Etimolojik Gezi Rehberi #2: Magazin Bugün ışıltılı bir alışveriş merkezinin cam vitrinine bakarken kullandığımız "mağaza" sözcüğü ile elinize aldığınız bir popüler kültür dergisini tanımlayan "magazin" sözcüğünün aynı karanlık odadan çıktığını söylesem, sanırım bunu ucuz bir kelime oyunu saymazsınız. Zira dil,…devamıEtimolojik Gezi Rehberi #2: Magazin
Bugün ışıltılı bir alışveriş merkezinin cam vitrinine bakarken kullandığımız "mağaza" sözcüğü ile elinize aldığınız bir popüler kültür dergisini tanımlayan "magazin" sözcüğünün aynı karanlık odadan çıktığını söylesem, sanırım bunu ucuz bir kelime oyunu saymazsınız. Zira dil, medeniyetlerin birbirine attığı en dolambaçlı paslarla doludur ve bu iki kelimenin hikâyesi, Akdeniz’in bin yıllık ticaret haritasını tek bir nefeste önümüze serer.
Hikâye, Arapça xzn (ḫzn) kökünden türeyen ve "saklamak, istiflemek" eyleminden neşet eden maḫzan (مخزن) kelimesiyle başlar. Bizim bildiğimiz, yerin altındaki o rutubetli, loş mahzen. Doğu’nun tüccarları malını bu mahzenlerde muhafaza ederken, Akdeniz’in sularını köpürten Venedikli denizciler bu kavrama kayıtsız kalmaz. Arapça çoğul biçimi olan maḫāzin (mahzenler) kelimesini alıp kendi dillerine magazén —yani gemi ambarı, ticari depolama alanı— olarak uydururlar.
Venedik kalyonları liman liman gezindikçe kelime de deniz kabukları gibi kıyılara vurur: İtalyancada magazzino, Fransızcada magasin, Yunancada magazí olur. Derken, 1521 yılında Piri Reis, Kitab-ı Bahriye’sinde deniz kenarındaki yükleme iskelelerini anlatırken bu sözcüğü liman ambarı karşılığı olarak, "mağazalar-dur" biçiminde Türkçe metne geçirir. Oysa Türkçe konuşanlar zaten asırlardır Arapçadan doğrudan aldıkları mahzen kelimesini gündelik hayatlarında kullanmaktadır. Aynı kök, bir kapıdan girip evimizin altına yerleşmiş; diğer kapıdan ise deniz aşırı bir seyahate çıkıp Venedikli bir kaptanın şapkasıyla geri dönmüştür.
Fakat kelimenin serüveni burada bitmez. Fransızca üzerinden İngilizceye geçen magazine, 1732 yılında Londra’da yayıncı Edward Cave’in zihninde beklenmedik bir biçim değiştirir. Cave, çıkardığı süreli yayına The Gentleman's Magazine adını verir. Neden mi? Çünkü bu dergi, farklı konulardaki bilgilerin, makalelerin ve havadislerin bir araya toplandığı bir "zihinsel ambar"dır. Somut malın istiflendiği depo, fikirlerin ve tevatürlerin istiflendiği bir mecmualar bütününe dönüşmüştür.
Ve nihayet 1930’larda, İngilizce ve Fransızca marifetiyle bu kelime tekrar Türkçe sahnesine adım atar: Magazin.
Şimdi durup düşünmek gerekmiyor mu? Yerin altındaki rutubetli bir depoyu ifade eden mahzen, önce sokaktaki ışıltılı bir ticarethaneye (mağaza), ardından da yüzeysel merakların, renkli resimlerin ve havadislerin sergilendiği bir yayın türüne (magazin) dönüşüyor.
Acaba insanlık olarak topladığımız, biriktirdiğimiz ve "mahzenlediğimiz" şeylerin mahiyeti değiştikçe, dil de bu zihinsel dönüşümü bize fark ettirmeden bizzat kendi bünyesinde mi mühürlüyor? Bugün bir magazin dergisinin sayfalarını karıştırırken veya bir mağazanın vitrinine bakarken, aslında 16. yüzyıl Venedik kadırgasının ambarında, hatta daha da geride, Doğu'nun tozlu bir mahzeninde gezinmediğimizi kim garanti edebilir?