2026 (102. Film) Ünlü yönetmen Michael Haneke imzalı 1997 yapımı "Funny Games" filmi. Bu filmden 10 yıl sonra Haneke filmi Hollywood için daha iyi oyuncularla ve aynı isimle yeniden çekmiş olsa da ben bugün ilk çıkan Avusturya yapımı olan halini…devamı2026 (102. Film)
Ünlü yönetmen Michael Haneke imzalı 1997 yapımı "Funny Games" filmi. Bu filmden 10 yıl sonra Haneke filmi Hollywood için daha iyi oyuncularla ve aynı isimle yeniden çekmiş olsa da ben bugün ilk çıkan Avusturya yapımı olan halini inceleyeceğim. Film; tatile çıkan Anna, Georg ve oğullarının iki psikopat tarafından alıkonularak işkence görmelerini konu ediniyor.
Filmi genel hatlarıyla her ne kadar beğensem de doğrusu film yine de beklentimin altında kaldı. Uzun zamandır listemde olan bir yapımdı. Özellikle filmin ilk yarısını çok beğendim ki bu da yıllardır listemde olmasının da oluşturduğu etki ile beklentimi iyice arttırdı. Ancak filmin ikinci yarısı beni hiç tatmin etmedi. Paul karakterinin filmde birkaç defa izleyici ile göz göze gelmesi ve bizlerin de bir yerlerden onları izlediğimizi bildiğini hissettirmesi güzel bir detaydı. 1-2 sahnede sabit kamera karşısında karakterlerin donuk halde kalması başta hoşuma gitmişti ancak filmin ikinci yarısında bu süre 5 dakikaya çıkınca açıkçası benim adıma bu güzel detay önemini yitirdi. Evet filmin izleyiciyi kendi içine çekmesi güzel. Fakat sonuçta film izliyoruz ve bu sürenin 5 dakika olması bir noktada "İllallah" dedirtiyor:) Karakterlerin psikopatlığı da filmin ilk yarısında kan donduracak cinstendi ama devamında her şey basitleşti.
Özgün bir yapım. Yer yer izleyiciyi rahatsız etmeyi de ihmal etmiyor. Ancak maalesef ki filmin ikinci yarısından ötürü film ağzımda çok yükseleceğim bir tat bırakmadı. İzlenilebilir.
6.9/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Filmde ailenin babası Georg’u canlandıran Avusturyalı aktör Ulrich Mühe, 2006 yılında başrolünde oynadığı "Başkalarının Hayatı" (The Lives of Others) filmiyle "En İyi Yabancı Dilde Film" Oscar'ını kazandıktan çok kısa bir süre sonra, 22 Temmuz 2007'de henüz 53 yaşındayken mide kanseri nedeniyle hayatını kaybetmiştir.
2- Filmde anne Anna rolünü canlandıran usta aktris Susanne Lothar, gerçek hayatta da eşi olan Ulrich Mühe’nin 2007’deki erken vefatının ardından derin bir yalnızlığa bürünmüştür. Başarılı kariyerine The Reader ve The White Ribbon gibi başyapıtlarla devam eden oyuncu, 25 Temmuz 2012'de, tam da eşinin vefat yıldönümünden 3 gün sonra, 51 yaşındayken vefat etmiştir. Ailesinin isteği üzerine ölüm sebebi kamuoyuna açıklanmamıştır.
3- Filmde o iki psikopattan şişman olan Peter karakterini canlandıran Frank Giering, 23 Haziran 2010'da henüz 38 yaşındayken akut pankreatit nedeniyle hayatını kaybetti.
4- Filmin başında iki psikopatın eve girmek için kullandığı o "komşudan yumurta isteme" bahanesi, Haneke’nin burjuva kibarlığını ve nezaket kurallarını bir şiddet silahına dönüştürme yöntemidir.
5- Paul karakterinin doğrudan kameraya bakarak izleyiciye göz kırparak konuşması, sinema tarihinde izleyicinin bir "şiddet röntgenleyicisi" olduğunu hatırlatan en radikal dördüncü duvar yıkımlarından biridir.
6- Filmin ikinci yarısında Anna’nın av tüfeğiyle Peter’ı vurmasının ardından Paul’un bir televizyon kumandası alıp filmi kelimenin tam anlamıyla geriye sarması, Haneke'nin izleyiciye "Size mutlu son veya intikam hazzı vermeyeceğim" deme şeklidir.
7- Film boyunca insanları şoke eden o kadar çok vahşet yaşanmasına rağmen, Haneke kamerayı doğrudan kesme ve vurma anlarına tutmaz; şiddet eylemleri hep kadraj dışında gerçekleşir ve izleyiciye sadece sonuçları izletilir.
8- Filmde acı çeken anne-baba karakterlerini (Anna ve Georg) canlandıran Susanne Lothar ve Ulrich Mühe, gerçek hayatta da evli bir çiftti. Bu durum sahnelerdeki o acı ve çaresizlik kimyasını kat kat artırmıştır.
9- Michael Haneke, 2007 yılında filmin Hollywood versiyonunu (Naomi Watts ve Tim Roth ile) çekerken senaryoyu değiştirmemiş, mekanların ölçüsünden kamera açılarına kadar her şeyi 1997 yapımı bu orijinal filmle birebir aynı tutmuştur.
10- Susanne Lothar, filmin o kesintisiz ağlama ve işkence sahnelerinin çekimleri sırasında psikolojik olarak o kadar zorlanmıştır ki, çekim aralarında saatlerce setten uzaklaşıp yalnız kalmak zorunda kalmıştır.
11- Film 1997 Cannes Film Festivali'nde gösterildiğinde, salondaki eleştirmenlerin ve seyircilerin bir kısmı filmin yarattığı o çiğ ve rahatsız edici atmosfer yüzünden salonu terk etmiş ve gösterim sonrasında büyük tartışmalar çıkmıştır.
12- İki psikopatın film boyunca lekesiz, jilet gibi beyaz tenis kıyafetleri ve eldivenler giymesi, yaptıkları vahşet ile sergiledikleri o "steril ve temiz" görüntü arasındaki tezatlığı vurgulamak için tasarlanmıştır.
13- Filmde klasik müzik seven burjuva ailenin arabasındaki huzurlu müzik, filmin hemen açılış jeneriğinde aniden giren kulak tırmalayıcı metal müzik tınılarıyla kesilir; bu da huzurun parçalanacağının ilk işaretidir.
14- Oğullarının cesedi başında bekledikleri 5 dakikalık sahne, hiç kesme yapılmadan tek bir sabit kamerayla çekilmiştir ve oyuncular o süreyi canlı olarak oynamıştır.
15- İki psikopatın birbirlerine film boyunca "Tom ve Jerry", "Beavis ve Butt-Head" veya "Paul ve Peter" diye hitap etmesi, onların kendi kimliklerini bile birer popüler kültür oyununa dönüştürdüklerini gösterir.
16- Michael Haneke bu filmi bir "korku/gerilim" filmi olarak değil; Hollywood’un şiddeti bir eğlence ve tüketim nesnesi haline getirmesine karşı çekilmiş sert bir medya eleştirisi olarak tanımlar.
17- Film, Avusturya Film Enstitüsü’nün kısıtlı desteğiyle, tamamen tek bir göl evi ve çevresindeki kısıtlı set imkanlarıyla çekilmiş en düşük bütçeli kült yapımlardan biridir.
18- Filmin başında ve sonunda görülen o pürüzsüz yelkenli tekne sahneleri, burjuva sınıfının o dışarıdan kusursuz görünen ama aslında her an kırılgan olan steril dünyasını simgeler.
19- Paul rolündeki genç aktör Arno Frisch, o donuk ve tiran bakışlarıyla sinema tarihinin en unutulmaz, duygusuz psikopat performanslarından birine imza atmıştır.
20- Filmin finalinde teknedeki bıçak detayının kullanılış biçimi, senaryonun o kaçınılmaz ve döngüsel kedi-fare oyununu bir sonraki kurbana taşıma yöntemidir.
21- Görüntü yönetmeni Jürgen Jürges, ev içindeki sahnelerde kamerayı kasten karakterlerin göz hizasından biraz daha aşağıya koyarak izleyicideki o klostrofobik sıkışmışlık hissini artırmıştır.
22- Susanne Lothar, filmin ikinci yarısında soyunmak zorunda kaldığı sahnelerde Haneke’den "bunu bir erotizm olarak değil, tamamen bir aşağılama ve çaresizlik aracı olarak" çekmesini istemiş ve sahne o çiğlikle çekilmiştir.
23- 2007 Amerikan versiyonuna kıyasla 1997 yapımı bu orijinal versiyon, oyuncuların o tanınmamış yüzleri ve çiğ Almanca aksanları sayesinde izleyiciye çok daha belgeselvari ve pürüzsüz bir gerçekçilik hissi sunar.
24- Michael Haneke, filmin çekimlerinde gerçekçilik hissini maksimuma çıkarmak amacıyla oyuncuların makyajlarında yapay kan oranını en alt seviyede tutmuş ve fiziksel şiddetin kendisinden ziyade psikolojik baskıya odaklanmıştır.
25- Film, Uluslararası Eleştirmenler Haftası ve çeşitli Avrupa film festivallerinde "En İyi Yönetmen" ve "En İyi Senaryo" dallarında adaylıklar elde etmiştir.
26- Çekimler boyunca yönetmen Haneke, oyuncuların sahnelerdeki doğallığını korumak adına set ortamına ziyaretçi kabul etmemiş ve kapalı set usulü çalışmıştır.
27- Filmin kurgu süreci, o sabit kamera sahnelerinin ve diyalog aralarındaki dondurucu duraksamaların ritmini ayarlamak adına tam 3 ay sürmüştür.
28-Film, Avrupa Bağımsız Sinema Arşivleri tarafından 90'lı yılların en sarsıcı ve özgün psikolojik gerilim yapımlarından biri olarak tescillenmiştir.