Spoiler içeriyor
10/10 Bu kitap resmen “Voldemort geri döndü ama Sihir Bakanlıği bunu kabul etmiyor, o hâlde Hogwarts’a kayyum atayalım” kitabı. Dolores Umbridge’in okula gelip bütün sistemi pembe kurdeleli bir otoriter rejime çevirmesi gerçekten ayrı bir sinir testi. Kadının Harry’nin yanında sürekli…devamı10/10
Bu kitap resmen “Voldemort geri döndü ama Sihir Bakanlıği bunu kabul etmiyor, o hâlde Hogwarts’a kayyum atayalım” kitabı. Dolores Umbridge’in okula gelip bütün sistemi pembe kurdeleli bir otoriter rejime çevirmesi gerçekten ayrı bir sinir testi. Kadının Harry’nin yanında sürekli o yapmacık gülümsemesi bile başlı başına bir işkence.
Kitabı filmden ayıran en sevdiğim şey ise karakterlerin çok daha fazla nefes alması.
Harry: Bu çocuk bu kitapta gerçekten öfkeli. Sürekli Voldemort, rüyalar, Dumbledore’un kendisinden uzak durması, Bakanlığın ona yalancı muamelesi“Harry biraz sakinleş” dediğim yerler oldu ama sonunda yaşadığı travmanın ağırlığı düşünülünce çocuğa da çok kızamıyorsun. Özellikle Sirius’un ölümüyle birlikte Harry’nin artık çocukluğunun son kırıntısını da kaybettiğini hissediyorsun.
Hermione: Yine grubun beyni. Dumbledore’un Ordusu’nu kurma fikrinin arkasındaki asıl organizasyon gücü olması, Umbridge’e karşı hazırladığı planlar ve gerektiğinde Harry ile Ron’u hizaya getirmesi. Hogwarts’ın müdürü olsaydı Umbridge iki haftada işsiz kalırdı.
Ron: Quidditch seçmelerindeki özgüven problemi, takım arkadaşlarıyla ilişkisi ve Hermione’yle sürekli didişmesi karakteri çok daha canlı yapıyor. Filmdeki “yan karakter” hissinden ziyade kitapta Harry’nin en yakın arkadaşlarından biri olduğunu daha fazla hissediyorsun.
Cho: Filmde neredeyse sadece “Harry’nin hoşlandığı kız” olarak kalırken kitapta işler çok daha karmaşık. Cedric’in ölümünün ardından yas tutması, Harry’den beklentileri ve ikisinin birbirlerini tam olarak anlayamamaları ilişkilerini daha gerçekçi yapıyor. Noel Balosu sonrası değil ama Valentine’s Day civarı o meşhur buluşma. İkisi de iletişim konusunda felaket. 😂
Percy: Weasley ailesinin içindeki bu kırılma bence çok önemli. Percy’nin Bakanlık kariyerine kendini kaptırıp ailesiyle arasına mesafe koyması, özellikle Arthur ve Ron’la yaşadığı kopuş, savaşın sadece dışarıdaki insanları değil aileleri de parçaladığını gösteriyor. Filmde bunun büyük kısmının kaybolması yazık.
Kreacher: Kitabın gizli kaos ajanı. Sirius’la arasındaki gerilim, Black ailesine olan sadakati ve Harry’nin onu başta anlamaması… Sonunda Kreacher’ın Sirius’un ölümünde dolaylı rolünün ortaya çıkması gerçekten “sen de mi?” dedirtiyor. Ayrıca Grimmauld Place’in atmosferini çok daha karanlık ve yaşayan bir yer hâline getiriyor.
St. Mungo’s: Filmin atladığı ve kitabın dünyasını genişleten bölümlerden biri. Neville’ın anne ve babasını görmek, ailesinin yaşadığı trajediyi öğrenmek ve Neville’ın neden bu kadar sessiz ve çekingen olduğunu daha iyi anlamak… Bu sahneler karakteri bir anda çok daha derin hâle getiriyor.
Neville: Bu kitapta resmen yavaş yavaş açılıyor. Başlangıçta sakar ve çekingen Neville varken Dumbledore’un Ordusu sayesinde kendine güven kazanan, sonunda Bakanlık’ta arkadaşlarının yanında savaşan başka bir Neville görüyoruz. Küçük küçük ama çok güzel bir gelişim.
Luna: “Bu kızın kafası başka bir gezegende” diye başlayıp birkaç bölüm sonra “Luna’yı kimse üzmesin” noktasına geliyorsunuz. Ravenclaw ortak salonundaki konuşmaları, babası ve kendine has dünyasıyla serinin en özgün karakterlerinden biri.
Snape: Harry ile birbirlerinden nefret etmek konusunda artık olimpiyat seviyesindeler. 😂 Ama asıl bomba Snape’in anısında geliyor. James Potter’ın gençken Harry’nin düşündüğü kadar kusursuz biri olmadığını görmek ve Snape’in Lily’ye olan duygularını anlamaya başlamak, Harry’nin babası hakkındaki bakışını değiştiriyor. Kitabın en önemli geçmişe dönüşlerinden biri.
Ve tabii ki...
FRED & GEORGE: Ben bu iki adama hayatımı veririm. 😭❤️
Umbridge Hogwarts’ı kontrol etmeye çalışırken Fred ve George’un okulda kaos çıkararak ona karşılık vermesi paha biçilemez. Bataklık, havai fişekler, öğrencilerin isyanı ve sonunda süpürgelere atlayıp Hogwarts’tan ayrılmaları… İkisi resmen “Bu okuldan mezun olmuyoruz, bu okulu terk ediyoruz” diyerek kendi kariyerlerini başlatıyor.
Üstelik kitapta onların dükkân kurma hayalinin ve iş zekâsının daha fazla hissedilmesi çok hoş. Şaka yapıyorlar diye hafife alınan iki kişinin aslında ne kadar yaratıcı ve girişimci olduğunu görüyoruz.
Sirius: Kitapta ölümünün ağırlığı filmdekinden bile daha farklı geliyor. Harry’ye aile olabilecek, onu gerçekten anlayan insanlardan biri. Ama Sirius’un Grimmauld Place’te sıkışıp kalması, savaşın dışında bırakılması ve James dönemindeki özgür hayatını özlemesi de onu çok daha trajik bir karakter hâline getiriyor. Ölümünün ardından Harry’nin yaşadığı boşluk gerçekten ağır.
Ve final…
Bakanlık Savaşı, Ölüm Yiyenler, Sirius’un düşüşü, Harry’nin Bellatrix’in peşinden gitmesi ve ardından Dumbledore ile Voldemort’un düellosu. Voldemort’un Harry’nin bedenini ele geçirmeye çalışması ve Harry’nin sevgi üzerinden ona direnmesi ise serinin ana temasını tekrar yüzümüze çarpıyor.
Bu kitap sadece “Harry Potter ve Umbridge” değil; Harry’nin çocukluktan çıkıp savaşın gerçekten başladığı noktaya gelmesi.
Film güzel ama kitapta karakterler, aile ilişkileri, geçmişler ve yan hikâyeler çok daha dolu. Özellikle Percy, Kreacher, St. Mungo’s, Snape’in anısı ve Fred–George sayesinde kitap bambaşka bir deneyim.
Ve evet, bütün bu kaosun ortasında benim hâlâ en sevdiğim insanlar Fred ve George.