normal (2026) bob odenkirk’ü görünce insanın aklına artık ister istemez saul goodman geliyor. adam ne oynarsa oynasın kafanın bir köşesinde “bu şimdi kimi kandıracak?” düşüncesi beliriyor. ama normal biraz başka. bu kez karşımızda nobodydeki gibi yaşını başını almış aksiyon makinesi…devamınormal (2026)
bob odenkirk’ü görünce insanın aklına artık ister istemez saul goodman geliyor.
adam ne oynarsa oynasın kafanın bir köşesinde “bu şimdi kimi kandıracak?” düşüncesi beliriyor.
ama normal biraz başka.
bu kez karşımızda nobodydeki gibi yaşını başını almış aksiyon makinesi de yok.
daha normal.
zaten filmin adı da boşuna normal değil.
hikâye sıradan bir adamın hayatının bir noktadan sonra hiç de sıradan kalmaması üzerinden ilerliyor.
ve bob odenkirk burada yine bildiği işi yapıyor:
fazla konuşmadan karakter yaratıyor.
adamın yüzünde sürekli aynı ifade var gibi.
ama biraz dikkat edince yorgunluk var.
öfke var.
pişmanlık var.
bir de yıllardır içine attığı “yeter artık” duygusu.
yönetmen benjamin b. brewer, odenkirk’ün daha önceki nobody filminde de yönetmen koltuğundaydı. yani ikilinin birbirini tanıdığı belli.
ama bu sefer mesele sadece “yaşlı adam herkesi dövüyor” değil.
zaten nobody sonrası aynı numarayı tekrar yapmak kolaydı.
adamı yine silahlandırırsın.
önüne yirmi kişi koyarsın.
gerisini odenkirk halleder.
ama normal biraz daha karakter tarafında duruyor.
ve bence bu daha iyi.
çünkü odenkirk’ün en güzel tarafı yumruk atması değil.
sakin dururken bile bir şey saklıyor gibi görünmesi.
film ilerledikçe de “normal” kelimesinin aslında ne kadar göreceli olduğunu görüyorsunuz.
bir insanın hayatı dışarıdan gayet sıradan görünebilir.
ama kafasının içinde başka bir film oynuyor olabilir.
tabii odenkirk’ün geçmişi yüzünden film boyunca ayrı bir problem yaşıyorsunuz.
adam markete giriyor:
“acaba burada kavga çıkacak mı?”
arabaya biniyor:
“acaba bagajda silah mı var?”
birisi laf atıyor:
“tamam, şimdi adamın gerçek kimliği çıkacak.”
yani oyuncunun kendi geçmişi seyircinin algısını değiştirmiş durumda.
saul goodman’dan sonra bob odenkirk’e güvenmek zor.
normalin en sevdiğim tarafı da bu beklentiyi kullanması.
film çok büyük bir aksiyon şöleni değil.
çok büyük bir bilimkurgu da değil.
ama bob odenkirk’ün karakteri taşıdığı, sakin başlayıp giderek sertleşen bir hikâye.
ve adam artık 30 yaşındaki aksiyon kahramanı değil.
yüzünde yıllar var.
bu da karaktere ayrı bir ağırlık katıyor.
normal bence odenkirk’ün kariyerindeki ilginç filmlerden biri.
çünkü nobody bize “bob odenkirk de aksiyon yapabiliyormuş” dedirtti.
normal ise başka bir şey söylüyor:
“adam yaşlandıkça karakter oyunculuğu daha da güzelleşiyor.”
özetle;
çok büyük beklentiyle girerseniz hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz.
ama bob odenkirk’ü seviyorsanız…
özellikle de adamın sadece kavga eden değil, susarak bile bir şey anlatan tarafını seviyorsanız izlenir.
çünkü artık bob odenkirk’ü görünce insanın aklına tek bir soru geliyor:
“bu adam gerçekten normal mi?”
filmin bütün numarası da biraz bunun üzerine kurulmuş.