Hayranlıkla okuduğum, biraz da içeriği yoğun olduğu için ağırdan alarak ilerlediğim bir kitaptı. İrdelemeye kalksam epey uzun bir yazı çıkar hatta bu beni de aşar. O sebeple genel hatlarıyla anlatayım. Eser, 20. yüzyılın etkili liderlerinden Hasan el-Benna'nın, hem kendi hayatını,…devamıHayranlıkla okuduğum, biraz da içeriği yoğun olduğu için ağırdan alarak ilerlediğim bir kitaptı. İrdelemeye kalksam epey uzun bir yazı çıkar hatta bu beni de aşar. O sebeple genel hatlarıyla anlatayım.
Eser, 20. yüzyılın etkili liderlerinden Hasan el-Benna'nın, hem kendi hayatını, hatıralarını hem de kurucusu olduğu İhvan-ı Müslimin yani Müslüman Kardeşler hareketinin doğuşunu ve dönemin Mısır toplum yapısını birinci elden tanıklıklarla anlatan tarihsel bir otobiyografi.
Hayatının büyük bölümü Müslüman Kardeşler ile şekillendiği için kitap, daha çok teşkilatın iç dinamiklerini ve işleyişini anlatıyor. 6 kişiyle mütevazı bir şekilde başlayan bu hareket çok kısa bir süre içerisinde profesyonelliği, istikrarı ve organizasyonu kabiliyet edinip muazzam bir cemiyete dönüşmüş. Kendi içindeki disiplini ve ileriye dönük faaliyetleriyle; sadece toprakların sömürüldüğü değil, zihinlerin de işgal altında olduğu 1920'li yıllarda adeta ümmeti gaflet uykusundan uyandırmış. Halkın sorunlarıyla yakından ilgilenmiş, sosyal, kültürel, dini ve ticari alanlarda ciddi adımlar atmış. Diğer ülkelerdeki Müslüman cemiyetlere örnek olmuş. En önemlisi de Müslümanlara, kendi İslami kimliklerinden kopmadan, birlikte çalışkan ve üretken kalabileceklerini; dünya sahnesinde kendi haklarını savunacak kadar güçlü olduklarını hatırlatmış.
Şüphesiz bu başarı öncelikle Allah’ın izniyle sonra Hasan el-Benna’nın takvası, yumuşak tabiatı ve şeriata sıkı sıkıya bağlılığı sebebiyleydi. Taviz vermeyen, öncü, ümmeti dert edinmiş olması onu sorumlusu olduğu görev ve insanlara karşı etkin bir lider yaptı. Bununla beraber Allah’ın dinine hizmet etme arzusunda fedakar arkadaşlarının olması da bir diğer önemli başlıktır. Kitapta onlar hakkında da duygulandırıcı hatıralar anlatılır, çok ince şeyler..
Onun döneminde Hilafetin ilgası, Osmanlı topraklarının manda rejimlerince harita üzerinde pay edilmesi, Filistin’in adım adım işgali, Sovyetler Birliği’nin Orta Asya Müslümanlarını bastırması ve Batı’da radikal ideolojilerin yükselişiyle resmen güç ve irade el değiştirdi.
İşte Hasan el-Benna’nın Mısır'da, Şekib Arslan’ın Lübnan/İsviçre’de, Muhammed İkbal’in Hindistan/Pakistan’da ortaya koyduğu çaba, sadece bir siyasi hareket değil, dünya çapında savrulan ve özgüvenini yitiren Müslüman kimliğini yeniden ayağa kaldırma mücadelesiydi.
Bu tür şahsiyetleri tanımak beni ciddi manada şevklendiriyor. Zira bizi kuşatan sıkıntıların etrafında ördüğümüz çözümlerin realitesini ispatlıyor.
Özetle kitap, sadece kişisel bir anı kitabı değil; "nasıl organize ve şuur sahibi Müslüman olunur?" sorusuna verilmiş gür ve etkili bir cevaptır. Batılı araştırmacıların, muhalif siyasilerin dahi takdirle bahsettiği bu davanın özünü ve her bir ferdin adanmışlığını anlamak adına okunmalı. Vakıflar, dernekler vs. oluşumlar bu stili kılavuz edinmeli; kişiler de bireysel hayatlarında ilham almalı. Ki umut edilen ilahi rıza ve nizama kavuşmalı. Tıpkı Hasan el-Benna gibi. Nitekim biz onun bu yoldaki değerini ve bıraktığı izin derinliğini, suikastle şehit edilmiş olmasından çok net anlıyoruz…
“Yarınlar yorgun olanların değil rahatından vazgeçenlerin olacaktır. Ey Allah için koşanlar daha hızlı koşun! İşimiz vaktimizden çoktur.”
(Hasan el-Benna)