"Hep durmak istedim ama yapamadım.Başka bir heyecan veya mutluluk kaynağım yoktu." Bu dizi,2020 yapımı İngiliz suç-dram mini dizisi ve gerçek bir seri katil vâkâsına dayanıyor.Hikâye,1980'lerde Londra'da yakalanan Dennis Nilsen adlı katilin etrafında dönüyor ama dizi klasik katil yakalanacak mı geriliminden…devamı"Hep durmak istedim ama yapamadım.Başka bir heyecan veya mutluluk kaynağım yoktu."
Bu dizi,2020 yapımı İngiliz suç-dram mini dizisi ve gerçek bir seri katil vâkâsına dayanıyor.Hikâye,1980'lerde Londra'da yakalanan Dennis Nilsen adlı katilin etrafında dönüyor ama dizi klasik katil yakalanacak mı geriliminden ziyade,yakalandıktan sonraki süreci ele almasıyla farklı bir yerde duruyor.
Dizinin en dikkat çekici yanı,olayları sansasyonel hâle getirmek yerine oldukça soğukkanlı ve rahatsız edici bir gerçekçilikle anlatması.Özellikle David Tennant'ın performansı çok öne çıkıyor.Tennant,Nilsen'ı abartmadan,sakin ama ürkütücü bir şekilde canlandırıyor.Bu da karakteri daha gerçek ve dolayısıyla daha tedirgin edici kılıyor.
Peki kim bu Dennis Nilsen?
Dennis Nilsen,20.yüzyılın en ürkütücü seri katillerinden biri olarak bilinir.Onun hikâyesi sadece işlediği suçlarla değil,aynı zamanda iç dünyası,yalnızlığı ve psikolojik yapısıyla da dikkat çeker.
Nilsen 1945 yılında İskoçya'da doğdu.Çocukluğu oldukça karmaşık ve duygusal açıdan eksik bir ortamda geçti.En çok etkilendiği kişi dedesiydi;onunla güçlü bir bağ kurmuştu.Ancak dedesinin âni ölümü,küçük yaşta Nilsen üzerinde derin bir travma bıraktı.Bu olayın,ölüm ve kontrol temalarıyla ilgili takıntılarının başlangıcı olduğu sıkça dile getirilir.
Gençlik döneminde içine kapanık,sosyal olarak zorlanan biri olarak tanımlanır.Cinselliğini kabullenmekte zorlanması ve eşcinsel kimliğini o dönem İngilteresinde açıkça yaşayamayışı,onun yalnızlığını daha da arttırdı.Bir süre orduya katıldı,ardından polislik eğitimi aldı ama bu alanlarda uzun süre tutunamadı.Sonrasında kamu sektöründe sıradan bir memur olarak çalışmaya başladı.
Hayatının en karanlık dönemi 1970'lerin sonu ve 80lerin başında Londra'da başladı.Nilsen,yalnızlık ve kontrol ihtiyacının birleşmesiyle çoğunlukla evsiz ya da toplumdan izole erkekleri evine davet ediyor,onlarla zaman geçiriyor ve ardından onları öldürüyordu.Ancak onu diğer seri katillerden ayıran şey cinayet sonrası davranışlarıydı.
Kurbanlarını hemen ortadan kaldırmak yerine onları günlerce hatta haftalarca yanında tutuyordu.Bu durum,onun ölümle olan saplantısının ve yalnız kalmama arzusunu açık şekilde gösterir.İnsanlarla gerçek bir bağ kuramadığı için bu bağın kontrol edilebilir ve tek taraflı bir versiyonunu yaratmaya çalıştığı düşünülür.
Nilsen'ın yakalanması da oldukça sıradışıdır.1983 yılında yaşadığı binanın giderlerinde yaşanan tıkanıklık nedeniyle yapılan incelemede insan kalıntılarına rastlandı.Bu durum polisin dikkatini çekti ve kısa sürede Nilsen'e ulaşıldı.Tutuklandığında suçlarını inkâr etmedi aksine oldukça soğukkanlı ve detaylı bir şekilde anlattı.
Mahkemede birden fazla cinayetten suçlu bulundu ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.Hapishanede geçirdiği yıllar boyunca yazılar yazdı,hayatını ve düşüncelerini analiz etmeye çalıştı.2018'de cezaevinde hayatını kaybetti.
Onun hikâyesi,sadece bir suç öyküsü değil;aynı zamanda aşırı yalnızlık, bastırılmış kimlik,travma ve kontrol ihtiyacının ne kadar karanlık sonuçlara yol açabileceğinin bir örneği olarak görülür.Bu yüzden DES gibi yapımlar olayı sadece suç boyutuyla değil, psikolojik derinliğiyle de ele alır.