Yıllar sonra yeniden, gerek var mıydı be Serdar Abi?.. İlk film; o döneme dek Türk sinemasında örneğine pek rastlanmayan çiğ şiddetiyle ve gerçek bir trajediyi perdeye taşımasıyla son derece vurucuydu, çokça ses getirmişti. İzlerken ekran başında hiçbirimiz rahat oturamadık; çünkü…devamıYıllar sonra yeniden, gerek var mıydı be Serdar Abi?..
İlk film; o döneme dek Türk sinemasında örneğine pek rastlanmayan çiğ şiddetiyle ve gerçek bir trajediyi perdeye taşımasıyla son derece vurucuydu, çokça ses getirmişti. İzlerken ekran başında hiçbirimiz rahat oturamadık; çünkü gördüklerimizin soyut bir kurgudan ibaret olmadığını, sokağa çıktığımızda benzer bir dehşetin bizim de başımıza gelebileceğini iliklerimize kadar hissediyorduk. Çünkü benzer bir facia bizim gibi insanların başına gelmişti ve film de doğrudan o gerçeklikten besleniyordu. Bu yüzden IMDb’de 7.0 bandına oturan, insanların hakkını teslim ettiği kült bir iş oldu.
Lakin filmin asıl gücü, böylesi bir temayı ilk defa bu denli çıplak ve gerçekçi ele almasından geliyordu. Aynı hikâye ve şablon ufacık değişikliklerle yıllar sonra önümüze tekrar sürülünce bütün vuruculuğunu kaybetmiş. Zaten filmin tek iyi yanı o sarsıcılığıyken, bunu yitirdiği an ortada sinema deneyimi açısından tam bir hayal kırıklığı kalıyor. İlk filmin kadrosunda Nejat İşler, Hakan Boyav, Melis Birkan, Erdal Beşikçioğlu, Serdar Orçin gibi bu rollere son derece uygun usta isimler vardı. Faillerin serserilikleri, kendi aralarında konuşmaları ve lakayıt tavırları oldukça doğal ve başarılıydı. İkinci filmin oyunculukları kötü olmasa da yine de zikrettiğim isimler kadar usta oyuncu olmadıkları aşikâr. Üstelik filmin senaryosu da bu farka sebep oluyor bir noktada çünkü iki filmdeki faillerin profilleri de oldukça farklı. İlk filmde toplumun çoğu kesiminden dışlanmış, az paraya çok çalışmış ve toplumdan nefret eden serseri takımı görüyoruz. Failler bara öyle planlı bir baskın arzusuyla falan gelmiyordu; olayların fitili tesadüfen çıkan bir kavgayla ateşleniyor, adamların bastırılmış nefreti ve hayvani dürtüleri devreye girince iş adım adım linç ve tecavüze dönüyordu. Dolayısıyla organik hissettiriyordu. İkinci filmdeki failler ve motivasyonları ise bambaşka. Son derece zengin ve nüfuzlu ailelerin çocukları. Örneğin birisinin babası milletvekili diğerinin babası mafya inşaat baronu. Hayatlarında hiç sigortalı bir işte çalışmamış, hiç ezilmemiş ve hep kazanan tarafta olmuş orul orul orospu cocuklari. Ne insanlığa ne herhangi bir şeye hiçbir empati olmadan tamamen baba parası ve nüfuzuyla yer yüzünde cenneti yasamis oclar. Bara, taciz ettikleri bir kızın kendileri hakkında tweet atması üzerine tamamen saldırı ve işkence planıyla geliyorlar. Açıkçası bu yüzden ikinci film çok zorlama hissettiriyor. Failler kapıdan girince önümüzdeki bir saat boyunca neler olacağını zaten aşağı yukarı biliyoruz dolayısıyla hiçbir vuruculuğu kalmıyor.
Spoiler uyarısı, lütfen spoiler yememek için bu paragrafı atlayınız:
Açıkçası bu profil farkından dolayı ilk filmden katbekat daha kan dondurucu oluyor. Çünkü olaylardan sonra milletvekilinin oğlu olan kişi babasını arayıp olay yerine çağırıyor ve babası yanına emniyetten rütbeli birisini alarak geliyor. Orada çocuğuna tokatlar atıp arkadaşlarına bağırıyor sanki yanlışlıkla vazo kırmışlar gibi. Akabinde ise polis müthiş bir rahatlıkla ‘’ortalığı bayağı dağıtmışsınız gençler neyse halledilmeyecek iş değil.’’ diyerek gidip yalvar yakarışlarının arasında sağ kalanların kafasına sıkıyor ve güvenlik kamerası görüntülerini sildiriyor. Çocukları karşısına alıp alternatif bir senaryo yazıp çocuklara mahkemede beyan edecekleri ifadeyi ezberletiyor.
Filmin sonunda kanım o kadar dondu ki filmi durdurup dakikalarca kara kara düşündüm. İlk filmde hissetmediğim kadar dehşet içerisinde hissettim kendimi. Çünkü ilk filmdeki failler silah ya da kas gücü farkıyla bütün bu dominasyonu kuruyordu lakin ikinci filmdeki nüfuzlu piçlerin arkasında resmen devlet ve mafya var. İlk filmde mağdurlardan birinde bir tabanca olsaydı olayın seyri tamamen değişebilirdi ama bu orospu çocuklarından birisini vurduğun anda ertesi sabah kapında en az 4 siyah araba belirir muhtemelen. Polise gitsen memur çaresizce başını iki yana sallayıp ‘’Ah be kardeşim keşke hiç bulaşmasaydın. Hiçbir şey yapamazsın hiç uğraşma başın ağrımasın.’’ deyip yollarlar. Olay esnasında mağdurlardan biri, faillerin elebaşına ‘’Baban olmasa hiçbir bok değilsin.’’ deyince elebaşı da ‘’senin allahın benim lan!’’ diyor. Maalesef ikisi de haklı ama yalnızca birisinin sözü geçiyor, o da güçlü olanınki. Hayatta bazen öyle anlar oluyor ki karşınızdaki orospu cocuğuna bir seyler yapmak, kendinizi savunmak istiyorsunuz ama sanki karşı taraf allahmışçasına hiçbir şey yapamıyorsunuz. Filmi izlerken tek düşündüğüm benzeri bir durumda kalsam ben ne yapabilirdim?
Yine de bu tema zaten birinci filmde de işlenmişti daha iyi bir şekilde. Dolayısıyla izlemek isterseniz İlk Barda filmini tavsiye ederim. Bence bu filmin tek önemli yanı yaptığı eleştiri. Örneğin sokakta yardım arayan yaralı, tecavüze uğramış kadına ‘’Ya git akşam akşam bizi uğraştırma. Bizi belaya sokma.’’ diye kapıdışarı eden esnaf, her gün gündeme düşen bütün bu zulümlere sessiz kalan halkı simgeliyor. Mahkeme salonunda suçlular salınınca isyan eden halka tutuklama kararı çıkartan hâkim ise… İşin en acı kısmı mahkemeden sonra başka bir bara kutlamaya giden faillerden birisi yeniden bir kadına sarkıntılık etmeye başlayınca milletvekilinin oğlu ‘’Lan düzgün durun bende çıkış planı tükendi!’’ diyor. Yanıt olaraksa bir diğeri ‘’Olum sende bittiyse bizde var!’’ deyip kahkalar atıyorlar. Tabii ki kolpadan bir öldürme sahnesi var yine ama gerçek hayatta böyle bir şeyin asla olmayacağını biliyoruz. Yine de Serdar Akar’ı cesur mesajları için tebrik etmek gerek.
Son olarak, sinema deneyimi olarak bir hayal kırıklığı olmasının yanı sıra etik açıdan da son derece problemli bir devam filmi. Gerçek hayattaki trajedinin mağdurları daha ilk filmin çekilmesinden bile son derece rahatsız olmuşken, olayın tamamen unutulmasını ve kapanmasını istemişken Serdar Akar’ın yıllar sonra kalkıp ikinci bir *Barda* çekmesi tek kelimeyle çirkin bir hareket. İlk filmin popülaritesini hesaba katınca, geriye bu projenin tek motivasyonunun ticari kaygılar olduğu düşüncesi kalıyor ki bu da durumu etik açıdan çok daha vahim kılıyor.
FİLMDEN BAĞIMSIZ KAMUSPOTU:
Arkadaşlar hayatın doğal akışındayken bu tarz kriz senaryoları bize çok abartılı ve gerçekdışı geliyor fakat sizin de bildiğiniz üzere böyle senaryolar yaşanıyor maalesef. Yıllarca böyle bir problem olmadan hayat devam etse de tek bir kötü gün geri kalan yılları sıfırlayabiliyor neredeyse. Daha geçtiğimiz ay bir arkadaşım milyonlarca lira gasp edildi ve bıçaklandı. Hayalet gibiydi onu son gördüğümde. Keza ben de yaşamıştım çıtırdan bir şeyler, aylarca ruh gibi gezdiğimi ve her siyah passat gördüğümde tetiklendiğimi hatırlıyorum. Özellikle kadınlar, taşıması yasal olan ve 200-300 tl gibi fiyatlara satılan biber gazından bir tane edinmeli ve nasıl efektif kullanıldığını internetten/yapay zekâdan öğrenmeliler mutlaka. Mümkünse uzun vadede jiujitsu, mma, boks/kick boks, muay thai, güreş gibi sporlardan birisinin kursuna gidip eğitim almalı birkaç yıl. En önemlisi ise pek fazla risk almadan, kavgaya belaya bulaşmadan yaşamayı bir alışkanlık hâline getirmek. Filmde tefeciden borç alıp atlatan, mağdurların en belalısı gözü kara arkadaş bile en başından beri faillere ‘’Abi özrünüzü dilettiniz nolur gidelim’’ diye yalvarıyordu.