●Tezer Özlü bu kitabında çocukluğuna, ailesine, çocukluğunun geçtiği evine, gençliğine, ilişkilerine ve en önemlisi de ruhsal sıkıntılardan ve onlardan dolayı bir dönem kliniklerde yattığı zamanlara ve o zamanlarda yaşadıklarına, hissettiklerine değiniyor ve bunu yaparken bir düzen içinde gitmiyor. Bir an…devamı●Tezer Özlü bu kitabında çocukluğuna, ailesine, çocukluğunun geçtiği evine, gençliğine, ilişkilerine ve en önemlisi de ruhsal sıkıntılardan ve onlardan dolayı bir dönem kliniklerde yattığı zamanlara ve o zamanlarda yaşadıklarına, hissettiklerine değiniyor ve bunu yaparken bir düzen içinde gitmiyor. Bir an ordayız bir an burda kitabı okurken ama bu rahatsız etmiyor insanı bence.
Tezer Özlü'yü biraz olsun tanımak adına ilk olarak bu kitabından başlanabilir okunmaya. Çünkü sanırım bir insanı çocukluğundan ve yaralarından tanımak en doğrusu.
Bu güzel kitaptan bazı sevdiğim kısımları bırakıyorum aşağıya:
"Genç bir kızım. Ölü gövdemin güzel görünmesi için gün boyu hazırlık yapıyorum. Sanki güzel bir ölü gövdeyle öç almak istediğim insanlar var. Karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. Karşı çıkmak istediğim kurallar var. Bir haykırış! Küçük dünyanız sizin olsun. Bir haykırış! Sessizce yatağa dönüyorum."(12.s)
"Ailemizde bir gelenek var. Ölülerimizi gömdükten sonra mezarlarını yaptırmıyoruz. Hiçbirimiz de mezarlığa uğramıyoruz. Ölüm kesin bir sınır olmadığı için mi?"(15.s)
"Sıkıntılarımızın özünde, bu yasaklanan duygunun özlemi yatıyor. Kıllarımız çıktığında sevişmeler kendiliğinden bitiyor. Artık kendi kendine oynamaktan başka boşalım yolu yok. Bu da insanı bir yalnızlığa sürüklüyor. Sevişmeyi kendi gövdelerimizde tatmaya, kendi bedenlerimizde öğrenmeye koşullandırılıyoruz. Erkek gövdelerine, erkek organlarına yabancılığımız giderek büyüyor. Yılların çabası gerekiyor, erkeğe alışmak, erkeklik organını sevmek için."(24.s)
"Hayalet Oğuz ile yatmak bir kelebekle yatmak gibidir. İnsanın bacağına ya da organına değer. Hiç sesi çıkmaz. Heyecanlandığı anlaşılmaz. Boşaldığı, ıslaklığından belli olur. Öylesi dostluklar vardır. O dostla konuşmak, o dostla yolda yürümek, bir lokantada yemek yemek, o dostla yatmak. O dosttan gizlenecek, o dosttan saklanacak, o dostla paylaşılmayacak hiçbir olgu yoktur. Ne bir cinsel boşalma ne de cinsel organ. Hayalet bu dostlardandır..."(29.s)
"Ben büyük bir erkek-kadın ayrımı yapmıyorum. Önemli olan yanındaki insanın sıcaklığı ile kendi bedenini birleştirmek, ikisinin kaynaşması."(35.s)
"Sinir hastalığı da bulaşıcı bir şey."(40.s)
"Neden bunalımları çözümleyemiyoruz? Neden dost olmadan, erkek-kadın, karı-koca olmaya çalışıyoruz? Yirmi yaşlarının başındaki insanlar böyle mi olmalı? Sevişmek için, ilkin nikâh imzası mı atılmalı? Ya da yalnız kalıp, yıllar yılı erkek-kadın özlemiyle kendi kendilerine mi boşalmalılar? Erkekler, kadın resimlerine mi bakıp heyecanlanmalılar? İlk kadını genelevde mi tanımalılar? Karı-kocalar birbirlerinin gövdelerine 'mal' gözüyle mi bakmalılar? İnsanın doğal yapısı bu davranışların tümüne aykırı. Bizim insanlarımızın insan sevmesi, insan okşaması çocukluktan engelleniyor. Saptırılıyor. Çarpıtılıyor."(44.s)
3 Ağustos Pazartesi-2026