Bunlar (yâni Kur’an’dakiler) gerçekleri açıklayan kitabın âyetleridir. (Yâni Kur’an’ın söyledikleri, bildirmiş oldukları). Biz onu akıl erdirebilirsiniz diye ARAPÇA bir Kur’an olarak indirdik.”Ben, yirminci yüzyılın en büyük din bilgini, müctehid (Kur’an’ı yorumlama, açıklama hakkı olan bilgin) rahmetli Musa Carullah Bigi’ye 1948…devamıBunlar (yâni Kur’an’dakiler) gerçekleri açıklayan kitabın âyetleridir. (Yâni Kur’an’ın söyledikleri, bildirmiş oldukları). Biz onu akıl erdirebilirsiniz diye ARAPÇA bir Kur’an olarak indirdik.”Ben, yirminci yüzyılın en büyük din bilgini, müctehid (Kur’an’ı yorumlama, açıklama hakkı olan bilgin) rahmetli Musa Carullah Bigi’ye 1948 senesi 10 Kasım günü, eseri Türkçe Kur’an’ı yayınlama hakkını bana emânet noter belgesini düzenlememizden sonra MİLLET ve HAKKA DOĞRU dergilerimin idarehanesinde şu suali sormuştum:“— Üstadım... Diyelim ki Kur’an-ı Kerîm Arabistan’da Araplar’a değil de Türkistan’da biz Türkler’e inzâl edilecekti. Metni Türkçe mi olacaktı?”Tereddütsüz şu cevabı vermişti:“— Hiç şüphe etmeyiniz ki evet... Üç Semavî kitaptan Tevrat Musevîlere hitap etmiştir, bu sebeple lisan, onların anladıkları İbranice’dir. Bilinir ki İncil, Hazret-i İsa’nın ölümünden çok sonra havarîleri tarafından derlenmiştir, Lâtince ve Yunanca’dır. Dört muteber İNCİL’den birisinde bunlara ilâveten Arapça tâbir ve cümleler de vardır. Bu tercih, kitapların hitap ettikleri kavimlerin dilleri üzerinde olması tabiî ve zururîdir.Kur’an-ı Mübîn’in ARAPÇA olması, muhtevâsının Arap ümmetine tebliği, CAHİLİYYE Devri’nin felâketlerinden, irtidad ve inkârlarından, madde ve mânada Arap ümmetinin perişân hâlinden kurtarılması yolla-...mı onlara göstermek için onların diliyle inzal edilmiştir. Bu bir imtiyaz değil, Arap ümmetinin İslamiyet öncesi hayat şartlarının feci ve hicab ver (utanç verici) hâl ve tecellilerini düşündürmesi icab eden hadisedir."Yine iyi hatırlıyorum: İzmit Kâğıt ve Selüloz Sanayii'ni kuran aziz dostum Mehmed Ali Kâğıtçı'nın Finlandiya seyahatinden bana getirdiği FINCE Kur’an-ı Kerim’den söz ettiğimde, o gün bugün, bana, günün birinde milletimizin ANADİLİMİZ'le ibadet hakkına kavuşma ümidini verdiğinde, 1417 senedir çektiğimiz yoksunluğun acısını yaşatan şu cevabı vermişti:"— Evet... Fin Müslüman Türkleri'nin, Fin diliyle Kur’an-ı Kerim'i okuyabilecekleri ve ibadetlerini bu okudukları dilde yapabilecekleri fetvasını ben vermiştim. İkinci Dünya Harbi'nde Fin Ordusu'nda Rus istilacılarına karşı mücadele eden Fin Müslümanları'nın soğuktan telef olmamaları için domut eti ve yağı yiyebilecekleri, çünkü, İslamiyette domuz etinin sıcak iklimlerde oluşan trişin dolayısıyla sıhhate zararlı olması yüzünden yasaklandığı sebebiyle... İslam fıkhının en muhteşem ve başka bir din veya hukukta bu kadar açık ve sarih olmayan hikmeti, dinimizin üç esas rüknünden birisi olan "tagayyür-i ezmân ile tahavvül-i ahkâm"dır. Bu büyük hakikati, maalesef bizim ulemay-ı rüsûm kavrayamamışlar, anlamamışlar, bu sebeple de Bab-ı İctihad (düşünce kapısı) kapanmıştır" safsatasıyla muazzam Osmanlı Hakanlığı'nı yıkmışlardır."