80'ler ve 90'lar korku-komedi filmleri bugün dönüp 80’ler ve 90’ların korku-komedi filmlerine bakınca insanın aklına ilk gelen şey korku olmuyor. dönem oluyor. çünkü bu filmlerde herkesin saçı büyük. telefonlar kablolu. arabalar devasa. evlerin içinde ahşap paneller var. televizyonlar mobilya gibi.…devamı80'ler ve 90'lar korku-komedi filmleri
bugün dönüp 80’ler ve 90’ların korku-komedi filmlerine bakınca insanın aklına ilk gelen şey korku olmuyor.
dönem oluyor.
çünkü bu filmlerde herkesin saçı büyük.
telefonlar kablolu.
arabalar devasa.
evlerin içinde ahşap paneller var.
televizyonlar mobilya gibi.
insanlar gece ıssız bir eve giderken “burada bir terslik var mı?” diye düşünmüyor.
çünkü o dönemde google yok.
telefonun feneri yok.
konum paylaşımı yok.
kamera yok.
kapıyı açmadan önce “kim o?” diye bakmak yok.
kapı çalıyor, açıyorsun.
sonra ölüyorsun.
80’ler korku filmlerinin en büyük klişesi belki de buydu:
insanların olağanüstü derecede meraklı olması.
bodrumdan ses geliyor.
gidip bakıyor.
ormanlık alanda garip bir şey görüyor.
yaklaşıyor.
dolabın kapağı kendi kendine açılıyor.
kapatmak yerine içine bakıyor.
telefon çalıyor.
açıyor.
karşıdaki nefes alıyor.
“alo?”
kardeşim kapat.
niye konuşmaya devam ediyorsun?
ama aslında mesele aptallık da değil.
o dönem sinemasının dünyası bugünkü kadar paranoyak değil.
internet yok.
sosyal medya yok.
her şeyin görüntüsü yok.
bilmediğin şey gerçekten bilinmiyor.
bu yüzden korku da başka.
bir yaratık görüyorsun ve gerçekten “bu ne?” diyorsun.
şimdi olsa karakter telefonu çıkarır:
“arkadaşlar ormanda garip bir yaratık gördüm.”
youtube’a yükler.
iki milyon izlenme.
80’lerde ise yaratık seni öldürüyor.
kanıt da yok.
bir de gençlik meselesi var.
bu filmlerde gençler sürekli bir yerlere gidiyor.
kamp.
göl evi.
orman.
plaj.
pansiyon.
üniversite.
pijama partisi.
mezuniyet.
karavan.
bir şekilde hep kalabalık bir grup genç var.
ve grubun içinde mutlaka şu karakterler bulunuyor:
zeki kız.
salak ama komik çocuk.
yakışıklı ama işe yaramaz erkek.
sürekli şaka yapan arkadaş.
ilk ölen kişi.
ve herkesin başına bela olan ama seyircinin sevdiği bir manyak.
bir de şu inanılmaz gelenek var:
“iki dakika sonra geliyorum.”
gelmiyor.
çünkü ölüyor.
sonra diğerleri:
“nerede bu?”
senaryoda mezarlıkta.
korku filmlerindeki romantizm de ayrı bir dünya.
insanlar daha yeni tanışmış.
iki dakika sonra birbirlerine bakıyorlar.
üç dakika sonra öpüşüyorlar.
beş dakika sonra ormanda baş başalar.
seyirci de:
“tamam, bunlar birazdan ölecek.”
diye bekliyor.
çıplaklık bile bugün olduğundan farklı bir sinema dili taşıyor.
çoğu zaman karakterden çok dönemin “gençlik özgürlüğü” fikrinin bir parçası.
parti var.
müzik var.
alkol var.
aşk var.
gençlik var.
ve hemen arkasından:
katil var.
yani dönemin sineması gençliğe bir yandan “özgür olun” diyor.
diğer yandan:
“ama fazla da özgür olmayın, yoksa ölürsünüz.”
80’ler korku filmlerinin en komik taraflarından biri de teknoloji.
bugün yapay zekâ var.
akıllı telefon var.
uydu var.
gps var.
o dönem ise:
video kaset.
telefon.
telsiz.
televizyon.
ve bazen korkunç bir bilgisayar.
bilgisayarın ekranında birkaç yeşil harf yanıp sönüyor.
karakter:
“aman tanrım…”
biz:
“ne oldu?”
bilgisayar:
ERROR
bütün film boyunca bunun ne anlama geldiğini anlamaya çalışıyorlar.
bir de canavarların teknolojisi var.
bugün yaratıklar milyonlarca dolarlık bilgisayar efektleriyle yapılıyor.
80’lerde ise bazen yaratığın fermuarı belli oluyor.
ama nedense daha gerçek geliyor.
çünkü gerçekten orada.
lastik.
maket.
kukla.
kostüm.
ve insan eli.
özellikle düşük bütçeli filmlerde bu durum daha da güzel.
film kötü mü?
evet.
efekt berbat mı?
evet.
ama yaratık ekranda gerçekten duruyor.
o yüzden seviyorsun.
90’lara gelince iş biraz değişiyor.
korku filmleri kendi klişelerinin farkına varmaya başlıyor.
seyirci artık ne olacağını biliyor.
karakter kapıya gidiyor.
seyirci:
“sakın açma.”
açıyor.
seyirci:
“açacağını biliyordum.”
katil çıkıyor.
seyirci:
“bunu da biliyordum.”
işte scream gibi filmler burada ortaya çıkıyor.
korku filmi artık kendi seyircisiyle dalga geçmeye başlıyor.
yani 80’lerin:
“kaç! arkanda!”
döneminden,
90’ların:
“arkanda olduğunu biliyorum zaten.”
dönemine geçiliyor.
ama bence en güzel tarafı şu:
bu filmlerde insanlar hâlâ birlikte vakit geçiriyor.
partiler var.
arkadaş grupları var.
insanlar kapı kapı dolaşıyor.
komşuya gidiyor.
sokakta geziyor.
alışveriş merkezinde takılıyor.
plaja gidiyor.
bugünden bakınca bunlar bile nostaljik geliyor.
çünkü korku filmlerinin arka planında aslında başka bir dünya var.
internet öncesi dünya.
her şey daha yavaş.
bilgi daha az.
ama macera daha fazla.
ve korku da biraz buradan doğuyor.
çünkü bilmediğin şey daha büyük.
bir de erkek karakterlerin inanılmaz özgüveni var.
adam elinde tüfekle ormana giriyor.
karşısında 3 metrelik yaratık var.
arkadaşları:
“emin misin?”
adam:
“merak etmeyin.”
iki dakika sonra:
ölü.
kadın karakter ise çoğu zaman daha akıllı.
“buradan gitmemiz lazım.”
erkek:
“saçmalama.”
kadın:
“burada bir şey var.”
erkek:
“abartıyorsun.”
sonra erkek ölüyor.
kadın hayatta kalıyor.
final girl kavramının boşuna ortaya çıkmadığını anlıyorsunuz.
ve tabii o meşhur müzikler.
bir synth giriyor.
dum dum dum.
kamera boş koridorda ilerliyor.
ortada hiçbir şey yok.
ama seyirci biliyor:
bir şey gelecek.
bazen de hiçbir şey gelmiyor.
kamera beş saniye daha bekliyor.
sonra kedi çıkıyor.
karakter bağırıyor.
seyirci de bağırıyor.
sonra herkes gülüyor.
80’ler korku sinemasının özeti biraz da bu zaten.
kork.
bağır.
gül.
sonra tekrar kork.
bence bu filmleri bugün hâlâ izleten şey korkudan çok bu samimiyet.
her şey kusurlu.
efektler kusurlu.
senaryo bazen saçma.
oyunculuk bazen kötü.
mantık zaten Allah’a emanet.
ama filmlerin bir ruhu var.
çünkü bunlar sadece korku filmi değil.
bir dönemin yaşam biçiminin fotoğrafı.
insanların eğlenme biçimi.
giyinme biçimi.
sevişme biçimi.
arkadaşlık biçimi.
korkma biçimi.
ve hatta ölme biçimi.
bugün bir korku filmi izlerken karakterin neden telefonunu kullanmadığını düşünürüz.
80’lerde ise telefon zaten mutfakta duvara bağlı.
kaçacak yer yok.
belki de bu yüzden o filmler daha korkutucu.
çünkü o dünyada gerçekten yalnızsın.
ve en komik tarafı?
80’ler ve 90’lar korku-komedi filmlerinde bütün bunları bilmemize rağmen karakterlere kızamıyoruz.
çünkü biz de olsak muhtemelen aynı şeyi yapardık.
karanlık bir evden ses gelse:
“kim var?”
derdik.
kapı açılırdı.
bir şey çıkardı.
kaçardık.
sonra film biterdi.
çünkü o dönemin sinemasında hayatta kalmak için akıllı olmak yetmiyordu.
biraz da senaryonun seni sevmesi gerekiyordu.