Buda genel olarak kitabın içerisinde aksiyonlu bir sahneden kesit. Yine eleştirilere açığım "Dışardaki sancaklar... Kimlere ait gördün mü onları?" "Sayıları bini aşmaz ancak bu isyan diğerlerine umut verebilir. Ben üç farklı sancak gördüm. Vakkar, Asoleyid ve Lent. Burdalar." "Ne yapacağız?…devamıBuda genel olarak kitabın içerisinde aksiyonlu bir sahneden kesit. Yine eleştirilere açığım
"Dışardaki sancaklar... Kimlere ait gördün mü onları?"
"Sayıları bini aşmaz ancak bu isyan diğerlerine umut verebilir. Ben üç farklı sancak gördüm. Vakkar, Asoleyid ve Lent. Burdalar."
"Ne yapacağız? Burda kapana kısılmış şekilde açlıktan ölmeyi veya kuşatmada düşmeyi mi bekleyeceğiz?"
"Sakin ol abi. Silah tutuşlarına bak. Çoğunlukla köylü bunlar. Ezilmesi kolay, boş gürültüden ibretler ancak yine de bize zorluk çıkaracaklar. Sen burda dur. Ben birlikleri yarma harekatı hakkında bilgilendireceğim."
"Kardeşim... Benimde gelmeme izin ver, elim kılıç tutmuyor olabilir ama burda sana yük olmak istemiyorum."
"Yük değilsin abi. Hiçbir zamanda yük olmadın. Şimdi kullan o keskin zekanıda bizi burdan çıkınca eve götürmenin yolunu bul. Osberk! Rütbeli olan herkesi avluya topla." Kendinden emin bir savaşcı olarak başı dik bir biçimde sayıları on beş kadar olan rütbeli askerlerine baktı. Pek çoğu ondan büyüktü. Ona kılıç tutmayı öğretenlerle yaşıt olan yaşlı kurtlar bile mevcuttu. Onlarınsa arkalarında erler vardı. Kiminin elinde yay kiminin elinde kılıç. Yaşları, saçları veya göz renkleri farklıydı ancak gözlerdeki korku aynıydı.
"Beni dinleyin. Erfa hanesinin bugünlere gelmesinde sizin de payınız büyük. Bugün bura düşerse, biz düşersek, siz düşerseniz, sen düşersen her şey biter. Kadınlarımız, çocuklarımız onların kölesi ya da fahişesi olur en iyi ihtimalle öldürülürler. Burda ne beni ne de bu boktan hisarı savunmuyorsunuz, geleceğinizi savunuyorsunuz. Uzatılan el karınıza, çocuğunuza belki de ananıza babanıza." Kinini kusarcasına her askerin gözlerinin içine bakarak devam etti sözlerine. "Kesin o eli! Kırın o eli! Öldürün o elin sahiplerini!" Konuşmadan etkilenmiş olan Erfan komutanları ve askerleri bir ağızdan nida atmaya başladı. Aren elçisini yanına çağırdı, okçulara ise sura çıkma emri verdi. "Pangu, git ve onlara söyle bu savaştan kaçmaları için son fırsat. Askerlerini toplayıp gitsinler. Topraklarıda haklarıda onlarda kalacak." Pangu atına atladığında herkes görev yerindeydi. Aren çelik zırhının üzerine gri bir kurt postu giymişti. Omuzlarından beline kadar uzanan bir posttu bu. Kılıç kuşananlarla beraber kale kapısının ardında hazır vaziyette beklemeye koyuldu. Pangu çıktıktan sonra kapı kapatıldı. Herkes içinden son dualarını ediyor. Savaş olmaması için umutla tanrıya yakarıyordu. Aren seyisi yanına çağırdı, yüz kadar at olduğunu öğrendi. Kendisi ve diğer tecrübeli askerlerini atlara bindirdi. "Eğer Pangu barışı getiremezse emrimle hücuma çıkacağız. Benim öldüğümü görürseniz bile savaşmaya devam edeceksiniz. Bu savaş ne benim ne de sizin. Söylediğim gibi, çocuklarınız için savaşın. Biz düşersek daha kalabalık daha cesur şekilde başkente girerler. Yılanın başını küçükken ezeceksiniz." Rütbeli askerlerden biri bir adım öne çıkarak. "Sen burdasın, sana canımız feda. Abin yine odasına saklanmış senin zaferini bekliyor. Onu da istiyoruz. O da önderlik edecek. Yoksa kralın canı cehenneme." Dedi. Aren hiddetle yaşlı Montagor'un üzerine sürdü. "Sen kim oluyorsunda ağabeyimi korkaklıkla suçluyorsun. Herkes savaşcı olarak doğmaz bunu biliyorsun. Kendisi gelmek istedi. Ben izin vermedim." Dedi. Başını kaldırıp tüm herkese seslenerek "Savaşmak istemeyen gelmesin. Gerekirse tek başıma savaşırım yine de onurumu vermem." Askerlerden tereddüt edenler olsada hiçbiri geri dönmedi. "Aren! Pangu'nun..." Herkes sesin geldiği yere döndü. Elinde yayla beraber surlarda duran bu kişi Aren'in abisi Forsan'dı. Forsan sözlerine devam etti "Kellesini gösteriyorlar." "Anlaşılan barış istemiyorlar değil mi abi?" "Öyle kardeşim. Öyle..." Askerin moralinin bozulduğunu gören Aren hiç beklemeden "Unutmayın bugün kılıçlar çocuklarınız için kalkıyor benimle birlikte. Hücum!" Emir verilir verilmez Erfa Hanesinin tüm askerleri hucuma geçti. Aren geriye dönerek. "Piyadeler siz ok menzilinden çıkmayın. Okçular eğer atış yapabilecek menzildeyseniz bizi düşünmeden yayınızı gerin ve bırakın." Herkes emri anlamış bir biçimde haraket etti. Süvariler tahmin edilemez bir hızla karlı yolda ilerledi. Düşmanla ilk temas anıydı. İsyancılar uzun mızraklarıyla duvar örmüş süvarilerin onlara çarpmasını beklemeye koyulmuştu. Çarpışmaya saniyeler kala Aren ve süvarileri iki ayrı yöne doğru açıldı. Cepheden saldırmaktansa sağ ve sol cenaha yöneldiler. İsyancıların merkezinde güçlü Vakkar savunması olsada sağ ve sol cenahları daha savunmasız Asoleyid ve Lent askerlerinden oluşuyordu. Onlarda mızrak duvarı yapmıştı fakat köylü dirgeniyle bu şimşek süvarileri durdurmak onlar adına hiç kolay değildi. İlk temas Lent kanadında olmuştu. Vakkarlarda destek olmak adına düzenlerini bozup iki yana desteğe gitmişlerdi. Aren öncülüğündeki birlik Asoleyidlerle boğuşuyordu. Asoleyidler diğer hanelere göre daha azdı nitekim kırılmaları an meselesiydi. Bir kaç süvari attan düşmüştü fakat tamamen durdurulabilmiş değillerdi. Aren kılıcını her kaldırdığında bir Asoleyid can veriyordu. Vakkarlar arkadan yetişmişlerdi. Aren saniyeler içinde geri çekilme emrini verdi. Lentlerde de durum aynıydı. Onlar daha az kayıp vermiş olsada daha az süvari düşürebilmişlerdi. Vakkar okçularıda bir kaç asker düşürmeyi başardı. Geri çekilen Areni kovalamaya başlayan isyancı birlikleri büyük bir zafere doğru adım atıyorlardı. Zira Erfanların gelecek kralı Aren şuan tam avuçlarının içindeydi.
Hafif zırhlı olduklarından dolayı kolayca manevra yapabilen Erfan süvarileri önde enselerinde ise isyancılar kaleye yaklaştı. "Menzilimizdeler lordum ne yapalım?" Forsan atış emrini vermedi. Asker bir kez daha "Lordum? Sizi bekliyoruz." Forsan yine suskundu. "Lordum kendinize gelin ne yapacağız?" "Bekleyin, kardeşim menzilden çıksın bekleyin." Aren bir terslik olduğunu anlamıştı beklediği ok yağmuru henüz başlamamıştı. Surlara doğru kılıcını savuruyor adeta ateş emri veriyordu. Okçular yaylarını gerdi. "Yapmayın!" Kimse Forsan'ı dinlemedi. Tüm oklar yaydan ayrıldı. İsyancılar bir bir yere düştü, bir kaç süvaride hayatını kaybetti. Yaylar bir kez daha gerildi. "Hayır onu vuracaksınız." Ne dediyse askerleri yine ikna edemedi. Yaylar bir kez daha bırakıldı. Arenin sığındığı kalkana bir kaç ok değdi. Piyadeler artık Arenin yakınlarındaydı. Aren onlarıda yanına çağırdı. İkinci atıştanda yere yığılanlar olmuştu ama bir Erfan askerine karşın on isyancı yere seriliyordu. Aren ani bir manevrayla isyancıların üzerine sürdü. Duvar olacak kadar süresi olmayan isyancılar düzensin bir şekilde karşılık verdi. Aren atıyla düşmanın içinden geçiyor, adeta dans ediyordu. Piyadelerde nihayet varmıştı. Kazananın kim olacağı belli değildi. Okçular bir kez daha ateş etti. Bu sefer Forsan'da yayı gerenler arasındaydı. Aren'in atı ani manevralara daha fazla dayanamadı, yerdeki buzunda etkisiyle düştü. Atın altında kalmaktan Aren kendini son anda kurtardı. Fakat yerdeydi. At üstündeyken o bölgeden kaçan tüm isyancılar bir anda oraya yöneldi. Erfa piyadeleride yaralanmış olan müstakbel krallarını korumak üzere canla başla oraya koştu. Savaşın kaderi bu yirmi saniyede belli olacaktı.