Merhabalar değerli Raf sakinleri 🩵 Uzun bir aradan sonra aylar ayları bir yıllık sessizliğimi kuzeyden ese ese dönüp dolaşıp güneye, Akdeniz kıyılarına konmuş bir uyarlamayla bozuyorum 🫠 Karşınızdaa Dostoyevski'nin "Beyaz Geceler" kitabının İtalyan uyarlaması... Film, güzel ve akıcıydı ama kitap…devamıMerhabalar değerli Raf sakinleri 🩵
Uzun bir aradan sonra aylar ayları bir yıllık sessizliğimi kuzeyden ese ese dönüp dolaşıp güneye, Akdeniz kıyılarına konmuş bir uyarlamayla bozuyorum 🫠
Karşınızdaa Dostoyevski'nin "Beyaz Geceler" kitabının İtalyan uyarlaması...
Film, güzel ve akıcıydı ama kitap bağlamından bir miktar uzak düşmüş ve kendi ayakları üzerinde canlanmış bir uyarlama olmuş. Karakterler İtalyanlara özgü o çok konuşkanlıktan ve sıcakkanlılıktan fazlaca nasiplerini almış ki araya entrika bile sıkıştırmışlar 😂
Sinematografisi gayet hoştu. Kamera açıları, karakterlerin, nesnelerin konumlandırılması, ışık kullanımı vs. çoğunlukla göze anlamlı ve estetik geliyordu. Yine de lakin diyerek ufak bir ek açmalıyım bu noktada... Film boyunca dolaştıkları o sokaklar, köprüler o kadar tedirgin edici geldi ki gözüme. Adeta yıkık, dökük, berduş mekanı harabeler... Hele bir de gece saati daha da beter. O kız nasıl dolaşsın bir başına oralarda diye bir sorguluyor insan 🥲
Muhtemelen karakterlerin yıkık hayallerine, dökük ruh hâllerine, meçhul bir bekleyişte harap olmuş kalplerine benzetmedir bu virane mekanlar ama görsellik bazı sahnelerde pek de hoşuma gitmedi.
(Rus versiyonu bu açıdan daha estetik mekan görselleri sunmuş bence. Sahicilik noktasında yorum değişir belki ama Rus hâlindeki işleniş, bana daha çok hitap etti diyebilirim zira daha fazla detaylandırılmıştı.)
Görsellikte beni asıl rahatsız eden harabelerden ziyade su kanallarının kenarındaki o daracık yollardı aslında. Adeta kanalizasyon kenarlarında dolaşıyorlarmış gibi hissettiriyordu. Her an tifo falan bir hastalık kapacaklarmış kaygısı hissettirmesini amaçladıklarını sanmıyorum fakat psikolokumun hafiften bir bozulduğunu da ekleyeyim 😅
Film açık hava mekanları yerine tamamen yapay bir stüdyoda çekilmiş, filmin atmosferi rüya hissiyatı veriyordu. Bu hoştu, buna lafım yok. Kanalların kenarındaki o daracık yollarla eleştirdiğim de bu yapaylık değil, oyuncuların o yapaylığı hissettirmesiydi. Yani çıkışı, yönü olmayan yollarda dolandıklarını hissettirmeleri... Yapay bir alanda sıkışmışlık hissi sarması... Bekleyişin o ızdıraplı anına sıkışmışlıkla, o bir türlü akmayan zamanla bir milim dahi yol alınamıyor olmak değil bahsettiğim his. Doğal, gerçek yollarda insan nereye gideceğini bilmese dahi bir yönü vardır, buradaki o yönsüzlük bir tuhaf hissettiriyordu. Tam açıklayabildim mi emin değilim..
Toparlarsam kısacası bazı görsellik ve oyunculuk noktasında beğenmediğim yerler vardı. Görsellik bağlamında söylediğim gibi, bu kanal kenarlarında ne yana gideceklerini kendileri de bilmiyormuş gibi bir eğreti dolanmaları ve oyunculuk bağlamındaysa kızın kendini yerden yere atarak ağladığı, kitap okurken sinir krizi geçirdiği, bir de ipini koparmış gibi koşturup bayıldığı sahnelerdeki oyunculuğu aşırıya kaçmış bir hâlde yapaylaştığından bu sahneler gözüme bir miktar rahatsız edici geldi, bu tarz bazı (belki minik diyebileceğim) detayları haricinde filmi görselliğiyle, oyunculuğuyla, geneliyle beğendim.
Özellikle dans sahnesi çok hoştu. Kendilerini paralarcasına dans etmelerinin de hem enteresan hem acayip bir cazibesi vardı. Birtakım eksantrik koreografiler silsilesi izledik🕺🏻😂
Ayrıca; Beyaz Geceler'in "Shabhaye Roshan" (2003) diye bir İran, bir de "Belye Nochi" (1959) (IMDb'de 1960) diye Rus uyarlaması daha var. Benim için Rus versiyonu daha ön plana çıktı, bu üç film arasında Belye Nochi'yi daha çok beğendiğimi de buraya not düşeyim.
8/10
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️☆☆