Gönül Heybesinde Bir Ömür Biriktirmek: Kış Hasadı Modern dünyanın gürültüsü ruhumuzu her geçen gün biraz daha boğarken, bazen öyle bir sese, öyle bir nefese denk geliriz ki yönümüzü yeniden kalbimize, yani asıl vatanımıza çeviririz. Son zamanlarda satırları arasında kaybolduğum, daha…devamıGönül Heybesinde Bir Ömür Biriktirmek: Kış Hasadı
Modern dünyanın gürültüsü ruhumuzu her geçen gün biraz daha boğarken, bazen öyle bir sese, öyle bir nefese denk geliriz ki yönümüzü yeniden kalbimize, yani asıl vatanımıza çeviririz. Son zamanlarda satırları arasında kaybolduğum, daha doğrusu kendimi bulduğum Shems Friedlander’ın Kış Hasadı adlı eseri, benim için tam olarak böyle bir durak oldu. Alt başlığında yer alan "Bob Dylan’dan Mevlânâ’ya" ifadesi, aslında bir insanın dış dünyadan iç dünyaya, nefsin basamaklarından ruhun dinginliğine doğru yaptığı o muazzam hicretin bir özeti niteliğinde.
Batı’nın Ritmini Doğu’nun Sükûnetiyle Yoğurmak
Shems Friedlander, sadece bir yazar değil; o bir ressam, fotoğrafçı, grafik tasarımcı ve her şeyden önemlisi, modern zamanların içinde bir derviş. 1940’ların Brooklyn’inden, 60’ların o fırtınalı Amerikan entelektüel ve sanatsal çevresinden geçip yolu tasavvufun berrak pınarına, Hz. Mevlânâ’nın potasına çıkan bir bilge. Kitap, yazarın Bob Dylan, Allen Ginsberg gibi Batı kültürünü şekillendiren figürlerle kesişen gençlik yıllarından başlayarak, İstanbul’un ve Konya’nın manevi iklimine uzanan o uzun, ince yolu anlatıyor.
Friedlander’ın hayat hikayesi bana bir kez daha hatırlattı ki; aramakla bulunmaz ama bulanlar ancak arayanlardır. Batı’nın sunduğu tüm maddi ve sanatsal zirveleri tatmış bir ruhun, nihai huzuru bir zikir halkasında, bir dervişin sessiz tebessümünde bulması, modern insanın çıkmazlarına tutulmuş en net aynadır.
Bir Ömrün Hasadı ve Kalbin Zikri
Kitaba adını veren "Kış Hasadı" kavramı, ömrün son demlerinde geriye dönüp bakıldığında heybede kalan o saf, temiz manevi meyveleri simgeliyor. Tasavvuf, insanın kendi içindeki karanlığı eritme ve kalbini tamamen "O"nunla doldurma yolculuğudur. Friedlander bu eserinde, tasavvufun derin teorik kalıplarını değil, bilakis bizzat yaşadığı, kokladığı, hissettiği hallerini bizlere aktarıyor. Muzaffer Ozak Efendi gibi büyük maneviyat önderlerinin dizinin dibinde diz çöken yazar, bize aşkın ve teslimiyetin kelimelerle değil, ancak "hâl" ile bulaşacağını gösteriyor.
Kitapta beni derinden sarsan ve tasavvufi neşveyi en duru haliyle özetleyen şu alıntı, günlerce zihnimde yankılandı:
Sufizm bir kütüphane dolusu kitap okumakla ilgili değildir. Sufizm, kalbin üzerindeki pası silmek ve onu İlahi olanın yansıyabileceği bir ayna haline getirmektir. Gerçek zikir, sadece dilin dönmesi değil, kalbin her atışında O’nu sayıklamasıdır.
Nihai Bir Uyanış Daveti, benim nazarımda sadece bir hatırat veya biyografi değil; modern çağın tam ortasında kaybolmuş ruhlara bir pusula, bir uyanış davetidir. Şöhretin, paranın ve alkışların insan ruhunu doyurmaya yetmediğini, asıl zenginliğin fakriyet bilincinde ve teslimiyette saklı olduğunu fısıldıyor.
Bu kitabı bitirdiğimde, kendi iç dünyamın muhasebesine daldım. Kendi "kışım" geldiğinde, heybemde hangi hasatları barındıracağım? Dünya sürgününde biriktirdiklerim mi, yoksa kalbime nakşettiğim o ezeli aşk mı kalacak geriye? Friedlander bize gösteriyor ki, arayış nerede başlarsa başlasın, doğru bir rehber ve samimi bir kalple çıkılan yolun sonu daima Aşk’a çıkıyor.