Öncelikle şunu söylemek gerekir ki bu filmi birebir tarih belgesi olarak değil, bir sinema eseri olarak değerlendirmek lazım. Sinema, tarih kitapları gibi yalnızca olayları anlatmaz; dönemin atmosferini ve insanların ruh hâlini de yansıtmaya çalışır. Bu açıdan Mehmet Ada Öztekin’in filmi…devamıÖncelikle şunu söylemek gerekir ki bu filmi birebir tarih belgesi olarak değil, bir sinema eseri olarak değerlendirmek lazım. Sinema, tarih kitapları gibi yalnızca olayları anlatmaz; dönemin atmosferini ve insanların ruh hâlini de yansıtmaya çalışır. Bu açıdan Mehmet Ada Öztekin’in filmi ciddiyetle ele aldığı görülüyor.
Mustafa Kemal Paşa’yı canlandırmak oldukça zor bir iş. Çünkü herkesin zihninde onunla ilgili belirli bir portre var. Buna rağmen Aras Bulut İynemli bu rolün üstesinden başarılı bir şekilde gelmiş. Sadece fiziksel benzerliğiyle değil; duruşu, bakışları ve tavırlarıyla genç Mustafa Kemal’in kararlı ama aynı zamanda insani yönünü yansıtmayı başarmış. Özellikle insanlarla kurduğu ilişkilerde onu yalnızca bir komutan olarak değil, çevresindekilere güven veren genç bir subay olarak göstermesi başarılı.
Ancak tarihî açıdan bakıldığında bazı eksikler ve anakronizmler de var.
Örneğin Selanik sahneleri bana göre filmin en zayıf taraflarından biri. 19. yüzyılın sonlarında Selanik, birkaç ev ve sıradan bir okuldan ibaret değildi. Önemli bir liman şehriydi ve oldukça kozmopolit bir yapıya sahipti. Yahudiler, Rumlar, Bulgarlar, Türkler ve farklı topluluklar bir arada yaşıyordu. Bu çok kültürlü ve çok dilli ortamı filmde yeterince göremiyoruz. Oysa Mustafa Kemal’in düşünce dünyasının oluşmasında Selanik’in bu yapısının önemli bir etkisi vardı.
Diyaloglarda da benzer bir sorun var. Bazı konuşmalar fazla edebî ve süslü. Mustafa Kemal’in mektuplarına ve askerî yazışmalarına baktığımızda daha doğrudan, sert ve kısa bir üslup görüyoruz. Filmdeki bazı konuşmalar ise daha çok Cumhuriyet dönemindeki söylevleri andırıyor. Örneğin 1911 Trablusgarp’ında görev yapan genç bir subayın bu kadar süslü ve etkileyici cümlelerle konuşması tarihî açıdan çok ikna edici değil. Fakat sinema açısından bakıldığında bu tercih seyircide duygusal bir etki oluşturuyor.
Savaş sahneleri ise filmin güçlü taraflarından. Özellikle Trablusgarp ve Çanakkale bölümlerinde çamur, yorgunluk, kaos ve savaşın zorluğu oldukça gerçekçi verilmiş. Gereksiz patlamalar ve abartılı aksiyon yerine daha sade ve gerçekçi bir anlatım tercih edilmiş. Bence bu doğru bir seçim.
Dizi tarih açısından kusursuz değil. Bazı olaylar sadeleştirilmiş, bazı karakterler ve dönem atmosferi yeterince derin işlenmemiş. Ancak bütün bunlara rağmen, Mustafa Kemal’i yalnızca büyük bir lider olarak değil; yorulan, terleyen, annesine karşı mahcup olan, duyguları ve zaafları bulunan bir insan olarak göstermesi önemli.
Bu nedenle filmi bir tarih kitabı gibi değil, tarihî olaylardan ve kişilerden esinlenen bir sinema eseri olarak değerlendirmek daha doğru olur. Bu bakış açısıyla değerlendirildiğinde, kusurlarına rağmen başarılı ve izlenmeye değer bir yapım olduğunu düşünüyorum.