Osmanlı’yı çökerten sebepler arasında çok çeşitli istikametlerden gelmiş ihanetlerin asıl unsur olduğunu söylemekte mübalağa olmadığını düşünüyorum. Öyle inanılmaz hadiseler karşısında kaldık ki, dehşete kapılmamak mümkün değildi. İktidar olan İttihat ve Terakki ile, muhalefeti temsil eden Hürriyet ve İtilaf partilerinin ön…devamıOsmanlı’yı çökerten sebepler arasında çok çeşitli istikametlerden gelmiş ihanetlerin asıl unsur olduğunu söylemekte mübalağa olmadığını düşünüyorum. Öyle inanılmaz hadiseler karşısında kaldık ki, dehşete kapılmamak mümkün değildi. İktidar olan İttihat ve Terakki ile, muhalefeti temsil eden Hürriyet ve İtilaf partilerinin ön şahsiyetleri arasında yer almış Rum ve Ermeni milletvekilleri içinde patrikhaneleriyle yakın ilişkisi olanlar vardı. Bunlar, ordunun varlığı üzerinde karar alan komisyonlarda üye bulunuyorlardı. Arap aydınlarının büyük bölümü, Cizvit mekteplerinde yetişmişti. Bunlar da Fransız elçilik ve konsolosluklarıyla yakın dosttular. Bir Arnavut asıllı milletvekili vardı ki, Balkan Harbi’nden sonra istiklalini ilan eden Arnavutluk’un başvekili olmuştu. Esrekle söylüyorum ki, reddi imkansız ihanet vesikaları önünde hesap veren Arap ayrılıkçılarının büyük kısmı, 1910 Mebuslar Meclisi’nde, Osmanlı Devleti’ne sadakat yemini yapmış olanlardıBu açıklamalardan sonra şimdi bu mevzua geçiyorum: Çünkü biz, bir coğrafya zarureti olarak bugün, Irak ve Suriye ile uzun hudut boyu için de KOMŞU yaşamaya mecburuz. Denizlerde de devam eden komşuluğumuz var.Fransa'nın Şam başkonsolosluğunda ele geçirdiğimiz belgeleri öteki kaynaklardan topladığımız bilgilerle tamamlayarak, Dördüncü Ordu Kumandanı ve Bahriye (Deniz işleri) Nazırı (Bakanı) Cemal Paşa'ya verdiğimde, mevzuu bilmesine rağmen hayretle irkilmiş, "Eyvah... Dünyaya bir daha rezil olacağız..." demişti. Bir bakıma doğruydu ama, bize nihayet, "Çok saf, hatta körmüşsünüz!" derlerdi, ama karşımızdakiler için ne derlerdi?Demediler, çünkü bunu diyecek durumda olanlar, bu ihanet selinin sularının başındaydılar. Bunlara Anadolu'nun seçtikleri yerlerinde okullar, hastaneler, kültür merkezleri gibi masum ve insani görünüm altında kuruluşlar açan çoğu Amerikan misyoner kuruluşları da katılmıştı.Onlar ayrı bir statü içinde ve o günlerde bir soruşturmanın dışındaydılar. Arap ayrılık hareketinin vatan müdafaasını zora sürüklemiş ve bir ihanet manzarası görüntüsü içindeki muhakemesi, Aliyye'de askerî mahkemede başladı. Savaş dokuz cephede tüm şiddetiyle devam ediyordu. İngilizlerin hâkim olduğu Arap topraklarında Londra'nın, Fransızlar'ın egemenliği altındaki Arap topraklarında Paris'in kontrolü altındaki binbir sabotaj, ordumuzu çok güç durumlara sokuyordu. Düşman hükûmetleri ve basını, Araplar'a karşı baskıdan ve mecburî hicretten söz ediyordu. Asla böyle bir şey yoktu. İhanet raporunu okuyan Cemal Paşa, "Dünya bunları bilse insanlık namına utanır..." demişti. Bu hükme katılıyorum. Biz bu ümmete "kavm-i necip = üstün ırk" demiş saygı, sevgi göstermiş, topraklarının yüzlerce yıl fahri jandarmalığını yapmıştık. Beyrut, Şam, Halep'te elektrik varken Anadolu gazyağı bulamıyordu. İstanbul'dan döşenmesine başlayıp, Bağdat'a uzanan demiryoluna Hattı Saltanat demiştik. Hangi saltanat? Bu üstünlük, Arab'ın, Arap diliyle ibadetin Türk'ün omuzlarına yüklediği karşılıksız yüktü. Hepsi bu gafletten türüyordu