Spoiler içeriyor
Köklerini Arayan Bir Çocuğun Hikâyesi Lion, kaybolduğu çocukluk yıllarından geriye kalan hatıraların peşinden giderek kendi geçmişini bulmaya çalışan Saroo'nun gerçek hayat hikâyesini anlatan, duygusal açıdan oldukça güçlü bir yapım. Açıkçası filmin başlarında duygulanıp, sonlarına şarıl şarıl ağladım. Özellikle çocukluk döneminde…devamıKöklerini Arayan Bir Çocuğun Hikâyesi
Lion, kaybolduğu çocukluk yıllarından geriye kalan hatıraların peşinden giderek kendi geçmişini bulmaya çalışan Saroo'nun gerçek hayat hikâyesini anlatan, duygusal açıdan oldukça güçlü bir yapım. Açıkçası filmin başlarında duygulanıp, sonlarına şarıl şarıl ağladım. Özellikle çocukluk döneminde yaşananlar ve biyolojik ailesine dair gerçekleri öğrendiğimiz anlar beni fazlasıyla etkiledi.
Filmin çocukluk dönemini canlandıran oyuncuları da ayrıca takdir etmek gerekiyor. Bu kadar küçük yaşta olmalarına rağmen karakterlerin yaşadığı korkuyu, çaresizliği ve merakı oldukça başarılı bir şekilde yansıtmışlar. Hatta benim gözümde filmdeki oyunculukların tamamı ayrı ayrı efsane kategorisinde.
Saroo'nun evlatlık alınmasından sonra hikâyenin yaklaşık 20 yıl sonrasına bir anda atlaması ise biraz ilgimi çekti. Aradaki yılların daha rutin bir hayat içerisinde geçmesi nedeniyle mi bu kısmı göstermeye gerek duymadılar, yoksa doğrudan Saroo'nun geçmişiyle yeniden yüzleştiği noktaya mı geçmek istediler bilmiyorum. Yine de bu kadar uzun bir zaman diliminin neredeyse tamamen atlanması, karakterin geçirdiği değişimi biraz daha yüzeysel hissettirdi.
Buna karşılık Sue ve John'un gerçek hayattaki hikâyelerini düşündüğümde, bu insanlara duyduğum hayranlık daha da arttı. Dünyaya yeni bir çocuk getirmek yerine, zaten zorlu bir çocukluk geçiren çocuklara bir aile olmayı tercih etmeleri gerçekten takdire şayan. Üstelik ikinci evlatlıkları oldukça asi ve sorunlu bir çocuk olmasına rağmen ondan vazgeçmemeleri, bunun yalnızca “iyi bir şey yaptık” düşüncesinden ibaret olmadığını, gerçekten bir aile kurduklarını gösteriyor. Dünyada böyle insanların olduğunu bilmek bile başlı başına güzel bir şey.
Saroo'nun yıllar sonra Google Earth üzerinden geçmişini araştırmaya başlaması da bana son derece doğal geldi. Sonuçta insanın kendi köklerini ve nereden geldiğini merak etmesi, özellikle de ailesinin kendisini yıllarca aramış olabileceğini düşünmesi, oldukça normal bir insan fıtratı. Bir noktadan sonra hayatınız ne kadar rahat ve refah içerisinde olursa olsun, her şeyin rutine bağlanması mutluluğun da sıradanlaşmasına neden olabiliyor. Saroo'nun hayatında her şey yolunda giderken geçmişinin peşine düşmesi de biraz bununla ilgili. İnsan bazen sahip olduğu şeylerden ziyade, hayatında eksik kalan parçayı arıyor.
Saroo'nun bu süreçte beni en çok sevindiren taraflarından biri ise kendisini büyüten ailesine karşı hiçbir zaman nankörleşmemesi oldu. Öz annesini ararken, kendisine bunca yıl sevgi ve güven veren Sue ve John'un hakkını da göz ardı etmiyor. Biyolojik ailesini bulmak istemesi, evlatlık ailesini daha az sevdiği anlamına gelmiyor. Aksine, iki tarafın da onun hayatındaki yerini kabul edebilmesi karakter adına oldukça güzel bir detay.
Öz annesini düşündüğümde ise filmin hikâyesi benim için daha da trajik bir hâle geldi. Bir çocuğu kaybolmuş, diğeri de hayatını kaybetmiş ve bütün bunları yoksulluk içerisinde yaşayan bir annenin yıllarca evladını aradığını düşünmek gerçekten insanın içini burkuyor. Abisinin öldüğünü öğrendiğim sahnede de açıkçası epey gözyaşı döktüm.
Bütün bunların sonunda Saroo'nun çocuk yaşta bunca zorluğun içerisinden sağ çıkıp, hayatın ona gerçekten kendisini sevecek bir aileyi çıkarması da bana hayatın ne kadar sürprizlerle dolu olduğunu düşündürdü. Başına gelen her şey kötüye gitmek zorunda değil. Bazen insanın hayatı, hiç beklemediği bir anda tamamen farklı bir yöne dönebiliyor. Hayat gerçekten de sürprizlerle dolu.
Filmin sonunda çıkan gerçek hayat bilgileri ise beni ayrıca gülümsetti. Bunca zaman kendi geçmişini arayan Saroo'nun aslında kendi adını bile yanlış hatırladığını öğrenmek, ağlarken yüzümde ufak bir tebessümden ziyade, gözümden yaş gelirken kıkırdama. Böyle trajik ve duygusal bir hikâyenin sonunda ortaya çıkan bu küçük detay, filmi benim için daha da unutulmaz hâle getirdi.
Kısacası, Lion yalnızca kaybolan bir çocuğun ailesini bulma hikâyesi değil; aidiyetin, ailenin, geçmişin ve insanın kendi köklerini bilme arzusunun hikâyesi. Gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanmış olması da anlatılanları çok daha etkileyici hâle getiriyor. Özellikle Saroo'nun iki ailesine karşı duyduğu sevgi ve minnettarlık, filmin bende en çok iz bırakan taraflarından biri oldu. Ağlattı mı? Hem de nasıl. Ama bütün o gözyaşlarının arasında birkaç kez güldürmeyi de başardı.
İyi seyirler.