Spoiler içeriyor
Yeni kitaplar almayı hak edebilmek için öncelikle evdeki kitapları bitirmeye çalışıyorum bu da o kitaplardan biriydi. Yanılmıyorsam lisedeyken bir hevesle alıp okuyacağım diyordum ama asla okumadım, aldığım günden beri rafta duruyor. Bu aralar hikaye okumayı sevmiyorum dedikçe inatla hikaye okuduğumu…devamıYeni kitaplar almayı hak edebilmek için öncelikle evdeki kitapları bitirmeye çalışıyorum bu da o kitaplardan biriydi. Yanılmıyorsam lisedeyken bir hevesle alıp okuyacağım diyordum ama asla okumadım, aldığım günden beri rafta duruyor.
Bu aralar hikaye okumayı sevmiyorum dedikçe inatla hikaye okuduğumu fark ettim yani genelde yüzeysel anlatılıyor diye yakınıyordum fakat bu kitapta hiç o şekilde düşünmedim. Belki de hikaye okumaya alışmışımdır bilemiyorum.
Neyse bu kitapta da Sabahattin Ali'nin çeşitli dergi ve gazetelerde yayımladığı 9 öykü yer alıyor.
Bunlar;
Ses
Köpek
Sıcak Su
Mehtaplı Bir Gece
Köstence Güzellik Kraliçesi
Çirkince
Apartman
Gramafon Avrat
Bir Mesleğin Başlangıcı
Anlatılan her öykü aman aman güzeldi diyemem ama bazılarını sevdim. Bir de şeyi düşündüm eskiden dergi okuma kültürü çok iyiymiş yaa. Yani her seferinde "Aa bu yazarın hikayeleri güzel acaba yine ne yazmış?" diye bi merakla dergiyi alıp okuduğumu düşündüm ve çok hoşuma gitti.
Ya da mesela yazar İçimizdeki Şeytan kitabını, Ulus gazetesinde 87 bölüm şeklinde tefrika etmiş ve bir sene sonra da kitap şeklinde basılmış. Araya ne kadar bir süre giriyordur bilmiyorum ama devamında ne olacak diye beklemek istedim nedense. Tabii o zamanların dizileri de bu kısa hikayeler oluyordur muhtemelen.
Gerçi düşününce bizde de dijital olarak Wattpad vardı sürekli yazarların yazılarını bekliyorum ve bi hevesle okuyordum sonra da zaten işin içine reklam girdi ve bazıları kitap olunca güzel olup olmadığına bakılmadan herkes kitap çıkarmaya başladı ve yine reklam.. Bazı filmlerin konusunu da Wattpad'den almaya başladılar falan filan. Bazı konularda çok abarttılar bence bilmiyorum ama ilk senelerde çok güzeldi keşke öyle kalmaya devam etseydi.
Bir aralar dergiler de çok popülerdi ama hangisini alacağıma asla karar veremiyordum hatta artık her ay dergi alacağım diye bir karar almıştım ama sadece bir ay alabilmiştim benim süreklilik bu kadar oluyor maalesef.
Neyse kitabı okurken aynı zamanda aklımdan bunlar geçmişti söyleyeyim dedim.
...
İlk olarak "Ses" hikayesinde, yolculuk yapan iki arkadaş bozulan kamyonu beklerken bir çobanın türkü söylediğini duyuyor ve hayran kalıyorlar o sese. Daha sonra içlerinden biri türküyü söyleyen adamla tanışıp onun sesinin olağanüstü olduğunu ve kendisinin de sesten anladığını söyleyerek ona yardımcı olacağını, sesini herkese duyuracağını diyor ve türküyü söyleyen Sivaslı Ali'yi şehre çağırıp bir yarışma gibi bir yere davet ediyor. E tabi adam hep kendi kendine türkü söylemiş hiç sesinin güzelliğini birilerine kanıtlamaya çalışmamışken birden böyle bir ortamda bulununca ne yapacağını bilememiş ve sesini bile kontrol edememiş. Juriler gelen başka birine ilgi gösterince adamın tüm hayalleri yıkılmış. Hayal dediğim de sesini kanıtlayıp yurt dışına çıkmak falan da değil yani, eline bir miktar para geçer diye düşünmüş ama o da olmamış. Tabii onu davet edenler de bir o kadar yerin dibine girmiş. Sonra Sivaslı Ali elindeki tek şey olan sazını da satıp çadırına geri dönmüş.
Bu hikayede Sivaslı Ali'ye tabii ki üzüldüm, o mahcubiyetini derinden hissettim ama beni asıl etkileyen sanırım söylediği türküydü. Aslına etkilemek değil de unuttuğum bazı anıları falan hatırlattı tuhaf hissettim.
Abim eskiden o kadar çok dinliyordu ki bunu yani dvd oynatıcılar vardı bizde, sürekli bunu açıyordu diye hatırlıyorum ama sürekli yani. Şu an bile eski defterlerini falan bulsam bunun sözleri yazıyordur kesin buna o kadar eminim ki bunu yazdıktan sonra onu bulmaya çalışacağım jdnjfd
Bu arada bu dediğim zamanlarda da maksimum sekiz yaşında falanım. Unuttum sanıyordum o zamanları ama bir şarkı ve birkaç fotoğrafa bakınca geri geldi.
Güzeldi o günler yaa.. Hep büyümek istiyordum ama ne biliyim büyüyünce böyle mi olacaktı? Daha farklı hayal ediyordum her şeyi. Yine buna da şükür diyorum ama hep bi olmamışlık var, belli ediyor kendini.
...
Her hikayeyi kısa kısa anlatacağım diyordum ama üşendim şimdi ya ama genel olarak hayattan hikayeler vardı yani geçmişte bir insanın karşılaşabileceği herhangi bir olayı okuyormuş gibi hissettim.
Bu arada ek bilgi: İzmir'in Şirince Köyü'nün eski adı Çirkince'ymiş. Alın bu bilgiyi ne yapıyorsanız yapın. Güzel anlattığından değil ama okurken orayı da gezmek istedim yaa.