Sahil Yolu Dertlenmesi’ne hoş geldiniz (pardon yürüyüş yolu destanı diyecektim dostlarım.Benden genelde Boklu Dere Dertlenmesi görmeye alıştınız, biliyorum. Ama bu sefer biraz temiz hava alalım dedim. Boklu dereyle ilişkimiz ciddi ama araya mesafe koymak da ilişkinin tuzu biberi.bu garibanda azıcık…devamıSahil Yolu Dertlenmesi’ne hoş geldiniz (pardon yürüyüş yolu destanı diyecektim dostlarım.Benden genelde Boklu Dere Dertlenmesi görmeye alıştınız, biliyorum. Ama bu sefer biraz temiz hava alalım dedim. Boklu dereyle ilişkimiz ciddi ama araya mesafe koymak da ilişkinin tuzu biberi.bu garibanda azıcık temiz hava alsın demi o kadar çalışıyor hakkıdır.Açık konuşayım, kendimi sonradan görme bir dizi karakteri gibi hissediyorum. Yıllarca bok kokusuna alıştıktan sonra deniz kokusuyla yürümek bana fazla lüks geldi.
Bu arada küçük bir itiraf: psikoloğum beni dolandırdı. Evet, yanlış duymadınız.Millet terapiye gidip travma çözerken, ben terapiden yeni travmayla çıktım. İnsan pskoloğuna güvenemeyecekse kime güvenecek.(aslında çok komik olay anlatsam tam beni zorbalamalık ama bunu daha güçlü hissettiğim bir zaman anlatacağım
Neyse…
Bugünün konusu: sevdiğin kadar sevilmemek
Ben sevdiğim insanı gerçekten çok severim. Kırmamak için kelimelerimi tartarım, bazı şeyleri içime atarım. En sevdiği şarkıyı hatırlar, en sevmediğini unutmam. Bana göre sevmek biraz da ayrıntı toplamaktır.
Ama zamanla şunu öğreniyorsun: herkes senin gibi sevmiyor.
Sen bir mesajdaki noktanın anlamını düşünürken, karşındaki günlerce yazmamayı normal görüyor. Sen ses tonundaki değişimi fark ederken, o senin uykusuzluğunu görmüyor.
Eskiden kalabalıktım. Mahalle, okul, etrafım insan doluydu. Sonra hayat dağıttı herkesi. Kimisi gitti, kimisi kaldı, kimisi tamamen kayboldu.
Ben uzun süre bekledim. “Yazarlar” dedim. “Bir gün eski gibi oluruz” dedim. Olmadı.
Benim problemim şu: insanlar giderken ben onları içimde tutuyorum. Bir şarkı, bir sokak, bir fotoğraf yetiyor geri getirmeye. Vedayı öğrenemedim.
İnsanlar yoluna devam ediyor. Ben aynı durakta kalan son yolcu gibi kalıyorum.
Sonra anlıyorsun:
Bazı insanlar seni kırarak değil, dönmeyerek gidiyor.
Ve bu daha çok acıtıyor.
Neyse mesele büyük şeyler değil aslında. Sevdiğin kadar sevilmek, verdiğin kadar görülmek istiyorsun. Yorulunca birinin de sana doğru gelmesini bekliyorsun.
Ama çoğu zaman hep sen gidiyorsun.
Bir süre sonra insan yoruluyor. Çünkü sevgi tek taraflı taşınmıyor.
Belki de en çok bu yoruyor.
Birini kaybetmek değil… onun seni kaybetmemekten korkmaması.
Ben bunu çok yaptım. İnsanlar kalır diye kendimden verdim. Daha sabırlı, daha sessiz, daha anlayışlı oldum. Ama eksildikçe bile yetmedim.Ve sonra fark ediyorsun ki yalnızlık sadece insanların gitmesi değil.
Bazen de kalabalığın içinde kimsenin sana “gerçekten” dokunmaması.
Yan yana oturup hiçbir şey hissetmemek.
Bir odada onlarca kişi varken bile, içinden geçen tek cümleyi söyleyecek kimse bulamamak.içinden geçen tek cümleyi söyleyecek kimse bulamamak zor biley doğrusu
Eskiden “beni özleyen var mı?” derdim. Şimdi “ben kaybolsam kim fark eder?” diyorum.
Ve bu soru zamanla daha da sessizleşiyor. İnsan sormayı bile bırakıyor.
yalnızlık.
Eskiden korkardım. Şimdi alıştım demiyorum, sadece öğrendim.
Çay içerken karşımdaki sandalyenin boş olması, bir haberi anlatacak kimse bulamamak, günlerce “nasılsın” mesajı almamak…
Bunlar artık garip gelmiyor.
Ama en tuhafı şu: kalabalıkların içinde daha çok yalnız hissetmek.
Bir kafede oturuyorsun, etraf gürültü dolu, insanlar gülüyor, konuşuyor… ama sen sanki camın arkasındasın. Herkes içeride, sen dışarıdasın.
Kimse fark etmiyor bile.
Çünkü yalnızlık bazen sessiz olur. Bağırmaz. Sadece oturur yanında.
Bir de kimsenin bilmediği bir şey var.
Yaklaşık beş yıldır kronik depresyonla yaşıyorum ve ilaç tedavisi görüyorum.
Bunu acındırmak için söylemiyorum. Sadece bazı günler neden bu kadar zorlandığımı anlatmak için.
Dışarıdan bakan biri beni gülen, şakalaşan biri sanır. Ama kimse eve dönünce sessizlikle nasıl savaştığımı bilmez.
Depresyon sadece üzgün olmak değil. Bazen hiçbir şey hissetmemek. Bazen en basit şeyi bile yapamamak. Bazen de sadece “bugünü de atlattım” diyebilmek.
Bu süreçte kendimi de insanlardan çok izole ettim . Ve şimdiyse . Yorulduğumda arkamı döndüğüm de birinin de bana doğru yürüdüğünü bilmek istiyorum ama artık çok geç.
Dediğim gibi uzun zamandır depresyonla boğuşuyorum. Kullanmadığım ilaç, kapısını çalmadığım doktor neredeyse kalmadı. Bir noktadan sonra terapi almaya başladım. (Neyseki beni dolandırmayan bir pskolog buldum)İçimde yıllardır biriktirdiğim her şeyi konuşarak anlatmaya çalıştım, anlatamadıklarımı da yazarak döktüm.
Belki de bu yüzden bu dertlenmeleri yazıyorum. Çünkü bazen insanın söyleyemediği şeyleri yazıya dökerek söyleyebiliyor. Gün içinde sustuğum ne varsa geceleri satırlara dökülüyor. Belki kimse bütün bunları okuyup beni tamamen anlayamaz ama en azından ben, içimde taşıdığım yükü birkaç sayfalığına omuzlarımdan indirebiliyorum.
Yazmak beni iyileştirmiyor belki.
Ama en azından içimdeki sessizliğin sesini duyuruyor.
Kısacası zorlansamda Ben de bir şekilde var olmaya çalışıyorum.
Her sabah kalkıyorum. İlacımı alıyorum.
Büyük bir şey değil gibi görünüyor ama bazı günler için bu bile mücadele.
Belki de en çok bunu kimse bilmiyor: bazı savaşlar dışarıdan görünmüyor.
Bazen düşünüyorum da…
En sadık arkadaşlarım yürüyüş yolları olabilir.
Biri bok kokuyordu.
Diğeri deniz kokuyor.
Ama ikisi de beni hiç yarı yolda bırakmadı.
Neyse dostlar…
Ben biraz daha yürüyeyim.
Belki kalabalıkların içinde hissettiğim o sessizlik biraz azalır.
Belki bir gün biri gerçekten “seni anlıyorum” der.
Belki de hiçbir şey değişmez.
Ama deniz yine burada olur.o yürüyüş yolu bokta koksa benimle olur