her şeyiyle bayıldığım film. müziklerine, diyaloglara, bakış açısına. yaşam, ölüm, intihar, ilişkiler, aşk, sevgi, neşe, memuriyet, savaş, ordu, normallik, delilik, tuhaflık, kişinin herkes gibi oluşu veya kendilik... filmle ilgili yorumlar tükenmez. tam bir şölen, açık yapıt olmuş. ben neler gördüm…devamıher şeyiyle bayıldığım film. müziklerine, diyaloglara, bakış açısına. yaşam, ölüm, intihar, ilişkiler, aşk, sevgi, neşe, memuriyet, savaş, ordu, normallik, delilik, tuhaflık, kişinin herkes gibi oluşu veya kendilik... filmle ilgili yorumlar tükenmez. tam bir şölen, açık yapıt olmuş. ben neler gördüm hissettim biraz spontane onlardan söz edeceğim her zamanki gibi. bir de çok çok sevdiğim bazı diyalogları ekleyeceğim sonuna.
***
dünyada olmak vs. yaşamak
dünyada olmak, yaşamak anlamına gelmiyor. hatta fırsatların, paranın ya da çeşitli imkanların olması da yaşamış olmak demek değil. çünkü yaşam, öğrenilen ve deneyimlenen bir şey. harold'ın sorunu da bu bence. o, yaşamı değil, ölümü deneyimlemiş bir genç. yaşamı gerçekten hissettiği tek anın, kimya laboratuvarındaki patlamada ölüm tehlikesi geçirdiği an olduğunu düşünüyorum. çünkü eve koşup gizlice odasına girmesi ve annesinin onun öldüğü haberini alınca bayılması.. maude'ye bunları anlatırken hüngür hüngür ağlıyor. sanki annesi oğlunu ilk kez, ancak öldüğünde görebilmiş gibi geldi bana. harold'da bu durum zamanla bir saplantıya dönüşüyor. ölüm ise ölmeden deneyimlenemeyecek bir şey olduğu için, onu ancak tiyatral biçimde tekrar tekrar sahneliyor. annesi ise buna öylesine alışmış ki hiçbir tepki vermiyor; daha doğrusu onu görmemeye devam ediyor yine. harold'ın aslında yaşamla bağ kuramadığını idrak edemiyor, yalnızca tuhaf buluyor. bunun nedeni biraz da kendisinin de aslında yaşamın içinde olmaması.
herkes sahte yaşamı oynarken harold intiharı oynar
harold yalnızca sahte intihar oyunlarında bir role bürünürken, annesi, amcası, psikiyatristi ve çevresindeki diğer yetişkinler gerçek hayatta kendi rollerini oynuyorlar. üstelik bu roller öylesine sıkıcı, tatsız ve yaşamsız ki harold için hiçbir anlam taşımıyor. bu yüzden aralarında gerçek bir iletişim de kurulamıyor. annesi, oğluna hediye olarak onun yerine kendi seçtiği arabayı satın alıyor; evlendirmek için bilgisayarda bir kişilik anketini harold adına kendi kafasına göre dolduruyor, randevular ayarlıyor, askere göndererek bu "sorunu" çözeceğini düşünüyor. harold'ın amcası ise orduyu ve savaşı överken son derece robotik ve pragmatik görünüyor. savaşı bile sağladığı kazançlar üzerinden anlatıyor; ordunun para, şoför, itibar ve saygı kazandıracağını söylüyor tek koluyla orduya selam çakarak. yaşamın bunlarla hiçbir ilgisi olmadığını göremiyor o da. harold'ın yine bir tiyatro tuzağıyla amcasını ters köşe yaptığı sahne bu yüzden müthiş bir eleştirel mizah örneği. bir anda histerik biçimde "öldürmek istiyorum, boğazlamak istiyorum, cesedinden kolye, anahtarlık yapmak istiyorum" diye bağırmaya başlayınca, savaşı öven amcası bile dehşete düşüyor ve askerlik meselesi kapanıyor. filmin en güçlü ironik sahnelerinden biri.
maude ile ilişkisini öğrendiklerinde anne, amca, din adamı ve psikiyatristin hepsi aynı şekilde yanılıyor. ne bilim, ne din, ne ordu ne de burjuva yaşamının temsilcisi olan anne figürü harold'ı anlayabiliyor. verdikleri tepkilerin hepsi birbirine benziyor ve hepsi yaşamın dışında kalıyor.
bir iletişim ve yaşama sevinci olarak aşk
oysa harold yaşamı seksen yaşındaki maude ile keşfediyor. onun yaşama iştahına, kendine özgü tavrına, neşesine ve bilgeliğine tanıklık ederek adeta bir ceset gibi dolaşan biri olmaktan çıkıyor; dinlemeyi, anlatmayı ve iletişim kurmayı öğreniyor. maude sayesinde tatmayı, koklamayı, doğayla bağ kurmayı, eğlenmeyi, gülmeyi, müzik yapmayı, dans etmeyi, kısacası yaşamı sevmeyi öğreniyor. ölüm paradoksuna rağmen yaşam sevincini keşfediyor.
sekseninci yaş gününde intihar eden maude ise sevginin, sevilen kişiden çok sevme gücü, yeteneği ve bilgisi olduğuna inanıyor gibi geliyor bana. ölüm, aşk, yaşam trajik değil hiçbir zaman için. hepsi bir beceri, bir oyun, bir davet sadece. bu sebepledir ki harold'a veda ederken üzgün değil. "bu harika," diyor, "beni sevmen harika. git ve daha çok sev." çünkü artık maude harold'ın içinde; ondan bağımsız, harold'a ait bir güç olarak yaşamaya devam ediyor. finalde arabası uçurumdan aşağı giderken harold'ın elinde enstrümanıyla dans ederek yürüdüğünü görmemiz de bundan.
yaşamayı artık bilir, ölüme rağmen.
alıntılar
bir
- dün arabamı götüren kadın sen değil miydin?
- torpidoda aziz christopher madalyonu olan araba mıydı?
- evet.
- o zaman sanırım bendim.
- azizin resmini yapan da siz miydiniz?
- evet, beğendiniz mi?
- beğenmedim.
- üzülmenize gerek yok. estetik beğeni için hep biraz zaman gerekir.
iki
- çok büyük bir belanın içindesiniz hanımefendi. çalıntı araç bulundurma, tutuklamaya direnme ve çalıntı ağaç bulundurma gibi çeşitli suçlardan tutuklayacağım. ağaç nerede?
- onu diktik.
- diktiniz. bu senin küreğin mi? ..çalıntı kürek bulundurmak!
- resmiyetçi olma. resmiyetçi olunca insan kendi olamaz. devlet memurluğunun laneti bu işte.
üç
harold: kesinlikle kötü alışkanlıklar ediniyorum.
maude: kötülük, erdem. fazla ahlaklı olmamak en iyisi. hayatın çok büyük bir kısmını kendinden çalıyorsun. ahlakın üstünde bir hedef belirle. bunu hayata uygularsan tam olarak yaşamak zorunda kalırsın.
dört
- maude beni askere alacaklar.
- o zaman gitme.
- beni hapse atarlar.
- tarihsel olarak bakıldığında çok iyi bir topluluk.
beş
- maude, dua ediyor musun?
- dua mı? hayır. ben iletişim kurarım.
- tanrıyla mı?
- hayatla.
- ( doğaya bakar.) bu gerçekten çok hoş.
- evet.
- takla atmak istiyorum.
- neden yapmıyorsun?
- kendimi aptal hissederdim.
- harold, herkesin kendini rezil etme hakkı vardır. dünyanın seni çok fazla yargılamasına izin vermemelisin.
altı
harold'un maude ile evlenmek istediğini öğrenen psikoanalisti: "özellikle bu toplumda çok yaygın görülen bir nevrozdur; erkek çocuğun bilinçaltında annesiyle yatmak istemesi. elbette beni şaşırtan şey harold büyükannenle yatmak istemen."
yedi
- aman maude! sakın ölme.
- harold kendini bu kadar üzme.
- seni seviyorum! seni seviyorum!
- harold.. bu harika bir şey. git, biraz daha sev!