Spoiler içeriyor
●Küçük bir kasabada öğretmen olan kahramanımız buradan uzaklaşmak ister ve İzmir'e gider. Çünkü bulunduğu yerde karanlıkta gibi hisseder. Tren garında iniğinde kendisini almaya geleceğini söyleyen arkadaşını göremez. En büyük kabusu olan karanlıktan kurtulmak için gördüğü bir arbanın yolunu keser. İçinde…devamı●Küçük bir kasabada öğretmen olan kahramanımız buradan uzaklaşmak ister ve İzmir'e gider. Çünkü bulunduğu yerde karanlıkta gibi hisseder. Tren garında iniğinde kendisini almaya geleceğini söyleyen arkadaşını göremez. En büyük kabusu olan karanlıktan kurtulmak için gördüğü bir arbanın yolunu keser. İçinde yolcu olmasına rağmen abaya biner ve Palas Otel'e gider. Otelde kendisini bu şehre getiren şeyin sarışın bir kadının çağrısı olduğu fikrine kapılır. Ertesi sabah tuvalete giderken koridorda sarışın bir kadınla karşılaşır. Kadın üzerinde kötü kıyafetler olduğu için onu baştan ayağa süzer ve odasının zilinin bozulduğunu, hizmetçi Pervin'i çağırmasını söyler. Adam şaşkınlıktan ne diyeceğini şaşırır. Odasına geldiğinde sarışın kadına bir ders vermek için bir buket çiçek sipariş eder. Güzel kıyafetlerini giyinip çiçekleri alarak kadının kapısını çalar. Bu kez de kadın ona bahşiş vererek otelden ayrılır. Bu olayın ardından aynı gün romanın baş kahramanı otelden ayrılır.
Okul yıllarından arkadaşı Hamit'in yanına gider. Bir pansiyonda kalmasının iyi bir fikir olduğuna karar verirler. Pansiyoner olarak kalacağı eve giderler. Ev sahibesi genç adamı çok iyi karşılar ve evinin en güzel odasını ona açar. Bu kadının kendisine bu denli ilgi göstermesinin altında mutlaka bir neden yattığını düşünen öğretmen, sonunda ev sahiplerinin kızlarını kendisiyle evlendirmek istediklerini düşünür.
Ev sahibi Hasan Bey, ev sahibesi Pakize Hanım ona çok değer vermektedirler. Akşam yemeklerini beraber yemeğe başlarlar. Evin kızı Zehra'nın kendisine ilgisi olduğunu düşünmeye başlar. Zamanla kendisi de Zehra'ya ilgi duymaya başlar ve bir gün odasına döndüğünde duygu ve düşüncelerini yazdığı defterde Zehra tarafından yazılmış iki cümle dikkatini çeker. Birbirlerine olan aşklarını defter üzerinde yaşamaya başlarlar.
Aradan biraz zaman geçer ve Zehra ile kasaba öğretmeni nişanlanır. O andan itibaren kendini zincirlenmiş bir esir gibi hissetmeye başlar. Zehra'yla artık ilgilenmemeye başlar. Erken saatlerde evden ayrılır, geç saatlerde eve döner.
Bir gün çok fazla para vererek diktirdiği elbiselerini giyer ve en büyük korkusu olan karanlığa meydan okuyarak Zehra'yı ve Pakize Hanım'ı sinemaya götürür. Ancak sinemadaki karanlığa daha fazla tahammül edemez ve çığlıklar atarak sinemadan kaçar. Koşarak bir parka gelir ve bir banka oturur. Ağlamaya başlar. Artık o eve feri dönemeyeceğini ve Zehra'nın yüzüne bakmayacağını anlar. Yanına bir sarhoş oturur ve onunla konuşmaya başlar. İnsanların bu banklarda iki nedenle ağladığını; bunlardan birinin ekmek, diğerinin kadınlar olduğunu söyler. Onun derdi ikinci neden olmalıydı. Ama kadın için ağlamaya değmezdi, hiçbiri sadakat nedir bilmezdi. O, kadınları anladığından beri şaraba aşıktı. Bir kız kardeşi vardı. Her gün bu parka gelir, ona içki parasını getirirdi. Sarhoş olduğuna bakmamalıydı. Mahmut aslında arabacıydı. Ama borçları yüzünden arabası satılmıştı. Öğretmenin ağlamasına kızarak asıl ağlaması gerekenin kendisi olduğunu söyler ve öğretmenin hislerine tercüman olacak bir hikaye anlatır.
Kafasını kaldırıp karşıya baktığında şaşkınlıktan kalakalır. Kendisini oraya çağıran, otelde avucuna bahşiş sıkıştıran kadın karşısındadır ve ona doğru geliyordu. Mahmut yerinden kalkar ve kadına doğru yürür. Bu kadın, Mahmut'un bahsettiği kız kardeşidir. Mahmut parasını alır ve oradan uzaklaşır. O ve hayalindeki sevgilisi baş başa kalırlar.
Artık Adalet'in evinde kalmaya başlarlar. Öğretmen hayatının en mutlu günlerini burada geçirir. Onu buralara kadar sürükleyen meşhur sevgiliye kavuşmuştur.
Bir gün kapı çalınır ve Mahmut gelir. Öğretmen, ondan nişan yüzüğünü ve pansiyon kirasını verdiği adrese götürmesini ister. Büyük bir yükten kurtulmuştur. Zaten onu buraya getiren neden Zehra değildi, bu nedenle o da suçlu değildir.
Mahmut'un endişelerine dayanamayarak ona bir araba alacak para vererek onu başından savar. Mahmut o günden sonra bir daha ortalarda görülmez.
Adalet'le bir süre hiç sorun olmadan aşk yaşarlar ama bir süre sonra Adalet'in suratı asılmaya başlad. Ona neyi olduğunu sorduğunda giyecek kıyafetinin olmadığından şikayet eder. Bunun üzerine alışverişlere çıkmaya başlarlar.
Servetinin geri kalanını tüketirler.
Bir gün mağazadan alışveriş ederlerken tezgahtarın Adalet'e "Bu enayiyi nerden buldun?" diye sorduğunu duyar ama aşkı o kadar büyüktür ki bunu bile umursamaz. Ama parasını tüketmeye başlamıştır ve Adalet de onu artık hor görüyordur.
Bir gün eve geldiğinde kapının açılmadığını görür. Parasının bitmesiyle o ilişki de bitmiştir. Artık ne parası vardır ne de kalacak bir yeri. Ögretmenlik mesleği de elinden alınır. Parklarda yatar. Karnını doyuracak parayı kazanmak için park arkadaşı hamal, ona hamallık yapmayı önerir. Bunun üzerine bir tütün fabrikasına giderler. İşleri bittikten sonra paydos eden fabrikadan çıkanları izlemeye koyulurlar ve o arada fabrikadan çıkan kalabalığın içinde eski nişanlısı olan Zehra'yı fark eder. Yanında bir erkek ona kur yapıyor, Zehra o erkekten uzaklaşmaya çalışıyordur. Bunun üzerine öğretmen, Zehra'nın yanındaki erkeğin üzerine atlar ve onu yumruklamaya başlar.. Zehra onu tanımıştır. Ağlayarak onları ayırır ve eski nişanlısına onu rahat bırakmasını söyler. Ona yılışan erkeğin Koluna girerek oradan uzaklaşır.
Bu olayın ardından kendini kaybeden öğretmen, kendisini çağıran şeyin deniz olduğunu anlamaya başlar. Beklediği, aradığı ya da onu çağıran şey denizdir ve ona koşar. Kendini denizin sularına bırakır...
☆Kitabın arka kapağında yazan satırlar ve kitabın ilk birkaç sayfası bana bir Yaşar Kemal kitabını okuyacakmışım gibi hissettirmişti başta. Sonrasında ise kitap bana biraz Oğuz Atay'ın ve Yusuf Atılgan'ın kitaplarını, onların kahramanlarını hatırlattı ama yazar onlardan çok önce yazmış kitabı, yani onlardan etkilenmiş olamaz. Belki onlar kendisinden etkilenmiş olabilirler ama?..
Arka kapakta şu satırlar var:
"Ah o ilçe, o küçük kasaba, beni böylesine zavallı yapan orası değil miydi? Belki mayamda bozukluk vardı. Belki de ben gerçekten hasta yaratılmış bir adamdım. Ama hiç kuşkusuz beni hasta ve avallı yapmak da o kasabanın büyük günahı vardı. Düşündükçe yalnız benim değil oraya gelen hükümet doktorunun da, savcının da, jandarma komutanının da az zaman sonra kabuk bağladıklarını ve bu kabuk içindeki gizli bir derdin yumağını sardıklarını hatırlıyorum. Demek kasaba da suçluydu. Onun yıkık kalesinin dişleri arasında çok insanın yaşama hevesleri törpülenmişti."
Hikayenin en başında yazar çocukluğundan, annesinden, annesinin çamaşır yıkayarak para kazandığından, babasının karanlık ve deniz korkusundan ve bilinmeyen bir neden dolayı intihar ettiğinden hem de o korktuğu denize, sulara kendini bıraktağından söz eder ve en sonunda kendisi de bunu yapar. Bu yüzden kitabın sonu beni çok etkiledi. Genel olarak da güzeldi bence.
Bir alıntı:
"Ona gülerek genç kızların bize benzemediklerini, bazen bir düşle yüzlerinin sararıp solabileceğini hatırlattım. Toprak üstünde ise insan düşten başka bir şey göremezdi. Toprak deyip de geçmemeli idi. Bu toprak, toprak oluncaya dek kaç milyar insanın yaşantısını içinde eritmişti? Onun her zerresinde bir aşk hikâyesi gizli idi. Niçin yapraklar bu kadar yeşil oluyordu? Neden çiçeklerin bin türlü renkleri, kokuları vardı? Acaba bitkiler toprağa düşen insanların sevgi fosillerini emerek böyle güzelleşmiyorlar mıydı? Kuşlar daha yuvada ötmeyi, böcekler sürünürken sevişmeyi öğreniyorlardı da böyle bir toprakla haşir neşir olan insan, sevgiyi bilmez miydi? Bak Zehra bile taraçadaki sekiz-on saksıyla uğraştığı halde, yüzünde toprağın canlılığı, gözlerinde sevdanın derinliği vardı. Göz kapakları anılar gibi yorgun açılıp kapanmıyorlar mıydı?"
Başlangıç/Bitiş:
7 Ağustos Cuma
8 Ağustos cumartesi-2026
Yeni güne geçtik ama ben 24.00 olmadan bitirmiştim