Spoiler içeriyor
Selamün Aleyküm ve Merhaba! Barry, uzun zamandır izlediğim en cesur dizilerden biri oldu. En sevdiğim yanı, Barry'yi hiçbir zaman masum göstermeye çalışmamasıydı. Dizi, onun yalnızlığını, sevgi açlığını ve ait olma isteğini anlatıyor ama bunları işlediği cinayetleri haklı çıkarmak için kullanmıyor.…devamıSelamün Aleyküm ve Merhaba!
Barry, uzun zamandır izlediğim en cesur dizilerden biri oldu. En sevdiğim yanı, Barry'yi hiçbir zaman masum göstermeye çalışmamasıydı. Dizi, onun yalnızlığını, sevgi açlığını ve ait olma isteğini anlatıyor ama bunları işlediği cinayetleri haklı çıkarmak için kullanmıyor. Üstelik bunu yaparken klişe bir "kötü çocukluk" hikâyesine de sığınmıyor. Barry'nin bir baba figürü eksikliği ve derin bir sevgi ihtiyacı var; ancak bunlar onun yaptıklarını mazur gösteren bahanelere dönüşmüyor.
!!!SÜRPRİZBOZAN İÇERMEKTEDİR!!!
Barry ile hiçbir zaman tam anlamıyla empati kurmadım. Bunun en önemli sebeplerinden biri Afganistan sahneleriydi. Dizi boyunca Barry, oyunculuk kursunda geçmişini anlatırken yaşadıklarını kendini aklayacak şekilde aktarıyor. Ancak aynı anda izlediğimiz flashback'lerde bambaşka bir gerçekle karşılaşıyoruz. Barry ve asker arkadaşlarının masum bir Afgan çobanı hiçbir meşru gerekçe olmadan öldürdüklerini, ardından da bunu umursamayıp kendi aralarında şakalaştıklarını görüyoruz. Dizi, Barry'nin anlattığı hikâyeyle yaşanan gerçek arasındaki farkı seyircinin gözünün önüne koyuyor. Böylece Barry'nin yalnızca başkalarına değil, kendisine de sürekli yalan söyleyen biri olduğunu anlıyoruz. Bu nedenle asker arkadaşını ve Dedektif Moss'u öldürmesi beni şaşırtmadı; aksine, karakteri en başından beri nasıl yazdıklarını doğrulayan adımlardı.
Barry'nin en büyük trajedisi, sevilmek istemesi ama kimseyi gerçekten sevmeyi bilmemesi. Hayatı boyunca sürekli birine tutunuyor: önce Fuches'a, sonra Gene'e, Sally'ye ve en sonunda oğluna. Fakat aslında aradığı kişiler değil, onların temsil ettiği hayatlar. Sally'yi sevdiğini düşünmüyorum; Sally onun gözünde normal bir hayatın, temiz bir başlangıcın simgesiydi. İnsanları oldukları gibi görmek yerine, kendi kurtuluş hikâyesindeki rolleri olarak görüyordu. Bu yüzden sevgisi de fedakâr değil, bencildi.
Fuches ve Barry arasındaki ilişki dizinin en güçlü dinamiklerinden biriydi. İkisi de sevgiyi kontrol etmeye çalışıyor, manipülasyonu bir bağ kurma yöntemi olarak kullanıyordu. Fuches'un hapisten çıktıktan sonra geçirdiği dönüşüm beklemediğim kadar etkileyiciydi. Barry'ye bağımlı olan adam, sonunda kendi ayakları üzerinde duran acımasız bir suç liderine dönüştü. Buna rağmen finalde John'u Barry'ye teslim etmesi, bana göre hayatında ilk kez karşılık beklemeden yaptığı doğru bir davranıştı. Belki de yıllarca Barry'yi manipüle etmiş olmasının küçük de olsa bir telafisiydi.
NoHo Hank ise dizinin en unutulmaz karakteriydi. Üstelik bunu baştan planlamamışlar. Aslında birkaç bölüm sonra hikâyeden çıkması düşünülürken Anthony Carrigan'ın seçmelerdeki sıcak ve komik enerjisi sayesinde karakter büyütülmüş. İyi ki de öyle olmuş. Dizinin en karanlık anlarında bile mizahın dozunu kusursuz ayarlayan karakter oydu. Cristobal'in heykelinin önünde ölmesi ise benim için dizinin en yıkıcı sahnelerinden biriydi.
Beni en çok sarsan anlardan biri de Barry'nin öfke nöbeti sırasında, bir zamanlar eğittiği Çeçen mafyasına mensup genç çocuğu öldürdüğü sahneydi. Çocuk, kapıda Barry'yi görünce bir anlığına rahatlıyor; gözlerindeki korku kayboluyor çünkü karşısındaki kişinin Barry olduğunu fark ediyor. Barry ise o güven duygusunu hiç önemsemeden tetiği çekiyor. O birkaç saniye, Barry'nin nasıl bir katil olduğunu tek bir diyaloga ihtiyaç duymadan anlatıyordu.
Final ise bence dizinin bütün anlatmak istediklerini kusursuz biçimde tamamladı. Barry yıllarca kamuoyunda acımasız bir katil olarak anılırken, ölümünden sonra çekilen film onu kahraman bir Amerikan askeri olarak yeniden yazıyor. Bu sadece Barry'nin hikâyesi değil; medyanın ve sinemanın gerçeği istediği gibi şekillendirebilmesine yönelik güçlü bir eleştiriydi. Gerçek değişmiyor ama anlatılan hikâye değişiyor. Bunun yanında en sevdiğim tercihlerden biri de John'un babasının suçlarının yükünü omuzlamak zorunda bırakılmamasıydı. Çocukların ebeveynlerinin hatalarıyla tanımlanmaması gerektiğini düşündüğüm için bu son bana umut verdi.
!!!SÜRPRİZBOZAN BİTMİŞTİR!!!
Bill Hader'ın yönetmenliği de dizinin başarısında büyük pay sahibi. Sezonlar ilerledikçe görüntü dili bilinçli şekilde değişiyor. İlk sezonun daha sıcak tonları yerini giderek soğuyan renklere bırakıyor; kadrajlar boşalıyor, karakterler fiziksel olarak da birbirlerinden uzaklaşıyor. Hader, karakterlerin yalnızlığını yalnızca diyaloglarla değil, görüntü diliyle de hissettirmeyi amaçlamış. Bu değişim özellikle son sezonda çok belirgindi.
Bir diğer önemli tercih ise şiddetin sunuluş biçimi. Bill Hader, Barry'nin yaptığı hiçbir şiddet eylemini "havalı" göstermemeye özellikle dikkat etmiş. Silahlı çatışmalar kaotik, kirli ve rahatsız edici hissettiriyor. Şiddet burada heyecan verici değil; aksine insanı rahatsız eden ve sonuçları olan bir eylem olarak karşımıza çıkıyor.
Dizinin mizahını da ayrıca çok sevdim. Yer yer öyle absürt ve beklenmedik anlar vardı ki, en karanlık bölümlerin içinde bile kahkaha attırmayı başarıyordu. Özellikle NoHo Hank'in olduğu sahneler bu dengeyi kusursuz kuruyordu. Kara komediyi dramatik anlatının önüne geçirmeden kullanmaları, dizinin tonunu benzersiz hâle getirmiş.
Barry, sadece bir suç hikâyesi değil; sevgi, aidiyet, kimlik ve sorumluluk üzerine kurulmuş güçlü bir karakter incelemesi. Uzun süre aklımdan çıkmayacak diziler arasına girdi. Bunun en büyük nedeni de bana ne düşünmem gerektiğini söylemek yerine, karakterleri bütün çelişkileriyle karşıma koyup karar vermeyi bana bırakmasıydı.