Spoiler içeriyor
Açlık Oyunları serisinde üçlemenin son kitabı olan Alaycı Kuş ile birlikte maratona şu anlık son vermiş durumdayım. Üçlemenin ardından gelen öncül kitapları okumak için önce bu okuduklarımı sindirmem, çocukluktan hatırladığım filmlerini tamamlamam gerekiyor. Zihnimin bir kapısını açtığımda tekrardan gireceğim dünyalardan…devamıAçlık Oyunları serisinde üçlemenin son kitabı olan Alaycı Kuş ile birlikte maratona şu anlık son vermiş durumdayım. Üçlemenin ardından gelen öncül kitapları okumak için önce bu okuduklarımı sindirmem, çocukluktan hatırladığım filmlerini tamamlamam gerekiyor. Zihnimin bir kapısını açtığımda tekrardan gireceğim dünyalardan biri oldu bu seri, kesinlikle yeniden okunmayı hak ediyor. Siyasi, askeri ve psikolojik açıdan çok alt metni var.
Spoiler vermeden incelememi tamamlayabilirim umarım.
Serinin başından beri bahsedilen 13.Mıntıka tam da tahmin ettiğim gibi Panem sahnesine kendini yeniden tanıttı. Katniss'in Ateşi Yakalamak'ın sonunda tıpkı Haymitch gibi arenanın kör noktasını bulmasının ardından, 13.Mıntıka isyancıları tarafından kaçırılmasıyla daha ne kadar heyecanlı olabilir dediğim seride; 12.Mıntıka Capitol tarafından yok edildi, kalanlar 13'e mülteci gitti ve devrim serüvenine başladık.
Yani, neler neler oldu gerçekten... Ancak benim için ilk iki, özellikle de ilk göz ağrımız olmasından dolayı ilk kitabın yerini, hissini hiçbir şey tutmayacak gibi. Ancak oraya baktığımızda masumiyet adına bir şeyler görüyoruz çünkü.
13.Mıntıka eline geçirdiği galiplerle Capitol'e tarihte bir kez daha başkaldırmasıyla, yeraltına kurduğu yaşamı Alaycı Kuş ile yerüstüne taşımak için var gücüyle çabalıyor. Zaman zaman Capitol'den bile otoriter bir yaşam var bir zamanlar yok edilmiş mıntıkamızda. Askeri toplum düzeni hakim. Öyle ki Capitol bile daha renkliydi diye düşünmedim değil bazen. O kadar boğucu geldi ki bana bu otorite, Capitol düştüğü zaman kutlaması olacak bir zafer kalacak mıydı geriye yoksa sadece yöneticisi değişmiş bir rejimden devam mı edecektik diye sorguladım. Ama realist perspektiften düşündüğümüzde güç eşitliğinin getirdiği tehdit, gücünü arttırmayı şart koşmuş belli ki. Despottan daha despot olursan o zaman güvende olursun belki ama kendi karakterinden ödün verirsin aynı zamanda. Örneğin Gale...
("Kim bu insanlar?" diye sordum.
"Biz. Biraz kömür yığını yerine atom bombamız olsaydı, biz de böyle olurduk." diye karşılık verdi.)
Gale'in bu dediğini not almışım, kitabı bitirdikten sonra görünce gülümsedim.
İsyanın gidişatına bağlı olarak 2.Mıntıka'da bir şeyler yaşandı ve Gale ve Katniss'e bu yaşananlar babalarının ölümlerini anımsatırken Gale intikam ve hırs, Katniss empati ve pişmanlık doluydu. Yani Gale bir an bile olsun intikamdan kendini ayırmadı. Kitap sonunda Katniss'in depresyona gireceği kadar vurucu olan olayda, Gale'in bir şeyleri öngörebildiğini düşünmüyorum o yüzden suçlu bulmuyorum ama dönüştüğü kişide suçlu buluyorum.
Peeta'nın bu konuda başından beri karakterli bir duruşu vardı. İlk kitapta, terastan Capitol'ü izlerken onların dönüştürdüğü bir canavar olmak istemediğini söylemişti. Katniss ve diğer kimi galipler arenadan isyancılar tarafından kaçırıldı ancak maalesef ki Peeta, Capitol'ün eline kalmıştı ikinci kitabın sonunda. Peeta'nın istemediklerine baktığımız zaman bazı şeyler o kadar istek dışı ki... Ne demek istediğimi okuyanlar anlayacaktır.
Olası bir gelişmiş gelecekte askeri anlamda saha detaylandırması gerçekten çok güzel yapılmış. İkinci kitaptan kendini bu becerisi belli ediyordu zaten ama işin uzmanı olmadığım için mantıksız yanlarını bulamayabilirim, sadece verdiği evren hissiyatı güzeldi. Söylemeden geçemem.
Bir savaşta devletler ve liderlerin davranış biçimlerinin usulüne uygun kurgulandığını kendimce söyleyebilirim ama. İki tarafın da nükleeri göze alamayıp bir dehşet dengesi içinde olması, caydırıcılık açısından devletler için çok önemlidir mesela. Ki bu da beraberinde başka alternatif teçhizatı yok etmeye yönlendirdi tarafları. Güzel işlenmişti.
Ayrıca propaganda, savaşlarda çok ciddi bir yer tutar. Capitol Peeta'yı, 13.Mıntıka Katniss'i bu amaçla çok iyi kullandılar. Okuma zevkimi arttırdı. 12.Mıntıka'nın talan edilmiş halini bu amaçla görüntülerlerken, Katniss'in ajitasyondan rahatsız olması çok tanıdıktı.
İlk iki kitaptaki sade dile nazaran bu kitapta istediğim koyulaşmanın olduğunu görüyorum. Bunda olayların Katniss üzerindeki psikolojik buhranı ve savaş ortamının getirdikleri etkili oldu. Ancak yer yer eksikliklere de rastladım.
Örneğin yazar askeriyeyle ve operasyonlarla ilgili detay verirken bence çok didaktik bir dil kullanmış. Edebi anlatıma yeterince yedirememiş diye düşünüyorum.
İlgimi çeken bir detay olarak Panem'deki insanların basit kelimeleri bilmemesi var. Zapt mesela... Burada bu kelime bildiğimiz anlamıyla beraber çok daha somutlaştırılmıştı kullanım olarak. Okuyanlar burada da ne demek istediğimi anlayacaktır...
Muhabirlerin savaş ortamından çekimler, röportajlar yapması, durumun uzmanlar tarafından televizyonda değerlendirilmesi; şu an televizyonu açsam okuduğum satırlardaki aynı gerçekçilikte bir distopya manzarasıyla karşılaşmam ve bunun bu zamana da sirayet etmesi gerçekten çok doğal. Distopyaları bu yüzden çok seviyorum. Hiçbir şey yaşanmayacak olan değil ve eyleme geçme isteğinizi kamçılıyor.
Son kitabın benim için hayal kırıklığı olan noktalarına gelirsek eğer... Buradan sonrasında spoiler verme tehlikem var, belirteyim.
İlk Peeta'dan başlamak istiyorum. Katniss'in yanında bir diğer baş karakter olarak bireysel anlamda Peeta'ya ve onun hayatına yeterince bir pencere açılmadığını düşünüyorum ya da açılan pencerenin geniş bir manzarayı göstermediğini. Katniss'e dair annesi, babası ve uğruna ölümü göze aldığı kız kardeşi Prim var fakat seri boyunca Peeta'nın ailesinden çok az söz edildi. Kardeşleriyle ilişkisi falan hiç yoktu mesela. Peeta'yı tek başına değil, Katniss'in Peetası olarak okuduk.
Zaten son kitap boyunca Capitol'ün elindeydi, geri alındığı zaman halinden bahsetmek istemiyorum bile. Katniss ile ilk zamanlardaki diyaloglarını o noktadan sonra zaten beklemiyorum, olan da azdı şimdi ama. Etkileşim göremedim yani. Katniss, kitap boyunca saat arenada Peeta'nın kendisine verdiği inciden bahsedip durdu. Sandım tekrardan konusu açılacak, eskisi gibi bağlarını okuyacağız ama yok, yok!
Ve Katniss'in Gale ve Peeta arasında kalmasını yaşına bağlamayı artık geçtim, gerçekten bıktırdı. Gale bile beni sadece üzgün olduğumda öpüyorsun, diyor. Açıkça kendisini değil Peeta'yı sevdiğini ima ediyor ama Katniss yine anlamıyor. Sonra bir de bu kadar çıkarcı mıydım, diye düşünmesi ayrı sinir etti zaten. Yav, çıkarcı olmak istemiyorsan bari ikisinden de duygusal olarak uzak dur. Onu da yapmıyor. Çıldırdım yani ve bu kadar kendini bilmemesinin yazardan kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Okur böyle duygusal durumlar aracılığıyla kitaba daha çok bağlansın diye bu aşk üçgenini uzattığını düşünüyorum ama sadece sinir etti. Okura yönelik yanlış bir strateji olmuş. Ne kadar doğru bilmiyorum. İlk versiyonunda Gale ve Katniss kuzenmiş ancak yayıncısı bir aşk üçgeni oluşturmasının kitabın satış rakamları konusunda etkili olacağını söylemiş. Böyle bir distopya aşk üçgensiz de çok satardı, eminim. Hiç gerek yoktu ya da en azından bu kadar bıktırmasaydı.
İkinci olarak Finnick'in ölümü... Seride kendisini çok sevdiren bir yan karakter oldu. Böyle karakterlere yazarlar genellikle yarım kalmış bir yaşam yazar, altın kural. Yani tamam ama bu kadar çok sevilen bir karakterin ölümü için bu kadar az satır yakışmadı. Finnick'e güzel bir veda gerekirdi.
Üçüncü eleştirdiğim nokta Prim'in ölümü... Bu ölüm en üzücü olandı. Başından beri canına zarar gelmesin diye kendini riske attığı kardeşi öldü. Açlık oyunlarının sonucundan korunmak istenen kız öldü resmen ve Katniss için de yıkıcı oldu. Beni Capitol çocukları için de bir oyun düzenlenmesi fikrine evet demesiyle zaten dumura uğrattı. Nerede o empati dolu kız diye sorguladım. Bunun da bir sebebi vardı tabii ki. Katniss yine sonradan bedel ödeyeceğini kestiremediği belki de en net bu sefer kestirerek bilinçli olarak son eylemini yaptı. Ama tüm bunların yanında Prim de Finnick gibi güzel bir vedayı hak ediyordu.
Sona doğru zaten cümleler bitsin artık, diye yazılmış gibi hissettim ama bir elli sayfa daha yazılsaydı da hak ettiği gibi bir sonu olsaydı keşke.
Sonunda Katniss'in evli, mutlu ve Peeta'nın çok istemesi üzerine çocuklu olmasına ne demeli peki? Tamam, yine öyle olsun ama oyunlara kurban olacak bir çocuk dünyaya getirmek istemiyorum, kızından eşinin isteğiyle iki çocuk yapmış bir kadının karakter gelişimi nerede?
Capitol devrildi. Rejim de değişti. Artık cumhuriyeti olan bir devlet var ancak bu cumhuriyetin biraz olsun betimlenmesini isterdim. Capitol'ün baskıcı otoritesi bunu hak ediyor da cumhuriyet etmiyor mu? Sanırım buna öncül kitaplarda değineceğiz diye çok da bir şey demek istemiyorum fakat gözüme takılan bir yerdi. Yani inşallah değiniriz.
Bu noktalarda aceleyle yazılmış bir gidişat görüyorum. Bunu görmek de bana ders oldu, okurken tatmin olmadığım boşlukları yazarken doldurmam gerektiğini öğretti.
Sanırım bu, serinin en uzun incelemesini yazdığım kitabıydı. Benden bu kadar, tekrardan okumak istediğim bir üçleme kesinlikle. Filmlerden devam etmeye gidiyorum.