bir ayrılık (2011) / a separation bazı filmler vardır, kötü adamı bulamazsın. çünkü ortada kötü adam yoktur. herkes biraz haklıdır. asghar farhadi’nin bir ayrılık filmi tam olarak bunu yapıyor. nader ve simin boşanmak istiyor. simin yurtdışına gitmek istiyor. nader ise…devamıbir ayrılık (2011) / a separation
bazı filmler vardır, kötü adamı bulamazsın.
çünkü ortada kötü adam yoktur.
herkes biraz haklıdır.
asghar farhadi’nin bir ayrılık filmi tam olarak bunu yapıyor.
nader ve simin boşanmak istiyor.
simin yurtdışına gitmek istiyor.
nader ise alzheimer hastası babasını bırakmak istemiyor.
ve basit gibi görünen bu anlaşmazlık, eve bakması için tutulan razieh ile yaşanan bir olaydan sonra bambaşka bir hâle geliyor.
sonra mahkeme.
suçlama.
yalan.
vicdan.
para.
din.
gurur.
ve herkesin kendince haklı olduğu bir hikâye.
filmin en güzel tarafı şu:
farhadi sana kimin haklı olduğunu söylemiyor.
kararı sana bırakıyor.
bir sahnede nader’e hak veriyorsun.
sonra razieh’i görüyorsun, fikrin değişiyor.
sonra simin’i anlıyorsun.
sonra başka bir detay çıkıyor ve yine başa dönüyorsun.
film resmen seyircinin vicdanını mahkeme salonuna sokuyor.
leila hatami, simin olarak çok güçlü.
peyman maadi, nader karakterinde özellikle öfke ve çaresizlik arasında gidip geliyor.
ama filmin en unutulmaz taraflarından biri sareh bayat’ın oynadığı razieh.
kadın sürekli sıkışmış durumda.
ekonomik olarak başka yerde.
vicdanen başka yerde.
dini inançları başka yerde.
ve çocuğuyla birlikte hayatta kalmaya çalışıyor.
işte film burada sınıf farkını da gösteriyor.
bir tarafta eğitimli, orta sınıf bir aile.
diğer tarafta ekonomik olarak zorlanan bir kadın.
ama film bunu bağırarak anlatmıyor.
insanların konuşmalarından anlıyorsunuz.
yönetmen asghar farhadi’nin en büyük başarısı da bu.
kamera kimseyi yargılamıyor.
sadece odanın içine koyuyor.
sonra insanları konuşturuyor.
gerisini seyirci yapıyor.
filmin adı da boşuna bir ayrılık değil.
aslında herkes bir şeyden ayrılıyor.
simin kocasından.
nader eşinden.
razieh huzurundan.
çocuklar çocukluklarından.
ve sonunda seyirci de “ben olsam ne yapardım?” sorusundan kaçamıyor.
filmin finali ise ayrıca güzel.
çünkü sana cevap vermiyor.
iki seçenek bırakıyor.
ve kapıyı kapatıyor.
işte gerçek sinema biraz da bu.
film biter.
ama karar verilmez.
kararı sen verirsin.
bir ayrılık, boşanma filmi gibi başlayıp ahlak, sınıf, vicdan, aile ve yalan üzerine müthiş bir insanlık hikâyesine dönüşüyor.
ve bence filmin özeti tek cümle:
bazen kimsenin kötü olmadığı bir hikâyede herkes birbirine zarar verebilir.