir dilek gerçekleştirme fabrikası değil.
`franz kafka`