Musa Carullah der ki: Böyle yapılmadığı için hayat yürüyüp ilerledi, fakihler geride kaldı. (FAKİH'ler: Yani din yorumcuları...)Halife Me'mun zamanından sonra "ictihad" durdurulunca, yani akla kilit vurulunca bunun ameli hayattaki başlıca tepkisi şunlar oldu:Teşebbüs yolundan yanlış bir tevekkül ve zillete sapmak.Kaza…devamıMusa Carullah der ki: Böyle yapılmadığı için hayat yürüyüp ilerledi, fakihler geride kaldı. (FAKİH'ler: Yani din yorumcuları...)Halife Me'mun zamanından sonra "ictihad" durdurulunca, yani akla kilit vurulunca bunun ameli hayattaki başlıca tepkisi şunlar oldu:Teşebbüs yolundan yanlış bir tevekkül ve zillete sapmak.Kaza ve kadere yanlış mana vererek yüksek emel ve hamlelerden uzak düşmek.Fikir hürriyetini köstekleyerek aklı felce uğratmak.Güzel sıfatlara değer vermekle gözleri güzel eserleri görmekten, kulakları güzel müzikten mahrum edip, kalpleri yüce duyguları sezmez bir hale düşürmek ve bunun neticesi olarak gönülleri aşağı şeylere döndürmüş olmak.Günün efendilerine tezellül ve dalkavukluk ede ede izzeti nefsi kaybetmek.Pintiliği iktisat esası gibi kullanarak, terakkiyatta mühim âmil olan rekabeti haset saymak.Kadınlara içtimai hayatta yer vermemek (Uzun Günlere Ruze, s.200).DİN:"Hayat-ı insaniyede din en mühim bir rükündür. Zira insanların her hareketi dinlerine yani kalplerinin selametine bağlıdır. Kalbi pak insanın her işi pak olur. Kalp selim olursa o vakit insanının kast ve iradesiyle vücuda gelmiş şeylerin her biri salim olur. İnsanların kalbinde bir fesat bulunursa hareketi de o nisbette fasid olur. İnsanın âmâli zahiresi kalbinin tercümesidir. Her bir insan her bir işte imanına göre hareket eder. Hayatın güzelliği kalbin, itikadın güzelliği ile olur.""Emaneti, adaleti emreden Allah'ın varlığına imân iktizasıyla insan, emanet ve adalet yolundan ayrılmayarak yaşar. Ruhun bekasına, âmâlin neticelerine iman eden insan her halde nefsin tekemmülüne sayeder, rezailden çekinmeye var kuvvetiyle çalışır.""Lakin din âlimleri, bağları ile imânının kudsiyetine, ehemmiyetine gayet büyük halel getirdiler; din, adeta umumi muharebe meydanı oldu kaldı. Din aklın düşmanı, hayatın düşmanı, hakikatlerin zıddı, dervişlerin rehberi, adalet ve cumûdun dostu, saadet ve terakki yolunda en kuvvetli bir engel telkin ve telekki kılınır oldu. Şu halin tesiriyle "hayatı insaniye ile diyanet-i semaviye arasında ebedi düşmanlık vardır" zan ve hayâli her insanın kalbinde rusuh etti. İnsanlık âlemini bu belanın istila etmiş olmasından mes'ul ne semâvi şeriatlerdedir, ne de şeriatleri tebliğ edenbilenlerdedir; kusur, Kur'an'ı Kerim'inin beyanında bağ neticesinde olarak ihtilafa düşen ehl-i ilimdedir. Ali İmran19 Şüphe yoktur ki, Allah indinde bir din vardı, o da dini İslam'dir. Kitaba nail olanlar bunda ihtilaf etmediler, yalnız hakikati bildikten sonra, aralarında hasedden naşi ihtilaf oldu.