Boklu Dere ve Hayatı Salma Sanatına hoşgeldiniz dostlarım. Uzun zamandır bir şeyler yazmadığımı fark ettim. Kütüphanede sıkılmıştım, kalktım yürüdüm ve kendimi yine Boklu Dere’nin kenarında buldum. İşte yine başlıyorum.Bu aralar hayatı ultra düzey salmışlığım var. Saldım çayıra Mevlam kayıra. Bir…devamıBoklu Dere ve Hayatı Salma Sanatına hoşgeldiniz dostlarım. Uzun zamandır bir şeyler yazmadığımı fark ettim. Kütüphanede sıkılmıştım, kalktım yürüdüm ve kendimi yine Boklu Dere’nin kenarında buldum. İşte yine başlıyorum.Bu aralar hayatı ultra düzey salmışlığım var. Saldım çayıra Mevlam kayıra. Bir süredir hayatımın başında nöbet tutmayı bıraktım. Eskiden her şeyin bir planı olsun isterdim. Nereye gideceğim, ne yapacağım, ne zaman yapacağım, ne zaman düzeleceğim, ne zaman hayatımın rayına oturacağı… Hepsini bilmek isterdim. Sanki hayat bir proje, ben de son teslim tarihini kaçırmış bir öğrenciymişim gibi. Bir şeyleri yetiştirmem gerekiyordu. Bir yaşa kadar şunu yapmalıydım, bir yaştan sonra bunu başarmalıydım, şu tarihte toparlanmalı, bu tarihte başlamalı, öbür tarihte artık bambaşka biri olmalıydım. Sonra bir gün fark ettim: Ben hayatımı yaşamaktan çok hayatımı düzeltmeye çalışıyorum.Her pazartesi yeni hayat, her ay yeni hayat, her doğum günü yeni hayat, her gece saat üçte alınan büyük kararlar… Yarın her şey farklı olacak. Olmadı. İnsan kendine kaç kere yeniden başlayabilir bilmiyorum. Belki insan bilgisayar değildir. Format atınca düzelmiyor. Bazen aynı hatayla açılıyor, bazen daha yavaş çalışıyor, bazen de hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden devam ediyor.Bir de sürekli gelecekteki kendimizi bekliyoruz. Bir gün param olacak, bir gün taşınacağım, bir gün sevileceğim, bir gün kendimi seveceğim, bir gün sakinleşeceğim, bir gün her şey yoluna girecek. O bir günün peşinde bugünü harcıyoruz. Belki insanın kendine söylediği en büyük yalanlardan biri bu: bir gün. Çünkü o günün gerçekten geleceğine dair elimizde hiçbir kanıt yok. Hayatın bize borçlu olduğu bir düzelme tarihi yok. Kimse sonunda her şeyin güzel olacağını vaat etmedi. Bunu biz birbirimize anlattık, sonra da o hikâyeye inanıp yaşadık. Çocukken büyüyünce her şeyin daha anlaşılır olacağını sandık. Büyüdük. Sadece sorumluluklar büyüdü. Kendimizi hâlâ anlamaya çalışıyoruz.Üstelik bir de başkalarının hayatlarını kendimize kıyaslama tablosu yaptık. Biri evlendi, biri işe girdi, biri yurtdışına çıktı, biri ev aldı, biri hayatının aşkını buldu. Biz kendi hayatımıza bakıp yine geç kaldık dedik. Belki hayatta geç kalmak diye bir şey yoktur. Belki sadece yanlış saate bakıyoruz. Başkasının saatine. Herkes kendi hayatının içinde başka bir zamanda yaşıyor ama biz nedense herkesin aynı takvimde ilerlemesi gerektiğini düşünüyoruz. Sonra da yetişemediğimiz için kendimizi suçluyoruz.
Bir de her şeyin bir anlamı olması gerektiğine inanıyoruz. Her ayrılık bir ders, her başarısızlık bir deneyim, her kayıp bizi güçlendiren bir olay, her acı bizi daha iyi bir insan yapan bir basamak. Bazen düşünüyorum da neden? Neden her boktan bir kişisel gelişim cümlesi çıkarmak zorundayız? Bazen bir şey kötü gider ve sadece kötü gider. Bazen biri gider ve gitmiştir. Bazen kaybedersin ve bundan çıkarılacak büyük bir ders yoktur. Bazen bok boktur. Her boku TED konuşmasına çevirmeye gerek yoktur. Belki bazı şeylerin anlamını aramayı bırakmak gerekiyor. Çünkü hayatın büyük bir kısmı açıklamasız. Neden birini sevdiğini bilmiyorsun, neden bazı insanları yıllar sonra bile hatırladığını bilmiyorsun, neden bazı şarkıların seni başka bir zamana götürdüğünü bilmiyorsun, neden bazı yerlere tekrar tekrar gittiğini de bilmiyorsun.Ben mesela yine Boklu Dere’ye geldim. Neden geldiğimi bilmiyorum ama geldim. Burada oturup hayatı düşündüm. Dere akıyor. Kendi halinde. Nereye gittiğini biliyor mu bilmiyorum ama biliyormuş gibi de davranmıyor. Belki Boklu Dere’nin benden daha bilge olmasının sebebi bu. Dere kendisine bakıp neden Boğaz değilim diye düşünmüyor. Boklu. Bunun farkında. Yine de akıyor. İnsan ise kendisine bakıp sürekli başka bir şey olmaya çalışıyor. Daha başarılı, daha mutlu, daha düzenli, daha cesur, daha az kırgın, daha az yalnız, daha çok seven, daha çok sevilen. Sanki insan olmak başlı başına eksik bir proje.Belki değil. Belki biz bozuk değiliz. Belki sadece insanız. Biraz eksik, biraz kararsız, biraz geç kalmış, biraz kırgın, biraz ne yaptığını bilmeden yaşayan canlılarız. Bunda düzeltilmesi gereken ne var? Belki insan kendisini sürekli düzeltmeye çalışmayı bıraktığında ilk defa kendisiyle karşılaşıyor. Çünkü insan kendisini sürekli tamir edilmesi gereken bir eşya gibi görürse bir süre sonra kendi halinden utanmaya başlıyor. Şurası eksik, burası yanlış, bunu da düzelt, biraz daha çalış, biraz daha başarılı ol, biraz daha normal ol. Sonunda insan aynaya bakıp kendisini görmek yerine üzerinde yapılacaklar listesini görüyor.Ben artık biraz o listeyi de saldım. Hayatım yolunda değilse değil. Her şey istediğim gibi gitmiyorsa gitmesin. Belki bazı şeyler hep yarım kalacak. Bazı sorular cevaplanmayacak. Bazı insanlar geri dönmeyecek. Bazı hayaller gerçekleşmeyecek. Ve belki bunların hepsini kabul etmek hayatı düzeltmeye çalışmaktan daha zor ama daha gerçek.Çünkü belki hayatın bir amacı olmak zorunda da değil. Belki dünyaya büyük bir şey bırakmak zorunda değiliz. Belki herkesin hikâyesi büyük bir romana dönüşmek zorunda değil. Belki bazı hayatlar sadece yaşanıyor. Bir çay içiliyor, bir otobüs kaçırılıyor, bir insan seviliyor, bir başkası unutuluyor, bir yere geç kalınıyor, bir yere hiç gidilmiyor, bir gün Boklu Dere’nin kenarında oturuluyor, sonra eve dönülüyor. Ve bütün bunlar olurken hayat, biz ona anlam vermeye çalışsak da çalışmasak da kendi halinde devam ediyor.Belki huzur hayatın temizlenmesini beklemek değildir. Biraz Boklu Dere gibi olmaktır. Boklu olduğunu bilerek akmaya devam etmek. Ben şu an tam olarak bunu yapıyorum. Hayatımı düzeltmiyorum, hayatımı çözmüyorum, kendimi yeniden yaratmıyorum. Bir süreliğine hayatın başında nöbet tutmayı bıraktım. Ne olacaksa olsun. Olursa olur, olmazsa ya nasip. Saldım çayıra Mevlam kayıra.Çünkü belki hayatın görevi bizi memnun etmek değil. Belki bizim görevimiz de onu sürekli düzeltmeye çalışmak değil. Belki yaşamak, bir şeylerin düzelmesini beklemekten vazgeçip düzelmemiş şeylerin arasında da yolunu bulabilmek. Belki hayat düzelmeyecek. Belki zaten hiçbir zaman düzelmedi. Belki biz yıllardır düzelmesini beklerken hayat çoktan yaşanıp gidiyor. Boklu Dere yine akıyor. Ben yine kenarında oturuyorum. Dere benden bir şey istemiyor, ben de ondan. Nereye gittiğimizi bilmiyoruz ama gidiyoruz. Şimdilik bu kadarını bilmek yeter. Gerisi ya nasip.