Nahit Hanım; Atatürk, Orhan Veli, Sabahattin Ali... Dönemin ileri gelen isimlerinin hepsiyle irtibatı olan ‘Rönesan gibi kadın’. Bu gönderimde size kitabı da Orhan Veli ve Nahit Hanım’ın hem birbirlerine hem başkalarına olan ‘aşk’larını da kısa tutmaya çalışarak anlatacağım. Kitapta Orhan…devamıNahit Hanım;
Atatürk, Orhan Veli, Sabahattin Ali... Dönemin ileri gelen isimlerinin hepsiyle irtibatı olan ‘Rönesan gibi kadın’.
Bu gönderimde size kitabı da Orhan Veli ve Nahit Hanım’ın hem birbirlerine hem başkalarına olan ‘aşk’larını da kısa tutmaya çalışarak anlatacağım. Kitapta Orhan Veli’nin Nahit Hanım’a gönderdiği mektuplar yer alıyor.
Nahit Hanım Felsefe öğretmenidir, Orhan Veli ise yazar olmanın yanı sıra çevirmenlik de yapıyormuş o dönemlerde. Nahit Hanım, Halil V.F. ile evliyken (1940) Orhan Veli ile tanışıyor. Eğitim, öğretim, yazma ortak ilgi alanları olduğundan da düzenlenen çoğu etkinlikte bir araya geliyorlar ve ilişkileri yavaş yavaş büyüyor. 1945-46 yılı gibi Ankara’dan İstanbul’a taşınmak zorunda kalıyor. Ve uzaktan ilişki yaşamaya başlıyorlar.
Orhan Veli mektuplarında onu ne kadar sevdiğinden, yaşam amacının da hevesinin de o olduğundan bahsedip duruyor. Ama genelde kendisi kadar hevesli bulmuyor Nahit Hanım’ı. Mektuplarında ona küçük sitemler de ediyor. Ama anladığım kadarıyla Nahit Hanım fazla nazlı, fazla manipülatif ve alıngan bir kadın.
~Sen benim için daima tek var olan şeysin. Dikkat et, en çok demiyorum, tek diyorum. Senden başka hiçbir şeyim yok. Hiçbir şeyim olmasını da istemiyorum. Sana bu kadar bağlı bir insanı, seni deli gibi seven bir insanı mühimsemezsen herhalde hata edersin. Resimlerde, sözlerde, hatıralarda, kokularda, renklerde, her şeyde seni arıyorum. Yattığım vakitler yalnız seni düşünüyorum.
Orhan Veli bu yıllarda maddi açıdan çok sıkıntı çekiyor. Paltosunu sattığı bile söyleniyor. Neredeyse kitap boyunca Orhan Veli, Nahit Hanım’a İstanbul’a gelmesini; Nahit Hanım, Orhan Veli’ye Ankara’ya gelmesini söylüyor. İmkansızlıklar oluyor ve çoğunlukla buluşamıyorlar ama buluştukları dönemler de var.
Nahit Hanım ve Halil V.F. 1947 yılında boşanıyorlar. Boşandıktan sonra dahi Halil Bey'in soyadını, Fıratlı, kullanmaya devam ediyor.
10 Kasım 1950’de, Ankara’da belediye çukuruna düşüp başından darbe alıyor Orhan Veli. 14 Kasım’da İstanbul’da fenalaşıyor ve hastaneye kaldırılıyor. 36 yaşında hayatını kaybediyor. Alkol zehirlenmesi zannediliyor ama otopsiyle beyin kanaması olduğu anlaşılıyor.
Nahit Hanım’a haber veriyorlar. O güne kadar İstanbul’a gitmemek için binbir bahane bulup doğru düzgün Orhan Veli’nin yanına gidemeyen Nahit Hanım, o gece ilk trenle İstanbul’a gidiyor. Ama sevgilisine yetişemiyor. Ölüm daha hızlı...
~ Hayatımızın hiç düşünmeden feda edebileceğimiz seneleri o kadar çok mu? (1947)
Nahit Hanım 1950 yılında tanıştığı, kendisinden 16 yaş küçük olan Arif D. ile 1955’te evlendi; 1961’de boşandı. Orhan Veli’nin öldüğü yıl bir adamla tanışması, o adamla evlenmesi beni bile kırdı. Yani ben Nahit Hanım’ın aşkına, sevdasına inanamadım. Belki onun da yazdıklarını görseydik daha inandırıcı olabilirdi bir şeyler.
Orhan Veli’nin yazdıklarını görünce aşkı inandırıcı duruyordu ama ikisi beraberlerken Bella Eskenazi isimli bir kadına da hisler besliyormuş. Onun sevdası da bundan kaynaklı anormal geldi.
İşin sonunda; edebiyat tarihine geçen o büyük, sırılsıklam ve tutkulu aşkların arkasında bile insani zaafların, kopuşların ve tutarsızlıkların olduğunu görmek sarsıcı. 'Aşk bu mu?' diye sorgulatıyor insana.
En çok üzüldüğüm şeyse bütün o uykusuz gecelerin, Nahit Hanım'a yazılan çaresiz mektupların ve gözyaşlarının ardından, hayatın ona bu kadar erken bir son hazırlamış olması...
Yazarın cebinden çıkan şiir;
Hiçbirine bağlanmadım
Ona bağlandığım kadar.
Sade kadın değil, insan.
Ne kibarlık budalası,
Ne malda mülkte gözü var.
Eşit olsak der,
Hür olsak der.
İnsanlığın hali ne olacak
Şu dünyada? diye dertlenir.
Yalnızlık bilmediği için mi nedir,
Beni de ister yanında.
Çaresizim ama,
Yine de en çok onu sevdim.