Spoiler içeriyor
Öncelikle filmin müziğini hediye ederek hem yeni bir müzik dinlememe hem de uzun zamandır izlediğim (belki de en iyisi) en naif, sakin ve acı tatlı filmi izlememe vesile olan Wolvi'ye (@wolverineh) çok teşekkür ederim🙇🏻♀️ Önce müziği dinlediğim için müzikten bahsetmek…devamıÖncelikle filmin müziğini hediye ederek hem yeni bir müzik dinlememe hem de uzun zamandır izlediğim (belki de en iyisi) en naif, sakin ve acı tatlı filmi izlememe vesile olan Wolvi'ye (@wolverineh) çok teşekkür ederim🙇🏻♀️
Önce müziği dinlediğim için müzikten bahsetmek istiyorum Wolvi kendi yazısında (mutlaka okumalısınız harika bir şey yazmış) müzik için "Soğuk havanın, geçmişin, âşkın, kederin, yasın, nezleyken burun çekmenin müziği" demiş, böyle hissettiği bir şeyi benimle paylaşıp hediye etmesi çok nazik bir davranıştı🥹 Ve o kadar katılıyorum ki bu söylediklerine, hem yumuşak hem sert bir müzik aslında, kara kış gibi, karın içimizi ısıtması gibi hissettiriyor. Her zaman kış insanıydım ve hep öyle kalacağım, bu müzik de hep beğenilen şarkılar listemde kalacak, kış geldiğinde tekrar izlemek istiyorum bu filmi.
Gerçekten etkileyici bir filmdi, bir şeyler anlatıp filmin büyüsünü bozmak istemiyorum ama konuşmak istediğim o kadar fazla şey var ki... Wolvi'nin de değindiği noktaları tekrar sıralamak gibi olacak ama dedenin İtsuki'yi sırtında taşıyarak hastaneye götürme çabasını, İtsuki'nin babasını da aynı şekilde hastaneye taşıdığını öğrendiğimiz sahnede evlat acısını, aynı hataya tekrar düşmemeyi o kadar derinden hissettim ki... Hiroko'nun dağlara bağırdığı sahnede gözlerim doldu hiç yalan söylemeyeceğim, ölüm bile ayıramamış kadını sevdiği adamdan. Böyle bir aşk, tüyler ürpertici gerçekten.
İtsuki'nin (erkek) İtsuki'ye (kadın) duyduğu âşkı da görmezden gelemiyorum her ne kadar Hiroko'yu İtsuki'ye benzediği için sevdiğini ve ilk görüşte âşık olduğunu düşünsem de İtsuki'ye (erkek olana) kızamıyorum, o da daha ortaokul yaşlarında bir çocuktu ve hoşlandığı kızın dikkatini çekmek için her şeyi yapıyordu aslında. İtsuki (kadın olan) bunu çok sonradan, son sahnede, yıllar sonra fark etse de bence o da içten içe İtsuki'den hoşlanıyordu.
Olan Hiroko'ya olmuş gibi hissediyorum, İtsuki (erkek) dağlarda, diğer İtsuki (kadın) onlardan çok uzakta, geçmişinin, çocukluğunun bir anısı olarak kalacak birinin ardından ne kadar büyük bir yas tutabilir ki? Yine de büyük bir pişmanlık duyduğunu ve Hiroko'nun İtsuki'ye o cevap vermese bile bir süre mektup yazdığını hayal ediyorum kafamda.
"O çocuk senden çok hoşlanmış olmalı.
Çünkü adını defalarca kez yazmış."
Sahnesinde her ne kadar İtsuki'ye (erkek) sinir olsam da aslında bu hareketini çok tatlı buldum, birinin okunmamış tüm kitapları benim adımla ödünç alması ve gelecekte bunun okulun diğer öğrenciler tarafından bir oyun hâline getirilmesi bayağı bir hoşuma giderdi.
Karın sıcaklığını ve soğukluğunu, karmaşıklığını, nezaketini ve felaketini bir arada gördük filmde, belki de bu yüzden bu kadar beğendim bilmiyorum. O kadar uzun süredir sadece aksiyon, savaş, bilim kurgu içerikleri tüketiyordum ki resmen bana nefes alacağım bir durak oldu Love Letter. Japon sineması gerçekten muhteşem, böyle bir filmi izlememe vesile olduğu için ve müziğini hediye ettiği için Wolvi'ye tekrar tekrar teşekkür ederim🫠🖤