Necip Fazıl’ın kesif Moskof düşmanlığı üzerine tarihi vakaları sıraladığı kitabı. Muhtemelen Soğuk Savaş devrinin etkisi ile ananevi Rus husumetine bir de komünizme karşı nefret boca edilince böyle bir eser ortaya çıkmış. Hamaset ve demogojisinin ötesinde muhteviyatından ziyade Necip Fazıl’ın Türkçe'yi…devamıNecip Fazıl’ın kesif Moskof düşmanlığı üzerine tarihi vakaları sıraladığı kitabı. Muhtemelen Soğuk Savaş devrinin etkisi ile ananevi Rus husumetine bir de komünizme karşı nefret boca edilince böyle bir eser ortaya çıkmış.
Hamaset ve demogojisinin ötesinde muhteviyatından ziyade Necip Fazıl’ın Türkçe'yi kullanışındaki ustalığı tekrar görmek için okudum. Zaten benim için ideolojisinden ziyade bir kıymeti varsa o bu dile olan hâkimiyetidir. Mesela şunun gibi:
.. doğrudan doğruya birbirinin vücut hikmetine düşman olmaktan gelen böyle bir zıddiyet
münaferet, tarihte tektir; ve sadece Türkle Moskofa hâstır:
Onun içindir ki, bütün bu incelikleri düşünmeden sezen halkımızın dilinde Moskof, sade «Moskof» değil. «Moskof Gâvuru»dur.
Türk, ciğerinin tâ içinden gelen bir havayla ve dişlerini gıcırdatarak «Moskof Gâvuru» derken, olanca dayanağını Müslümanlıkta bulur ve gâvurluk mefhumunun başında, soyulmuş çürük patates suratlı çiy ve bomboş gözlü Moskofu görür. Türk'ün gözünde başka milletler Moskofa yaklaştıkları
nisbette düşman ve ondan uzaklaştıkları mikyasta dosttur. Demek ki, Türk'e göre mücerret düşmanlık, mücerret özünü, renk ve çizgilerini Moskofluktan alıyor.
Buradaki dil, klasik Necip Fazıl söylemini aksettiriyor, coşkulu, hamasi ve abartılı ama diğer yandan Türkçe'yi kullanma gücü yüksek. Refik Halit de böyledir.
Komünizmle Rusluğu aynileştirdiği bir yeri de ilave edeyim. Zaten bu kitabı ikisine birden çarpmak için yazdığı çok belli.
“O zamanki Rusların ziraat işlerinde (Mir) dedikleri bir usûl vardı. Bellibaşlı göz sahaları içinde oturanlar ve birbirleriyle münasebette bulunanlar toprağı ortaklaşa ekerler ve mahsulünden ortaklaşa faydalanırlardı. Şahıs veya aile adına «mülkiyet» diye de birşey bilmezlerdi.
Komünizmanın (Kolhos) sistemine benzeyen ve onun en iptidaî şeklini belirten bu tarz, birşeyi bilip de kaldırmanın değil, hiçbir şey bilmemenin eseridir ve kendi iptidaîliği içinde komünizmaya ait bir iptidaîliğin de tercümanı olmak mevkiindedir. Görülüyor ki, sâf komünizma nazariyelerinin Rusya'da tutması ve tutunması, biraz da islâv bünye ve mizaciyle uyuşmasındandır.”
“(Rönesans) neticesinde ve 19. Asır başlarında tahlilini bir kimya kâğıdı kesinliğiyle şuurlaştıran Avrupa medeniyeti, kendi nefs murakabesini şu hükümle mühürlemiştir:
Batı medeniyetinin ismi (Greko-Lâtin)dir ve bu medeniyet, Yunan akıl ve ölçüsü, Roma nizam ve usulü ve Hristiyanlık ahlâk ve hassasiyetinden ibarettir. Bu bakımdan Hristiyanlıkla evlendirilen eski putperest Yunan'a bağlı plâstik vs hendesî akü ve ölçüler tablosu, Batı dünyasının ruh temellerinden başlıcasıdır. O halde dünkü Yunanlının bugünkü (dejenere- mütereddi) vârisi
Yunanlıyı her zaman koruma, bu koruma işinde de Türk ruhunun kökü İslâm'a karşı haç'ı sembolleştirme, dün olduğu gibi bugün de Batılının vaz geçilmez şiari olmakta devam edecek ve şahsiyetli bir dünya görüşü ve onun kuvvetine malik bulunmaktan gayri Türk'e yol kalmayacaktır. İşte. Yunan istiklâlinin biricik faktörü, bu işde bütün Batı dünyasiyle ortaklaşa hareket eden ve 1917'ye kadar bu faktörü elinden bırakmayan Moskof; hakikatte ise o gün-bugün. hiç değişmeyen
kanun!..”