Spoiler içeriyor
Neden kimse bu muazzam diziyi izlemiyor? Bundan sonrası gönderi kelime kotasını doldurmak için dizi ile pek de alakalı olmayan laf kalabalığı; (Belki bir gün okunur) İnsanlık tarihi boyunca hikaye anlatıcılığı, mağara duvarlarına çizilen bizon figürlerinden tutun da günümüzün yüksek çözünürlüklü…devamıNeden kimse bu muazzam diziyi izlemiyor?
Bundan sonrası gönderi kelime kotasını doldurmak için dizi ile pek de alakalı olmayan laf kalabalığı;
(Belki bir gün okunur)
İnsanlık tarihi boyunca hikaye anlatıcılığı, mağara duvarlarına çizilen bizon figürlerinden tutun da günümüzün yüksek çözünürlüklü OLED ekranlarına kadar devasa bir evrim geçirmiştir. Bir hafta sonu akşamı, çayın altını kıstıktan ve en sevdiğiniz battaniyeyi üzerinize çektikten sonra koltuğun en rahat köşesine yerleştiğinizde, aslında binlerce yıllık bir anlatı geleneğinin modern bir temsilcisi oluyorsunuz. O an elinizdeki uzaktan kumanda, pilleri zayıfladığında kapağını açıp pillerini döndürdüğümüz, sadece kanalları veya platformları değiştiren basit plastik bir alet değil, aynı zamanda paralel evrenlere açılan bir portal, zaman algısını bükebilen bir modern çağ sihirli değneğidir. Dışarıda hafiften yağan yağmurun cama vuran ritmik damlaları, televizyon ekranının odaya yaydığı o soğuk mavi ışıkla birleştiğinde, salonun içinde adeta post empresyonist bir tablo, belki biraz da Edward Hopper yalnızlığı yaratır.
İşte tam da uzay zaman sürekliliğinin bu en konforlu ama bir o kadar da melankolik noktasında, Charles Yu’nun Ulusal Kitap Ödüllü aynı adlı romanından ekranlara harika bir şekilde uyarlanan Interior Chinatown dizisinin dünyasına adım atıyoruz.
Başrolde izlediğimiz Jimmy O. Yang'ın incelikle hayat verdiği Willis Wu karakteri, Hollywood'un yıllarca dayattığı klişeleşmiş Asyalı figürleri arasında sıkışıp kalmış sıradan bir arka plan oyuncusu olarak karşımıza çıkıyor.
Arka plan demişken, arka planların hayatımızdaki yerini hiç derinlemesine düşündünüz mü? Bir kafede otururken yan masada hararetle konuşulanlar, sokakta yürürken yanımızdan hızla ve gürültüyle geçen sarı taksiler veya gökyüzündeki bulutların rüzgarla değişen o anki rastgele şekli... Hepimiz kendi hayatımızın mutlak başrolündeyiz ama milyarlarca insanın hayatında sadece isimsiz bir "Arka Plan Karakteri" olarak var oluyoruz.
Belki de markette sıramızı beklerken kasiyere uzattığımız bir kutu sütün barkodunun "bip" diye okunma sesi, o an oradan geçen bir başkasının hayat hikayesinde bir dönüm noktasıdır. Süt demişken, laktoz intoleransının modern toplumdaki önlenemez artışı ve alternatif yulaf sütü pazarının yükselişi de aslında tıpkı sinema endüstrisi gibi insanın bir kimlik ve aidiyet arayışının parçası değil midir? Badem sütünün kahvedeki o kesik kesik duruşu, insanın topluma karışamama hissini ne de güzel özetler. Tıpkı Willis'in kendi dünyasında bir türlü ana karaktere dönüşememesi gibi.
Diziye dönecek olursak yapım, Willis'in "Genel Asyalı Adam" (Generic Asian Man) olmaktan kurtulup "Kung Fu Adamı" (Kung Fu Guy) olma hayalini, Black & White adlı kurgusal ve fazlasıyla klişe bir polisiyenin setinde anlatıyor. Gerçeklikle kurgunun birbirine geçtiği, dördüncü duvarın adeta bir balyozla yıkıldığı bu zekice dil, sistemin azınlıklara biçtiği tek boyutlu rolleri muazzam bir kara mizahla hicvediyor. Formatın o yenilikçi yapısı, Amerikan rüyasının aslında kimler için yazılmış bir senaryo olduğunu sorgulatıyor.
Elbette, bir diziyi "binge watch" (aralıksız izleme) yöntemiyle bitirdiğinizde, son bölümün bitiş jeneriği akarken kararan ekranda beliren kendi yansımanızla yüzleşmek, modern insanın en büyük ve en sessiz travmalarından biridir.
O siyah, soğuk ekranda beliren solgun yüzünüz, sehpanın üzerinde kalan son cips kırıntıları ve yarın sabah alarm çaldığında uyanıp okula, işe gitmeniz gerektiği gerçeği, izlediğiniz kurgusal dünyanın büyüsünü saniyeler içinde bozar. Zaman algımızın, izlediğimiz 45 dakikalık bölümlerle dilimlenmesi ve entropinin kaçınılmaz sonuna doğru atılan bu küçük, pikselli adımlar...
İzlemek, tüketmek, bitirmek ve hemen "Sıradaki Bölüm" butonuna basarak yeni bir döngüye girmek. Tıpkı Willis'in polis karakolunun arka planındaki o bitmeyen, sonsuz mesaisi gibi. Sonuç olarak, hem varoluşsal krizlerimizi tetikleyen hem de zekice bir hiciv sunan bu yapım, kelime kotasını doldurmak için yaptığımız onca felsefi sapmaya rağmen kesinlikle izlenmeyi hak ediyor.
#InteriorChinatown #WillisWu #JimmyOYang #CharlesYu #Hulu