Spoiler içeriyor
Yıllar Geçse de Değişmeyen Çocuklar Avatar, benim için yalnızca yıllar sonra karşıma çıkan yeni bir yapım değil; doğrudan doğruya çocukluğumun devam filmi. Yıllar önce ufak bir çocukken televizyonun dibine geçip ağzım açık izlediğim, dünyayı kendi küçük çabalarımla anlamlandırmaya çalışırken bana…devamıYıllar Geçse de Değişmeyen Çocuklar
Avatar, benim için yalnızca yıllar sonra karşıma çıkan yeni bir yapım değil; doğrudan doğruya çocukluğumun devam filmi. Yıllar önce ufak bir çocukken televizyonun dibine geçip ağzım açık izlediğim, dünyayı kendi küçük çabalarımla anlamlandırmaya çalışırken bana eşlik eden o ekibin yıllar sonra yeniden bir araya geldiğini görmek, açıkçası beklediğimden çok daha duygusal bir deneyim oldu. Üstelik karakterlerin büyümüş ve hayatın farklı sorumluluklarını üstlenmiş olmalarına rağmen, onları onlar yapan temel özelliklerinden neredeyse hiçbir şey kaybetmemiş olmaları, filmin en güzel taraflarından biri.
Sokka'nın yaşına rağmen hâlâ o aynı eğlenceli çocuk tavırları, Toph'un kendine has o tatlı kibrinden hiçbir şey kaybetmemesi, Zuko'nun artık bir kral olmasına rağmen içindeki o havalı çocuğu koruyabilmiş olması, Katara'nın yalnızca alımlı bir kadın hâline gelmekle kalmayıp çocukluğundan beri taşıdığı o olgun ve yetişkin tavrını koruması ve Aang'in yıllar geçmesine rağmen merhametinden bir nebze bile kaybetmemesi, bana karakter gelişiminin yalnızca yaş almak anlamına gelmediğini gösterdi. İnsan zaman içerisinde değişebilir, sorumlulukları artabilir ve bambaşka bir konuma gelebilir; ancak bütün bunların altında onu o kişi yapan temel karakter özelliklerinin varlığını sürdürmesi, insan karakterinin değişmeyen taraflarını başarılı bir şekilde gözler önüne seriyor. Yıllar onları farklı yerlere savurmuş olsa da, bir araya geldiklerinde hâlâ birbirlerinin eksiklerini tamamlayan aynı ekip olmaları da ayrıca hoşuma gitti.
Filmin bir diğer dikkat çekici tarafı ise gücün insan üzerindeki yozlaştırıcı etkisini yeniden gündeme getirmesi. Filmde ele geçirilmeye çalışılan bu tarz bir gücün, en sağlam iradeleri bile zaman zaman saptırayazdırabileceğini Aang üzerinden oldukça etkileyici bir şekilde görüyoruz. Yıllarca merhameti, adaleti ve dengeyi temsil etmiş bir karakterin bile gücün ağırlığı altında neredeyse kontrolünü kaybedebilecek noktaya gelmesi, insanın ne kadar güçlü olursa olsun kötülüğe tamamen bağışıklığının olmadığını gösteriyor. Bunun yanında Aang'in geçmişiyle, kayıplarıyla ve taşıdığı yüklerle yüzleşmek zorunda kalması da karakterin büyümesini yalnızca yaş almak üzerinden değil, geçmişiyle hesaplaşmak üzerinden ele alıyor. İnsan büyüdükçe geçmişini geride bıraktığını sanıyor; oysa bazen büyümek, geçmişinden kurtulmak değil, onunla yaşamayı öğrenmek anlamına geliyor.
Bununla birlikte, film bütün bu karanlık tarafına rağmen hikâyenin merkezine umudu koymayı da ihmal etmiyor. Özellikle filmin sonunda verilen mesaj, yaşanan bütün kayıplara ve başarısızlıklara rağmen umudun hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmaması gerektiğini hatırlatıyor. Dünyanın ne kadar karanlık hâle geldiği önemli değil; doğru olanı yapmak için hâlâ bir neden ve mücadele etmek için hâlâ bir umut varsa, hikâye hiçbir zaman tamamen bitmiş sayılmıyor.
Öznel yorumum, filmi izlerken beni en çok etkileyen şey hikâyenin kendisinden ziyade o eski ekibi yeniden yan yana görmek oldu. Çocukluğumda çocukluklarıyla bana eşlik eden karakterlerin yıllar sonra yetişkin hâllerinde karşıma çıkmaları, bir noktada film izlemekten çok eski bir dost grubuyla yeniden buluşmak gibi hissettirdi. Dizi bitti, arkadaşlar olarak yollarımız ayrıldı, onlar büyüdü, ben büyüdüm ve yıllar sonra farklı bir rotada tekrardan buluştuk.
Kısacası, Avatar, benim için yalnızca geçmişte sevdiğim bir evrenin yeniden sinemaya taşınmasından çok daha fazlası oldu. Bazı filmler bize yeni bir dünya gösterir; bazıları ise yıllar önce bıraktığımız dünyaya geri götürür. Bu film, çocukluğumdan kalan bir hikâyeyi yıllar sonra yeniden karşıma çıkararak aslında bazı hikâyelerin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini bana hatırlattı. Yıllar sonra başka bir devam filmiyle tekrar karşıma çıkacak olsa, muhtemelen yine çocukluğumdaki gibi televizyonun karşısına dikilip ağzım açık bir şekilde izlerdim.
İyi seyirler.