Benim için okuması zor olan ama son 60 sayfasında falan duygulandıran bir kitaptı. Zor olan kısmı şuydu ki gerçek bir şizofreni hastası okuyorsunuz( zira eser otobiyografik). Hal böyle olunca merak ve aman bir şey kaçırmayayım telaşı okuyucuyu sarıyor. Ama o…devamıBenim için okuması zor olan ama son 60 sayfasında falan duygulandıran bir kitaptı. Zor olan kısmı şuydu ki gerçek bir şizofreni hastası okuyorsunuz( zira eser otobiyografik). Hal böyle olunca merak ve aman bir şey kaçırmayayım telaşı okuyucuyu sarıyor. Ama o kadar karmaşık ki bir şizofreni hastasının durumu…Çözümlemek şöyle dursun kendi yarattığı evren ve onun aktörlerinin dedikleri dünya dilinden değil. Deborah kendi dili olan bir evren kurmuş kısacası.
Etkileyici olan kısım ise Deborah’ın gerçek bir iyileşme dönemine girdiğinde, kurduğu Yr evreninin Tanrılarının verdiği acılar ve sizin o acıları hissetmeniz, bununla yıllarca baş edişi ve nihayetinde bazı düzelmelerin başlaması. Kitap bence Deborah’ı yavaş yavaş çözümlemekte çok başarılı. Yani Deborah şunu şunu yaşadı ve şunlar oldu hadi düzeltelim şimdi değil kitap. Katmanlı bir ilerleyişi var. Çok başarılı bu bakımdan zira kitap biraz sürükleyici ise bence bu ilerleyişe borçlu.
Bir diğer etkileyici kısım bence bilinçdışının egoya yaptığı baskının fiziksel acı ile dengelenmeye çalışıldığı sahnelerdi. Bu belki de bir egoyu var etme çabasıydı Deborah için. Benlik algısı yıkılmış, uyumsuz ve var olamayan bir genç kızın benlik inşa edememesi ve yaratıcı bir beyni de varsa bu tür kaçışların yaşanması ve resim yeteneği gibi bazı özelliklerin çıkması işten değil. Jung insan tiplemelerinde buna içe dönük-hisseden insan tiplemesi der. Ama Deborah’ın gerçekten uyumlu olduğu bir dünyada içe dönük mü dışa dönük mü olduğunu bilemiyoruz. Kitap onun sağlıklı bir yaşamda nasıl olduğuna dair bir ipucu vermiyor bize. Belki de o kurumlarla hiçbir zaman bağdaşamayacağı gerçeğine rağmen sadece “var gücüyle” var olma gayretinin güzelliğini ve insaniliğini sunuyor. Bu yüzden kitabın ismi sana gül bahçesi vadetmedim zaten.
Terapisti ile kurduğu ilişkiye bayıldım. Daha doğrusu terapistin sabırla ve içtenlikle ama bir yandan çok zekice yaklaşımı Deborah’a ilk kapıyı açtı iyileşmek için.
Kitapta benim içimde de canlılık uyandıran bazı sahneler vardı sonlara doğru. Güneşin, çiçeklerin, gökyüzünün verdiği keyfin, dahası bu keyfi biri ile paylaşmanın en mükemmel şey olduğunu duyumsatan yerler vardı. Klişe verilmemişti aslında bu kısımlar. Uzun süren o hastalık evresinden sonra yaşamı üç boyutlu yaşamanın tadını kitap çok ustaca vermişti.
Bir kusur varsa kitapta o da Deborah’ın ailesi, terapisti Dr. Fried ve Carla ile iletişiminin ne duruma geldiğinin asla bahsi geçmedi. Dr. Fried ve Carla’yı az çok tahmin edebiliyorum ama ailesi hep içinde acıma taşıyan gururla mı bakacaklardı kızlarına bunu belirtmedi bize yazar.
İnsanın ufkunu genişleten kitaplardan desem yanlış olmaz. Hatta yanlış bir kıyaslama olur mu bilmiyoruma ama Coelho’nun Veronika Ölmek İstiyor kitabından daha iyidi; daha derinlikli ve hisliydi. Önerilir.