Spoiler içeriyor
Daha önce "İnsan Ne İle Yaşar" kitabına yorum yazdığımda hikaye tarzında okumalar yapmayı sevmediğimi söylemiştim ama bu kitabı daha önce okumamdan mı kaynaklanıyor acaba diye merak edip hikayelerden oluşan başka bir kitap okumaya karar verdim. Gerçi hikaye mi desem masal…devamıDaha önce "İnsan Ne İle Yaşar" kitabına yorum yazdığımda hikaye tarzında okumalar yapmayı sevmediğimi söylemiştim ama bu kitabı daha önce okumamdan mı kaynaklanıyor acaba diye merak edip hikayelerden oluşan başka bir kitap okumaya karar verdim. Gerçi hikaye mi desem masal mı desem bilmiyorum çünkü daha çok masalsı ögeler barındırıyor tek farkı; masallar hep mutlu sonla biter ama bu kitapta genelde hüzünlü bitiyor, iyiler hep ölüyor.
Oscar Wilde'den okuduğum ilk eser buydu. Genelde hep alıntılarını görüyordum ama hiçbir kitabını okumamıştım. Yazarın gayet akıcı bir dili varmış hikayeleri de güzel yani herkese de tavsiye ederim ama kendimle alakalı şunu fark ettim: Ben bir kitabı direkt içindeki o olayla bağdaştırıyormuşum o yüzden bir kitap adı altında birden fazla hikaye olunca kafam karışıyor.
Yani aslında hikayeleri sevmiyor değilim, tabi romanları daha çok seviyorum hem karakter derinliği var hem de daha uzun bir okuma süreci oluyor ama hikayeleri sevsem de bu şekilde tek kitapta toplanma olayını sevmiyorum.
Yine de dediğim gibi sevdim. Sadece bazı hikayeler biraz içimi kararttı, hiç mutlu son yoktu. Yani sözde yazar bunu çocuklar için yazmış diyorlar ama yani biraz umut dolu yazılar yazsaymış daha iyi olurmuş.
...
Öncelikle kitabın içerisinde şu hikayeler var:
Mutlu Prens
Harika Fişek
Bencil Dev
Bülbül ve Gül
Vefalı Dost
Mutlu Prens'te Kaygısızlar sarayında yaşayan, dış dünyayla hiç iletişimi olmayan gerçekten mutlu bir prens varmış. Bu mutlu prens mutlu bir şekilde de ölmüş ve şehrin tepesine altından heykeli dikilmiş. Heykeli o kadar yükseğe dikilmiş ki prens, halkın aslında nasıl bir yaşam sürdüğünü ve bunca zaman nasıl her şeyden habersiz yaşadığını fark etmiş.
O sırada da bir kırlangıç, tüm arkadaşları Mısır'a göç etmesine rağmen bir kamışa aşık oldu diye arkadaşlarıyla gitmekten vazgeçmiş ve gel zaman git zaman kamıştan bir karşılık gelmeyince bıkmaya başlamış. Mısır'a doğru yol almış ama hava soğuk olduğu için sıcak bir yerde dinleneyim sonra devam ederim diye düşünmüş. Mutlu Prens'in heykelinin altında durmuş bu sefer de bir bakmış ki heykelin safir gözlerinden yaşlar akıyor. İşte Prens ile Kırlangıcın karşılaşması bu şekilde.
Prens ona halkın sefaletini anlatmış ve ondan bir iyilikte bulunmasını istemiş önce üzerindeki yakutu hasta bir çocuğu olan terziye götürmesini istemiş. Kırlangıç tam bitti Mısır'a gideceğim derken bu sefer de bir gece daha kal başka bir iyilik isteyeceğim demiş ve Kırlangıç yine kalmış. Bir sonraki gece de Prens'in safir gözlerini söküp başka bir yoksula vermiş sonraki gün yine aynı şekilde ve ondan sonraki gün de aynı şekilde.. Kırlangıç bir türlü Mısır'a gidememiş, kışın şiddeti de her geçen gün arttıkça Kırlangıç daha da bitkin düşmüş ve Prens'in ayaklarının üstünde can vermiş. Zaten Prens de eskisi kadar gösterişli değilmiş, halkın gözüne hitap etmiyormuş o yüzden onu da oradan kaldırıp yakmaya çalışmışlar fakat bir türlü kurşundan kalbi erimemiş. Neyse bir gün Tanrı, meleklerinden şehrin en değerli iki şeyini getirmesini istemiş derken bu sefer de kurşun kalbi ve ölü kuşu getirmişler onlar da sonsuza kadar cennete mutlu yaşamışlar.
Yani eskiden olsa böyle hikayelerden çok etkilenirdim aa ne güzel derdim ama şimdi sadece Kırlangıç'a hem üzülüyorum hem de sinirleniyorum. Yok yere kendini feda etti..
Ya bilmiyorum ben artık böyle saf iyi olan karakterleri sevemiyorum galiba çok gereksiz geliyor. Tabi bu bir masal ve küçükler için yazılmış falan ama niye küçüklere kendilerini feda etmeleri gerektiğini aşılıyoruz ki?
Sadece çevreden "Aa bak bu iyi bir insan" söylemlerinden başka bir artısı yok ya da "Baksana ne saftrik başkaları için neler neler yaptı onun için bir şey yapan yok." deyip alay konusu oluyorlar boş yere.
Keşke çevremdekiler aşırı fedakar olmasaydı da benim için fedakarlık bir zorunluluk haline gelmeseydi. Yani bilmiyorum her şeyden kendini geri çekince olan sadece geçen yıllara oluyor ve yapmak istediklerin içinde bir ukde olarak kalırken hep kendini başkalarını izlerken buluyorsun.. Hayatı izlemeye gelmişiz zaten.
Dediğim gibi çevremdekiler böyle diye ben de böyleyim o yüzden bazen empati kurmaya çalışıyorum ama bazen de bu zincir madem bir yerden sonra kırılacaktı neden bana da bu hayatı yaşattınız derken buluyorum. Ama onlar da bir şeyleri feda etmiş diyorum ona da üzülüyorum öf ne içinden çıkılmaz bir durummuş bu.
Kısaca fedakarlık iyi bir şey değildir boş yere feda etmeyin hayatınızı.
...
Harika Fişek'teki o fişeğin her şeyi üstüne alınması çok iyiydi yaa. Egoist ve bencil insanları o kadar iyi anlatmış ki. Sırf fişeği patlatabilmek için düğün yapmışlar düşüncesine kahkaha attım.
Ama ne yazık ki ne fişek patladı ne de kimse gördü. Fazla egonun sonu hep böyle patlamadan sönen bir fişek gibi olsaydı keşke.. Gerçi ona bile "Büyük bir izlenim yaratacağımı biliyordum." diyor yaa ahh fişek ah.
' "Nereyi seversen orası senin dünyandır" diye atıldı hüzünlü bir Çarkıfelek; gençliğinde eski bir köknar kutuya bağlanmıştı; kalbi kırıktı ve bununla gurur duyardı. "Ama aşkın modası geçti artık, şairler öldürdü aşkı. Aşk hakkında o kadar çok şey yazdılar ki, kimse onlara inanmaz oldu; bence çok normal. Gerçek aşık acı çeker ve susar. Hatırlıyorum da, ben bir zamanlar... Ama artık önemi kalmadı. Sevda maziye karıştı. '
...
Bencil Dev masalında çocukların olduğu yerler hep bahar açar. Bencillik kış getirir bencil olmayın, paylaşmayı bilin gibi bir anlayış vardı diye hatırlıyorum. Bence bu da gayet güzeldi. Sonunda Dev'e üzüldüm ya .
...
Bülbül ve Gül masalında da tıpkı Mutlu Prens'teki gibi bir fedakarlık söz konusu. Yani hikaye olarak güzeller, etkileyiciler ama bu iki hikayenin verdiği mesajı sevmedim ama hüzünlüydü yani.
Canım Bülbül yaa sana ne oluyor sen niye kırmızı gül bulmak için fedakarlık ediyorsun? Zaten sonu da çok kırıcıydı.. O öğrenciyi dövmek istedim sevdiği kızı daha çok dövmek istedim yaa ne demek kıyafetime uymuyor diye kırmızı gül istemiyorum?
Ah bülbül ahh sesini bile beğenmeyen biri için değdi mi?..
Bundan sonra her kırmızı gül gördüğümde aklıma bu hikaye gelecek mlsf.
Aslında günümüzdeki aşkları iyi yansıtan bir hikayeydi yani gerçek dünyada ne de yaparsan yap bu fedakarlıklar karşılıksız kalacak ve bir mücevher kutusu aşka galip gelecek gibi bir anlamı vardı.
Her ne kadar Mutlu Prens ile aynı desem de bu hikayeyi daha anlamlı buldum.
...
Son olarak Vefalı Dost hikayesinde çıldırdım. Her ne kadar hikaye içinde hikaye de olsa o bencil değirmenciyi vereceği o eski el arbasıyla dövmek istedim. Ayy böyle şeylere hikaye de olsa dayanamıyormuşum yaaa. Bir de böyle insanlar gerçekten varlar. Verdikleri çöplerin bile hesabını yapar ve onu bahane ederek karşısındaki kişilere her şeyi yaptırabileceklerine inanırlar çok sinir bozucular. Allah bizi böyle bencil, narsist ve düşüncesiz insanlardan korusun. Bir de en iyi dostu benim diyor 😬
...
Vee evet bitti ben de bittim. Kitap çok kısaydı, benim yazım ondan daha uzun oldu belki bilmiyorum ama ilerde bu kitabı unutacağımı düşünüyorum çünkü dediğim gibi çok fazla hikaye olduğu için kafam karışsın istemiyorum o yüzen yani uzunluğu dikkate almayın zaten bu yazıları kendim okuyayım diye yazıyorum ama yine de belirtmek istedim.