Öncelikle kitap ortalamaydı bence, overrated olduğunu düşünüyorum. Küçük Prens ve Puslu Kıtalar Atlası karışımıydı, konusu fazla özgün değildi. Yine de okunması kolay ve alınabilecek dersler var ancak alıntıları okumak, kitabın bütününü okumaktan daha keyifli. Ayrıca bazı kısımlar fazlasıyla soyuttu, pek…devamıÖncelikle kitap ortalamaydı bence, overrated olduğunu düşünüyorum. Küçük Prens ve Puslu Kıtalar Atlası karışımıydı, konusu fazla özgün değildi. Yine de okunması kolay ve alınabilecek dersler var ancak alıntıları okumak, kitabın bütününü okumaktan daha keyifli. Ayrıca bazı kısımlar fazlasıyla soyuttu, pek anlayamadım açıkçası. 6.5/10.
"Hiçbir zaman bir karar vermek gereksinimi duymuyorlar, diye düşündü. Belki de bu yüzden hep benim yanımda kalıyorlar. Su ve yiyecekten başka bir şeye gereksinim duymuyordu koyunlar. Güneşin doğuşu ile batışı arasında eğleşen, uzun saatlerden oluşan günlerin biri ötekinden farklı olmasa da; kısacık yaşamları boyunca tek bir kitap okumasalar, köylerde olup bitenleri anlatan delikanlının insan dilini anlamasalar da. Yiyecek ve suyla yetiniyorlardı ve bu onlar için yeterliydi.
Günün birinde bir canavara dönüşsem ve tek tek hepsini öldürsem, sürünün hepsini boğazladıktan sonra ancak işin farkına varırlardı, diye düşündü delikanlı. Çünkü bana inanıyorlar ve artık kendi içgüdülerine güvenmiyorlar. Bu böyle, çünkü onları otlağa ben götürüyorum."
"Bütün günler birbirine benzediği zaman da insanlar, güneş gökyüzünde hareket ettikçe, hayatlarında karşılarına çıkan iyi şeylerin farkına varamaz olurlar."
"İnsan her zaman aynı insanları görürse, bunları yaşamının bir parçası saymaya başlar. İyi, ama bu kişiler de bu nedenle, yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır. Ne var ki, hiç kimse kendisinin kendi hayatını nasıl yaşaması gerektiğini kesinlikle bilmez."
"Kişisel Menkıbe, senin her zaman gerçekleştirmek istediğin şeydir. Hepimiz gençken Kişisel Menkıbe'mizin ne olduğunu biliriz. Hayatın bu döneminde, her şey açık seçiktir, her şey mümkündür ve hayal kurmaktan, hayatında gerçekleştirmek istediği şeylerin olmasını istemekten korkmaz. Ama zaman geçtikçe, gizemli bir güç, Kişisel Menkıbe'nin gerçekleştirilmesinin olanaksız olduğunu kanıtlamaya başlar."
"Bir düşü gerçekleştirme olasılığı yaşamı ilginçleştiriyor."
"Her zaman böyle değil; hiçbir zaman bir şey yapmaktan geri durmadım. Bazen, iyi bir fikir, bir çözüm yolu olarak göründüm. Kimi zaman, çok nazik bir anda, İşleri kolaylaştıracak şekilde davrandım. Böyle şeyler işte, ama çoğu insan hiçbir şeyin farkına varmadı."
"Henüz sahip olmadığın bir şeyi vaat ederek gidecek olursan, onu ele geçirme arzusunu yitirirsin."
"Değişmek istemiyorum, çünkü nasıl değişeceğimi bilmiyorum. Artık tam anlamıyla kendime alışmış durumdayım. Büyük bir hayal kırıklığına uğramaktan korkuyorum; bu yüzden hayal kurmakla yetinmeye çalışıyorum. Düşümü gerçekleştirmekten korkuyorum, çünkü o zaman yaşamak için bir sebebim olmayacak."
"Değeri bilinmeyen her lütuf felakete dönüşüyor. Artık hayattan bir şey beklemiyorum. Ama sen, şimdiye kadar aklıma bile getirmediğim zenginliklere ve ufuklara bakmaya zorluyorsun beni. Oysa, şimdi bunların neler olduğunu bildiğim, önümdeki büyük olanakları gördüğüm için, kendimi eskiden olduğundan daha kötü hissedeceğim. Çünkü her şeye sahip olacağımı biliyorum ve istemiyorum bunu."
"Ağladı. Tanrı adil olmadığı için, kendi düşlerine inanan insanları bu şekilde ödüllendirdiği için ağladı. 'Koyunlarımın yanında mutluydum ve mutluluğumu çevremde bulunanlarla paylaşıyordum. Geldiğimi gören insanlar beni iyi karşılıyorlardı. Şimdi kederli ve mutsuzum. Ne yapacağım? Daha katı olacağım ve bir insan bana ihanet ettiği için de artık kimseye güvenmeyeceğim. Kendi hazinemi bulamadığım için gizli hazine bulan herkesten nefret edeceğim. Ve bütün dünyayı kucaklayamayacak kadar küçük biri olduğum için, sahip olduğum az bir şeyi her zaman korumaya çalışacağım.' "
"Ben de herkes gibiyim. Dünya gerçeklerine oldukları gibi değil de olmalarını istediğim gibi bakıyorum."
"Biliyorum: Her şey boş, bomboş, bomboş!"
"+Yüreğim bir hain, dedi delikanlı Simyacı'ya. Devam etmemi istemiyor.
-Ne âlâ, diye yanıtladı Simyacı. Bu da yüreğinin diri olduğunu gösteriyor. Şimdiye kadar elde etmeyi başardığın şeyleri bir düşle değiştokuş etmekten korkması kadar doğal ne var?
+Öyleyse neden yüreğimi dinlemek zorundayım?'
-Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o gene oradadır, göğsündedir; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir.
+Bir hain olsa da mı?
-İhanet, senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini tanıyacak olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle en iyisi onun söylediklerini dinlemek. Böylece, kendisinden beklemediğin bir darbe indirmeyecektir kesinlikle sana."
"İnsanların yürekleri böyle olur. Ulaşmaya layık olmadıklarını ya da ulaşamayacaklarını sandıkları için en büyük düşlerini gerçekleştirmekten korkarlar. Dirilmemek üzere sona ermiş aşklar, olağanüstü olabilecek, ama olamayan anlar, keşfedilmesi gereken, ama sonsuza dek kumların altında kalan hazineler daha aklımıza gelir gelmez bizler, yürekler hemen ölürüz. Çünkü böyle bir durumla karşılaşınca ölümcül acılar çekeriz."
"+Yüreğim acı çekmekten korkuyor.
-Yüreğine, acı korkusunun, acının kendisinden de kötü bir şey olduğunu söyle. Düşlerinin peşinde olduğu sürece hiçbir yürek kesinlikle acı çekmez."
"İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir şey oluyor. O zaman biz yürekler, giderek daha alçak sesle konuşmaya başlıyoruz ama asla susmuyoruz. Ve sözlerimizin duyulmaması için dilekte bulunuyoruz: Kendilerine çizmiş olduğumuz yolu izlemedikleri için insanların acı çekmelerini istemiyoruz.
'Peki yürekler, insanlara düşlerinin peşinden gitmek zorunda olduklarını neden söylemiyorlar?' diye sordu delikanlı, Simyacı'ya.
Çünkü bu durumda en çok, yürek acı çeker. Ve yürekler acı çekmekten hoşlanmazlar."
"Kâhin, deveciye neden bu kadar gelecekle ilgilendiğini sormuştu:
Bir şeyler yapabilmek için, diye yanıtlamıştı deveci. Ve olmasını istemediğim şeyleri tersine çevirmek için.
O zaman bu senin geleceğin olmaz ki, diye yanıtladı kâhin.
'Ama belki de olacaklara kendimi hazırlamak için geleceği öğrenmek istiyorum.'
Bunlar iyi şeylerse hoş bir sürpriz olacak, dedi kâhin. Kötü şeylerse daha gerçekleşmeden acı çekeceksin."
"Gizin kökü şimdidedir; şimdiye dikkat edecek olursan. onu iyileştirebilirsin. Ve şimdiyi iyileştirebilirsen, daha sonra gelecek olan da iyi olacaktır. Her gün kendisiyle birlikte ebediyeti getirir."
"Yaşıyorum. Ve bir şey yerken yemekten başka bir şey düşünmem. Yürüdüğüm zaman da yürüyeceğim, hepsi bu. Savaşmak zorunda kalırsam, ölüm şu gün ya da bu gün gelmiş vız gelir tırıs gider. Çünkü ben ne geçmişte, ne de gelecekte yaşıyorum. Benim yalnızca şimdim var ve beni sadece o ilgilendirir. Her zaman şimdide yaşamayı başarabilirsen mutlu bir insan olursun. Çölde hayat olduğunu, gökyüzünde yıldızlar olduğunu ve insan hayatının özünde bulunduğu için kabile muhariplerinin savaştıklarını anlayacaksın. O zaman hayat bir bayram bir şenlik olacak; çünkü hayat yaşamakta olduğumuz andan ibarettir ve sadece budur."
"Bu sabah, bir gün, bir anıdan başka bir şey olmayacaktı onun için."
"Gözümüzün önünde büyük hazineler olduğu zaman asla göremeyiz onları. Peki, neden bilir misin? Çünkü insanlar hazineye inanmazlar."
"Belki de Tanrı, çölü, insanlar hurma ağaçlarını görünce sevinsinler diye yarattı."
"Kötülük, dedi Simyacı, insanın ağzından giren şeyde değildir. Kötülük oradan çıkandadır."
"Parası olan insan hiçbir zaman tamamen yalnız değildir."
"Her şey, bir ve tek şeydir."
"Bir kere olan bir daha asla tekrarlamaz. Amma velakin iki kere olan mutlaka üçüncü defa da olacaktır."