Sovyet Rusya'ya yapılan eleştirileri, ikiyüzlülük ve yozlaşma canım Türkiyemin de muzdarip olduğu, devlet kurumlarını sarmış bir hastalık gibi olduğu için, çok da içselleştirerek ve "evet işte böyle oluyor burda da" deyip kafa sallayarak okuduğum yerler oldu. Woland ve tayfası kimsenin…devamıSovyet Rusya'ya yapılan eleştirileri, ikiyüzlülük ve yozlaşma canım Türkiyemin de muzdarip olduğu, devlet kurumlarını sarmış bir hastalık gibi olduğu için, çok da içselleştirerek ve "evet işte böyle oluyor burda da" deyip kafa sallayarak okuduğum yerler oldu. Woland ve tayfası kimsenin içine kötülük ekmedi sadece toplumun rezilliği ile eğlendiler durdular ve aralarındaki diyaloglar ya da vatandaşlar ile yaşanılan absürtlüklere çok güldüm yer yer. Bu romanın 3'e bölünmüş parçalarından biriydi ve benim için en iyi parçasıydı.
Kudüs valisi Pilatus'un İsa'nın idamına verdiği onay ile yaşadığı içsel muhakeme, ayrıca 3. kısmı da kapsayan, bir diğer parçasıydı ve Margarita ile ustanın anlatıldığı bölümlerden daha çok sevdim ama Woland ve Moskova'da yaşanan komediler kadar da iyi değildi.
3. parça olan Usta ve margaritanın hikâyesindeyse tek sevdiğim tarafı Usta'nın eserini Sovyet devletinin edebiyatçıları hâline gelen kişilerin eleştirmesi ve bu devlet sanatçılarının korkak oldukları için özgürce sanat yapamadıklarını ve hem eleştirilerin nedeninin hem de yaptıkları sanatın sahteliğinin nedeninin bu korkaklık olduğunu vurgulayan kısmıydı. (Tanıdık ama nereden?) Hatta Usta edebiyat ortamına dayanamayıp eserini sobada yakmaya çalışıyor.
Margaritanın bölümleri ise baştan aşağı tekrar dolu ve kitabın sonuna yaklaştıkça bu olmuş mu burada, bunu neden tekrar anlatıyorsun burası bize neden veriliyor tarzı sorular artıyor ve tempo eksikliğiyle devam edip "bu tamamlanmamış." hissiyatı ile bitiyor kitap bence. Feminist bakış açısı ile de fedakârlık teması neden kitabın kadın karakteri kullanılarak verilmiş diye sorabiliriz. East of Eden okurken orada artık daha bariz bir şekilde İncil alegorisi hâkimdi ve iyi ile kötüyü temsil edenlerden biri de Lilith yani şeytani kadın karakterimizdi. Yani din ve kadın temsili yine yeniden bir araya geldiğinde çuvallıyorlar ki zaten bu romana dönecek olursam o fedakârlık hissi bana hiç geçmedi, Pilatus'un köpeği iki üç yerde anlatıldı sadece ve o bana yetti okurken ama margarita şeytanla anlaşma yaptı, dizleri morardı (neler yaşadın ya) ve sonunda woland'dan Usta ile bir arada olmayı istediğinde neden diye sordum yine.
Bir temayı temsil etme amacı ile yazılmış, evet ama bunu biliyor olmama rağmen Margaritanın usta ile ilişkisine dair her şey çok hızlıydı, duygular hızlı, ani bir aşk, ani fedakârlıklar. Bu şekilde bir ana karakter okumayı şahsen sevemiyorum. :/
Yani çok sevdiğim kısımlar oldu. Tiyatro sahnesi 12. bölüm tam bir şaheserdi ama bütüncül olarak vasat kalmıştı. Yazarın sadece üslubunu değerlendirecek olursam, kendine özgü tarzı ve diyalogları ile beni etkiledi (Dostoyevsky ölümsüzdür!) İğneleme yapan yazarların yeri bende ayrı oluyor genelde elbet senin de çok seveceğim bir kitabın vardır diyerek okumaya devam edeceğim.