İfşa Günü - Disclosure Day Bazı gerçeklerin ortaya çıkışı dünyayı değiştirmekten ziyade insanın kendine anlattığı hikayeyi, söylediği yalanları çökertmiș olur. Öncelikle filmin asıl meselesinin dünya dışı varlıklar olduğunu düşünmüyorum. Benim için bu film, insanın hakikat karşısındaki kırılganlığını anlatıyor. Gökyüzünden gelen…devamıİfşa Günü - Disclosure Day
Bazı gerçeklerin ortaya çıkışı dünyayı değiştirmekten ziyade insanın kendine anlattığı hikayeyi, söylediği yalanları çökertmiș olur.
Öncelikle filmin asıl meselesinin dünya dışı varlıklar olduğunu düşünmüyorum. Benim için bu film, insanın hakikat karşısındaki kırılganlığını anlatıyor. Gökyüzünden gelen bir yaşam formundan ziyade, yeryüzünde yaşayan insanların gerçeğe nasıl tepki verdiğiyle, yüzleşmenin ağırlığı ile ilgileniyor. Zira film boyunca en çok dikkatimi çeken şey, görünen değil, karakterlerin sessizliklerinin içinde sakladıkları, onlara özgü olan ve aynı zamanda bizim kendi zihnimizin sınırlarına emanet edişiydi.
Ritim de gayet makul düzeydeydi, harikulade keşiflerin ortasında olmasına rağmen sürekli heyecan üretmeye çalışmak yerine insanı beklemeye zorluyor. Biraz tempo düşüşü olarak algılanabilir ancak ilerledikçe ben bu histen uzaklaştım açıkçası. Nitekim bazı soruların cevabı verilince değil, cevapsız bırakılınca daha da devasa bi hale geliyor. E filmde de tam olarak bu yapılmıyor mu zaten?
Çoğu zaman tek bi bakışla uzun diyaloglardan daha çok şey anlatıyor, anlatmaya çalışıyordu bence.
Ayrıca en çok dikkatimi çeken detaylardan biri de, insanların aynı olaya farklı gözlerle bakabilmesiydi, netice itibariyle gökyüzünde beliren şey herkes için aynı ama kimsenin gördüğü şey aynı değil. Eh, bilim insanı delil atar, siyasetçi insan dengeyi korumaya çalışır, medya anlam üretmek
Bütün bunlar bir araya gelince fark ettim ki film aslında uzaylıları değil, insanın kendi zihnini "ifşa" ediyor
Biliyoruz ki gerçek asla değişmez, ona bakan göz değişir.
Şunu da söylemeden geçmeyeyim, filmin ismi her ne kadar İfşa Günü diyerek tek bir güne indirgenmiș gibi görünse de aslında bunun biraz sembolik bir tercih olduğunu düşünüyorum çünkü hakikatin belirli bir tarihte açıklanan bir bilgi olmadığını, insanın kabullenmeye razı olduğu anda başlayan bir "süreç" olduğu fikri daha tutarlı geliyor bana. Görüldüğü üzere hakikati herkes aynı gün öğreniyor olsa da herkes aynı gün anlamaz. Akılda kalan en büyük mesaj bu gibi geldi bana.
Bu duruma filmin görsel temasını irdeleyince de rastlıyoruz, zira gökyüzünü bi gösteriye, uçsuz bucaksız şovlarla doldurmak yerine sürekli insan yüzlerinde dolaşıyor kadrajımız, uzayın sonsuz oluşunu anlatmak için insanın içindeki, gözlerindeki belirsizliği, bir kapı olarak kullanılıyor gibi. Bu belirsizlik de zaten uzatın uçsuz bucaksız oluşunu arkaplanda tutacak düzeyde. Bilinmezliğin uzayda, yıldızları arasında bir yerlerde değil, bizzat insanın kendi zihninde saklı olduğu gerçeğine odaklanmamız gerekiyor hatta.
Bir de şu var, gerçekten bir gün yalnız olmadığımızı kesin bir şekilde ortaya koyacak bir halde olursak, değişecek olan şey evren mi olurdu yoksa kendimiz hakkında kurduğumuz o bütüüün güvenli cümleler mi?
"Uzaylı filmi" temasından çok insanın gerçeğe uyum sağlamaktan ne kadar korktuğunu hatırlatan bir yapım olduğunu belirtmek isterim.
Filmi izlerken kafamda çalan şarkı,
Thurisaz - Years of Silence
"Take me back home,
Bring me to where all ends."
Filme ilişkin söz ise Arthur C. Clarke'tan:
"İki olasılık var: Ya evrende yalnızız ya da değiliz. Her ikisi de aynı derecede korkutucu"
(Two possibilities exist: either we are alone in the Universe or we are not. Both are equally terrifying.)