Bana friends to lovers temasını sevdiren dizidir. Dizi; çocukluk hayalleri suya düşmüş, sıradan hayatlar yaşamaya mahkûm kalmış dört yakın arkadaşın hem hayata hem de birbirlerine tutunma hikâyesini anlatıyor. Tam bir "hayatın sillesini yemiş ama yine de pes etmeyenlerin" hikâyesi. Yirmili…devamıBana friends to lovers temasını sevdiren dizidir.
Dizi; çocukluk hayalleri suya düşmüş, sıradan hayatlar yaşamaya mahkûm kalmış dört yakın arkadaşın hem hayata hem de birbirlerine tutunma hikâyesini anlatıyor.
Tam bir "hayatın sillesini yemiş ama yine de pes etmeyenlerin" hikâyesi. Yirmili yaşların ortasındaki o çaresizliği, hayallerinden vazgeçme noktasına gelip yine de bir yerden tutunmaya çalışma hâlini en samimi şekilde anlatan romantik komedilerden biri.
Bu diziye başlarken klasik arkadaşlıktan aşka dönen bir romantik komedi izleyeceğimi düşünüyordum. Evet, bu tema var ama bunun yanında hayallerinden vazgeçmemek, düşsen bile yeniden denemek, çaba göstermek gibi hepimizin bu yaşlarda dert edindiği şeyleri o kadar gerçek bir yerden anlatıyordu ki... Özellikle yirmili yaşlarının sonlarında olup "Ben ne yapıyorum?" diye sorgulayan herkes kendinden bir şeyler bulacaktır.
Gençlik ve büyüme sancılarını işleyen çok fazla Kdrama var ama bu dizideki gerçekçilik beni çok daha fazla çekti. Karakterlerin o hayatsızlığı, parasızlığı, "Bizden bir cacık olmaz mı acaba?" kaygısı o kadar bizden ve o kadar tanıdık ki... İzlerken çok kolayca kendimi onların yerine koydum. Hatta zaman zaman kendi arkadaş grubumu dışarıdan izliyormuşum gibi hissettim.
Choi Ae Ra (Kim Ji Won) ve Ko Dong Man (Park Seo Joon) ise benim unutulmaz dizi çiftlerim listesine girdi. İlk bölümden itibaren birbirlerini korumaları, birbirleriyle dalga geçmeleri, aralarındaki o çocukluktan gelen kankalık havası... Birbirlerinin en mutlu, en üzgün, en çaresiz, en rezil anlarına şahit olmuş iki insanın, yirmi yıllık dostluğa sığdırdıkları şeylerin artık sadece dostluk sınırları içinde kalmadığını fark etmelerini izlemek çok güzeldi.
Diziyi bitireli bir ayı geçti ama hâlâ bazı sahnelerini açıp yüz defa izliyorum. Çok iyi yazılmış bir çift gerçekten. Dong Man'a aşık olduğumu falan düşünüyorum, böyle bir tatlılık olamaz. Park Seo Joon sen nesin ya?
İkinci çiftimiz Joo Man (Ahn Jae Hong) ve Seol Hee (Song Ha Yoon) ise uzun süreli ilişkilerin zamanla sıradanlaşmasını, beklentileri ve fedakârlıklar arasındaki dengesizliği çok gerçek işlemişti. Seol Hee'nin o saf fedakârlığı karşısında Joo Man'a yer yer feci sinir oldum. Ama onların hikâyesi de dizinin ilişkileri bambaşka bir yerden göstermesini sağlayan önemli bir parçaydı.
Müzikleriyle —ki hâlâ her gün dinliyorum—, aşk dolu sahneleriyle, dostluklarıyla ve hayallerinden vazgeçmiş insanların yeniden cesaret bulmasını anlatmasıyla içimi sıcacık yapan bir dizi oldu. İnsanın kendine inanmasının, düşse bile yeniden denemesinin ve istediği hayat için mücadele etmesinin ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor. Bittiğinde insanın içinde garip bir motivasyon bırakıyor. Sanki siz de bir şeyleri değiştirebilirmişsiniz, yeniden deneyebilirmişsiniz gibi...
Kesinlikle izleyiniz.
📍"Kimseye özenmeyelim. Kazanmasak da deneyelim. İstediğimiz gibi yaşamak zaten bir zafer."