İnsomnia,Nolan’ın büyük bütçeli Hollywood sistemine geçiş yaptığı ilk film sayılır. Aynı zamanda onun filmografisindeki en “sessiz” işlerden biridir çünkü Memento veya Inception kadar karmaşık bulmacalar kurmaz; daha çok suçluluk, vicdan ve zihinsel çöküş üzerine yoğunlaşır. Film aslında 1997 yapımı Norveç…devamıİnsomnia,Nolan’ın büyük bütçeli Hollywood sistemine geçiş yaptığı ilk film sayılır. Aynı zamanda onun filmografisindeki en “sessiz” işlerden biridir çünkü Memento veya Inception kadar karmaşık bulmacalar kurmaz; daha çok suçluluk, vicdan ve zihinsel çöküş üzerine yoğunlaşır.
Film aslında 1997 yapımı Norveç filminin yeniden çevrimi. Hikâye Alaska’da geçiyor ve bu mekan seçimi filmin en önemli parçalarından biri. Çünkü yaz döneminde güneş neredeyse hiç batmıyor. Sürekli gündüz olması karakterlerin psikolojisini bozan bir şeye dönüşüyor. Özellikle uykusuzluk hissi film boyunca izleyiciye de geçiyor. Nolan burada fiziksel aksiyondan çok zihinsel baskı yaratmaya çalışıyor.
Başroldeki Al Pacino kariyerinin daha sakin ama çok güçlü performanslarından birini veriyor. Genelde bağıran, agresif karakterleriyle bilinir ama burada içten içe çöken bir dedektifi oynuyor. Sürekli yorgun, huzursuz ve zihinsel olarak parçalanmış bir dedektif. Karşı tarafta ise Robin Williams var. Onu komedi filmlerinden tanıyan biri için burada görmek çok tuhaf geliyor çünkü oldukça rahatsız edici bir enerjiye sahip. Sessiz sakin konuşması bile gerilim yaratıyor.
Filmin en güçlü yanı atmosferi bence. Sisli göller, boş kasabalar, sürekli aydınlık gökyüzü… Her şey karakterlerin iç dünyasını yansıtıyor gibi. Nolan burada zamanla veya kurgu oyunlarıyla değil, vicdan baskısıyla gerilim kuruyor. Ana karakterin uykusuz kaldıkça gerçekle bağının yavaş yavaş zayıflamasını izlemek çok etkileyici.
Insomnia genelde Nolan’ın popüler filmlerinden biri olarak görülmez ama bence onun karakter psikolojisi yönünü görmek için çok değerli bir film. Daha sakin tempolu ama içten içe çok rahatsız edici bir yapısı var.
Ayrıca Nolan’ın sonraki filmlerinde göreceğimiz bazı fikirlerin burada daha sade bir hâlini görmek mümkün. Memento kadar yapboz gibi değil, Inception kadar büyük fikirlerle dolu değil ama karakter psikolojisi açısından çok güçlü. Özellikle suçluluk duygusunu çok gerçek hissettiriyor. İnsan bazen fiziksel olarak değil zihinsel olarak çöker ya, film tamamen bunun üzerine kurulu gibi.
Bence filmin temposu da ilginç. Günümüzdeki birçok gerilim filmi sürekli izleyiciyi şok etmeye çalışıyor ama Insomnia daha yavaş ilerliyor. Gerilim bir anda patlamıyor; yavaş yavaş birikiyor. Bu yüzden sabır isteyen bir film. Ama o ağır atmosferin içine girince gerçekten etkileyici oluyor. Özellikle yalnız ve gece izlenince film insanın üstüne çöken bir his bırakıyor.
Bir de görüntü yönetimi çok özel hissettiriyor. Sisli manzaralar, soğuk renkler, boş sokaklar… Alaska resmen filmin gizli karakteri gibi. Mekân sadece arka plan değil; karakterlerin psikolojisini tamamlayan bir unsur olmuş. Sürekli aydınlık olmasına rağmen film çok karanlık hissettiriyor. Bu da ayrı bir başarı bence.
Kısacası Insomnia, Nolan’ın en popüler filmi olmayabilir ama en olgun hissettiren işlerinden biri. Daha sakin, daha gerçekçi ve daha insan odaklı bir gerilim filmi. İzledikten sonra insanın aklında olaylar değil, o rahatsız edici uykusuzluk hissi kalıyor. Ve bence filmin asıl gücü tam olarak burada.