Diziyi izlerken balkona çıkıp ulumadığım için ev ahalim beni tebrik etmeli. Zor tuttum valla kendimi. Türk dizilerini izlemeyi normalde sevmem, bir film uzunluğundaki bölümlerini bitirmeye çalışırken dikkatim sürekli başka yerlere kayar diye. Bu dizi için hiç böyle olmadı, işlerimi hallederken…devamıDiziyi izlerken balkona çıkıp ulumadığım için ev ahalim beni tebrik etmeli. Zor tuttum valla kendimi.
Türk dizilerini izlemeyi normalde sevmem, bir film uzunluğundaki bölümlerini bitirmeye çalışırken dikkatim sürekli başka yerlere kayar diye. Bu dizi için hiç böyle olmadı, işlerimi hallederken bi yandan da izlerim diye başlamıştım ama bi baktım oturmuşum izliyorum. 9. bölümü bitireceğim bugün. Ayrıca hazır denk gelmişken etmek istediğim iki kelimem var.
Vatan meselesi ciddi bir meseledir. Saçmalanacak, gülünecek, hafife alınacak konular değildir. Günümüz insanlarında bu ciddiyetsizliği görüyorum arada. Ülkeden kaçıp gitme hayalleri kuranlar, kendi tarihinden bihaber olup rastgele herkese sallayanlar, aşağılayanlar, burun kıvıranlar. Merak etmeyin türkiye cennet almancılarından değilim. Günümüz şartlarının farkındayım, gayet de içindeyim. Sadece ülkemi seviyorum ve hak ettiği değeri görmemesi canımı sıkıyor. Arkadaşlarımın, yaşıtlarımın veya biraz bilinci olan herkesin bu konuda gereken özveriye sahip olmasını istiyorum.
Türk insanının yurttaşlığını göstermesi için bıçağın kemiğe dayanması gerekir demişti birisi, bu cümleyi uzun zamandır düşünüyorum, ne kadar doğru tartışılır. Vatan sorunları asırlardır devam eder. Elbette her şey daha iyi olabilirdi, ülkesini seven herkesin istediği bir şeydir bu. Fakat güzel şeylere giden yollar hep dikenlidir. Kişi ben hayatımı o dikenli yollarda bitirmek istemiyorum, zaten yaşama şansım varken neden boşa harcanayım diyebilir. Herkesin yaşam görüşü ayrıdır, saygı duyarım ama katılmam. Dizide sembolik olarak da olsa gösterildiği gibi özgürlüğü için şehit düşen askerlerimin kanını; yetim kalan çocukların, evlatsız kalan annelerin hayal kırıklıklarını hiçe saymak istemem. Elimizdekiler kolay kazanılmadı. Kolay da verilmemeli. Ve kanaatimce, işe bu düşüncelere sahip olmakla başlanılıyor.
Aklımdakileri doğru aktarmak istediğim için kelimeleri eleyerek yazıyorum. Bir yandan da kendime karşıt argümanlar sunuyorum ki çift taraflı bir bakış açısıyla sunabileyim istediklerimi. Zor bir zanaat gerçekten. Neyse, kafanızı da çok da bulandırmadan bitireyim. Bu konuda anlatmak isteyeceğim daha çok şey var, umarım yakında bu beceriye sahip olurum. Yazımı dizide geçen ve tüylerimi diken diken eden bir eserle bitireceğim. Zamanınız için teşekkürler.
---
Daha ne kadar eğileceksin?
Oğulların kafkas dağlarında soğuktan taş kesildiler,
eğilmediler!
Sen daha ne kadar eğileceksin?
Süveyş kanalında, arabistanda sıcaktan nefesleri,
susuzluktan ciğerleri kesildi.
Eğilmediler!
Sen daha ne kadar eğileceksin?
Çanakkale'de bir adım geri atmamak için
kendilerini siperlere bağladılar.
Eğilmediler!
Sen daha ne kadar eğileceksin?
İzmir'in göbeğinde bir camide
Allah'ın evinde
senin gözünün önünde kurşunlandılar
eğilmediler!
Sen daha ne kadar eğileceksin?
Sen o kanlı secdeye başını nasıl yaslayabileceksin?
Şimdi senin yasın tutulmayacak,
ama onlar balolar düzenleyecekler,
senin şehitlerine edilen duaları onların dans müzikleri bastıracak
daha ne kadar eğileceksin?
Eğildin eğileceğin kadar
o denli eğilmişken
yerlerde sürünen o sancağı almadan kalkma...