Spoiler içeriyor
Kapısı kapanan son trenin film gösterimi ile elli beş saniyelik yolculuğu ve ekranda beliren boş istasyon, filmin en sevdiğim sahnesi çünkü ekranda kimse yok. Ne kurban, ne cinayet, ne hakim, ne de katil. O boş istasyonda kimse yok. Eğer insanlar…devamıKapısı kapanan son trenin film gösterimi ile elli beş saniyelik yolculuğu ve ekranda beliren boş istasyon, filmin en sevdiğim sahnesi çünkü ekranda kimse yok.
Ne kurban, ne cinayet, ne hakim, ne de katil.
O boş istasyonda kimse yok.
Eğer insanlar olmazsa siktiğimin trenlerine, trenler olmazsa raylara, raylar olmazsa istasyonlara ihtiyaç yok.
O hâlde neden önce insan eli ile inşa edilmiş ve sonra boş bırakılmış bir istasyonun manzarası önümde dursun?
İnsanın olmadığı yerde kurumuş ve ölmüş bir ağacın ölümüne tanık bile yok. Boş gözler ölümü seyrediyor. Önce umutları, sonra kendisi o ağaç gibi kurumuş ve ölmüş insana tanık bile yok.
Fruitvale Station Vakası, 1 Ocak 2009'un ilk saatlerinde ABD'nin California eyaletine bağlı Oakland şehrinde yaşanan ve 22 yaşındaki siyahi genç Oscar Grant'in polis kurşunuyla hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan gerçek olay.
Oscar Grant Michael B. Jordan tarafından canlandırılıyor. Film, Oscar'ın geçmişte bazı hatalar yapmış olsa da artık temiz bir sayfa açmaya, sevgilisine ve küçük kızına iyi bir baba olmaya çalıştığı bir dönemi işliyor ve olayın yaşandığı güne odaklanıyor.
Irkçılığın kurbanını sadece haberlerdeki bir istatistik olmaktan çıkarıp etten kemikten bir insana dönüştürerek olayın trajik boyutunu yansıtıyor.
Oscar Grant, 31 Aralık 2008 gecesi yeni yılı kutlamak için arkadaşlarıyla birlikte San Francisco'ya gidiyor. Dönüş yolunda bindikleri BART (Bay Area Rapid Transit) treninde başka bir grupla aralarında tartışma ve arbede çıkıyor. Tren Fruitvale İstasyonu'na geldiğinde ulaşım polisleri duruma sözde müdahale ediyor ve sadece Oscar ile arkadaşlarını trenden indirerek peronda duvara diziyor.
Gerginliğin tırmandığı anlarda polisler hepsini yere yatırıp kelepçelemeye çalışıyor. Oscar Grant silahsız ve polisler tarafından zaten yüzüstü yere yatırılarak zapt edilmiş durumda. Tam bu esnada polis memuru Johannes Mehserle belinden silahını çekip Grant'i sırtından vuruyor. Oscar kaldırıldığı hastanede hayatını kaybediyor.
Olayın en çarpıcı yanlarından biri, perondaki ve trendeki diğer yolcuların yaşananları cep telefonlarıyla kaydetmiş olması. Bu görüntülerin internette hızla yayılması bölgede günlerce süren şiddetli protestolara ve sivil haklar eylemlerine yol açıyor.
Tetik çeken polis memuru Johannes Mehserle, mahkemedeki savunmasında Grant'in direndiğini öne sürüyor. Niyetinin şok tabancası kullanmak olduğunu ancak o kargaşada yanlışlıkla belindeki gerçek silahını ateşlediğini iddia ediyor. Jüri, (Kandahar Katliamında olduğu gibi çok övülen o batının adaleti) Mehserle'yi cinayetten değil "kasıtsız adam öldürmek" suçundan suçlu buluyor. İki yıl hapis cezasına çarptırılan eski polis memuru sadece 11 ay cezaevinde yattıktan sonra tahliye ediliyor. Verilen bu son derece hafif ceza toplumun büyük bir kesimi tarafından büyük bir adaletsizlik olarak nitelendiriliyor.